Takip et

Daron Acemoğlu’nun Düşünsel Evrimi ve İktisadın YZ ve Eşitsizlik Sorunu

🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.22261045 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Ana akım iktisat bugün yapay zekâ, eşitsizlik ve bölüşümü tartışıyorsa, bunda Prof. Acemoğlu’nun kurumsal iktisattan teknolojinin yönüne uzanan vizyoner yolculuğunun önemli bir katkısı vardır. Onun düşünsel evrimini izlemek, yalnızca bir ekonomistin değil; ana akım iktisadın kendi sınırlarını aşarak bugünün acil sorunlarıyla ve geleceğin meseleleriyle yüzleşme çabasının da öyküsüdür.

“O, Piketty ile birlikte, haklı olarak Soğuk Savaş sonrası dönemin en etkili ekonomistidir ve katkısı, her şeye tam olarak katılmasak da, son derece temel bir öneme sahiptir.” (Branko Milanovic)

“Geçmiş bize yabancı bir ülkedir, oranın kuralları kendine göredir.” (L. P. Hartley)

Odadaki fille başlayalım. The Economist ile Daron Acemoğlu arasındaki tartışmaya eklenecek yeni bir entelektüel malzeme yok[1]. Bunun iki sebebi var. Birincisi, Prof. Acemoğlu’nun verdiği cevap[2] bu alışverişi kapatmaya fazlasıyla yetti. İkincisi, tartışmayı başlatan yazı entelektüel derinlik ve dürüstlük bakımından sınıfta kaldı. Yazının bize gösterdiği tek şey, The Economist gibi kurumların kendi koydukları kuralları çiğneyebildiğidir.

Peki bu kurallar neler? Elit İngiliz sınıflarının değer ve normlarını belirleyen kurumlardan biri olan Oxford Union, bir tartışmada uyulması gereken üç ilkeyi şöyle özetler[3]:

1. Kişiyi değil, konuyu hedef almak.

2. Güncel tartışmayı öncelemek ve tartışmanın gerçek konusu hakkında dürüst olmak. Karşımızdakinin geçmişte söylediği sözleri değil, bu tartışmada ortaya koyduğu argümanları esas almak ve tartışmanın diğer tarafının ne söyleyip ne söylemediği konusunda hakbilir olmak.

3. Tartışmanın sınırlarına riayet etmek. Prof. Acemoğlu’nun da cevabında belirttiği gibi, bu tartışmanın ana ekseni yapay zekâ ve gelecektir.

Yazı, yüzeysel bir okumayla bile bu üç ilkeyi ihlal ediyor. Kişisel bir saldırı niteliği taşıyor, Acemoğlu’nun güncel yapay zekâ pozisyonu ve makaleleri yerine bugünkü tartışma için güncelliğini yitirmiş çalışmalarını odağa alıyor ve bu manevrayla ana tartışma olan yapay zekâ ve artan ekonomik ve politik eşitsizlik tartışmasını odaktan uzaklaştırmayı hedefliyor.

Bu tartışmada bizim açımızdan asıl önemli soru, Prof. Acemoğlu’na ilişkin değerlendirmeden bağımsız olarak, şudur: The Economist’i bugünkü bağlamda, şimdiye kadar bağlı kaldığını ileri sürdüğü kuralların dışına çıkmaya iten teşvik yapısı nedir? Bu kurallar hangi tarihsel geçiş dönemlerinde ve hangi koşullar altında geçerliliğini yitirmektedir?[4] Söz konusu teşvik yapısı daha geniş iktisadi ve siyasal dönüşümler içinde nasıl açıklanabilir? Bunu önümüzdeki yazılarda ele almayı planlıyoruz. Nitekim Katman‘daki birçok arkadaşımızın yazıları[5], ve son iki haftada yazılan birkaç önemli blog yazısı bu yapıyı[6] ve içinde bulunduğumuz iktisadi dönemi açıklar nitelikte. Tartışmanın gizlenen ekseni, yapay zekâ çağında bölüşüm ilişkileridir. Çağımızın ana mücadelesi de bu olacağından, sosyal bilimci olarak istesek de istemesek de bu konuya döneceğiz. Okumakta olduğunuz yazıyı ise The Economist‘in yapacağını söyleyip yapmadığı işe, Acemoğlu’nun iktisat ve sosyal bilimlerdeki yerini eleştirel biçimde konumlandırmaya ayıralım.

1999’a Bir Yolculuk: Bilimsel Cephe ve İlk Yenilikler

Acemoğlu’nun eserlerinin en fazla karşılık bulduğu yirmi beş yılı anlamak için 1998-1999[7]‘da ana akım iktisat teorisinin[8] nerede durduğunu hatırlamak gerekiyor. O yıllarda iktisat teorik temelini hâlâ neoklasik yaklaşımdan alıyor, kurumsal iktisat ile siyasal yozlaşma çalışmaları yeni yeni anlaşılıyor, ilk evrensel kalkınma reçetelerinin başarısızlıkları akademinin kıyılarına yeni yeni vuruyordu. Kalkınmanın nasıl anlaşılması gerektiği, nasıl bir zamansal ve mekânsal düzlemde analiz edilmesi gerektiği tekrar tartışmaya açılıyordu.

Dönemin ana akım iktisat cephesi iki iş üzerine kuruluydu. Biri “rasyonel, temsili aktör” varsayımına meydan okumak, diğeri ekonomik modellere teorik değişikliklerle siyaseti ve psikolojiyi dahil etmekti. Fehr ile Schmidt[9] modellerine adalet ve karşılıklılık kavramlarını taşımaya çalışıyor, Shleifer[10] yozlaşmayı kurumsal yapının bir parçası olarak anlamaya ve bunun verimlilik ile kalkınma üzerindeki etkisini çözmeye uğraşıyordu. Cephenin ortak dili zarif ve sade teorik modellerdi, özellikle de oyun teorisi.

Neoklasik iktisat, çarkları kusursuz işleyen bir saate benzer. Tek kusuru doğru zamanı hiçbir zaman göstermemesidir. Modelin temel varsayımı hem nicel olarak yanlıştı hem de toplumsal bağlamdan kopuktu. Kavramsal düzeyde nitel bir hataydı bu. Acemoğlu’nun modellemesi aynı sorudan muaf mıydı?

İlginç olan şu. Acemoğlu, en azından Nobel’i getiren çalışmaların temelinde, kurumların nasıl ortaya çıktığını ve ekonomi ile siyaset için ne tür dengeler yarattığını anlamanın o günkü en uç noktasından yola çıktı. Bu dengeleri oyun teorisiyle modelledi, üzerine demokratikleşmenin genel “kütleçekimsel” etkisini ekledi ve tarihsel kalıcılık boyutunu getirmek için uzun vadeli tarihsel verileri denkleme kattı.

Coğrafya veya Tarih Kader midir? Tarihsel Sürekliliğin Ampirik Analizi

Coğrafya kaderdir örneklerinin en akılda kalanlarından biri, Acemoğlu’nun kitabında[11] kullandığı Nogales örneğidir[12]. Sınırın on kilometre güneyinde doğmakla kuzeyinde doğmak arasındaki fark büyüktür ama bu coğrafi sınırın ne zaman ekonomik anlam kazandığı zaman içinde değişmiştir.

Ulusların yoksulluğu ve zenginliği iktisadın en eski sorularından biridir. Coğrafya kaderdir sözünü sık tekrarlayanlar, bunun bu farkı açıklamaya çalışan eski toplumsal kuramlardan biri olduğunu çoğu zaman bilmezler[13]. Kalkınmanın ve onunla gelen birçok göstergenin coğrafi olarak kümelendiğini uzun zamandır biliyoruz. Bu gözlemin yanına ikincisi ekleniyor. Mekânı sabit tuttuğumuzda insani kalkınma deneyimleri zaman boyutunda süreklilik gösteriyor. Geçmişin bugünü, bugünün de yarını bağlamasına patika bağımlılığı diyoruz. Belki de ‘kurumlar nedir?’ sorusunun en net cevaplarından biri budur: Somutlaşmış patika bağımlılıklarının bütününe bir ülkenin tarihsel kurum seti diyoruz

Prof. Acemoğlu burada iki katmanı ayırdı. Bir yanda zamansal sürekliliği tahmin eden değişkenlere, diğer yanda tarihsel sürekliliği başka bir patikaya taşıyan eşik değişkenlere baktı. Yaptığı çalışmaların birinde kullandığı araçsal değişken üzerine yürüyen tartışmaya girmeyeceğiz, çünkü bunun bugünün verisiyle çözülemeyeceğini düşünüyoruz[14]. İki nokta bizim için daha önemli. Birincisi, yeni bir yöntemle tarihsel verilerle çalışmak iktisadın geleceği açısından değerliydi. Bu çalışmalar büyük, tarihsel ve piyasa odaklı olmayan bir soru setine yöneliyordu. İkincisi, tarihsel sürekliliğin kendisini ve sebeplerini geniş bir küresel düzlemde tartışmak, tarihsel kalkınmaya Soğuk Savaş döneminin sonundan beri sahip olmadığı bir dinamizm ve heyecan getirdi diyebiliriz.

Bugün, coğrafi kümelenmenin ülkeler arası tahminlerde parametreleri eksik tahmin etmemize yol açtığını biliyoruz. O gün ise soruların sorulması, verilen cevapların eksiksizliğinden daha önemliydi. Sömürgecilik gibi modern çağın oluşumundaki temel faktörlerden biri olan bir süreci çalışmalarının merkezine alması ve siyasal tercihlere en az ekonomik dengeler kadar önem ve yer vermesi, ana akım iktisada kalıcı bir soru seti ve yeni bir kavramsal matris kazandırdı.

Kurumların Somutlaşması ve Sonraki Düzeltmeler

Acemoğlu’nun tarihsel kalkınma kuramını, Figür 1 üzerinden okumaya çalışalım. Bu matriste, kurumsal dengenin tarihsel başlangıç noktası genellikle “sömürgeci denge”dir. Bu çerçeve, kapsayıcı kurumların yokluğunda, dışlayıcı (sömürücü) yapıların kalkınmayı nasıl kısıtladığını ve eşitsizliği nasıl kalıcılaştırdığını gösterir. İdeal siyasi kalkınma yolu ise bu olumsuz döngüyü kırarak yerine kapsayıcı kurumları ve demokratikleşmeyi yerleştiren bir geçiş süreci (Figür 1`deki diyagonal hareketle özetlenebilir) olarak tanımlanır.

Ancak bu noktada, bu kurama yöneltilen üç temel eleştiri devreye girer: Birincisi, izlenebilecek tek kalkınma güzergâhı bu lineer yol mudur ve matristeki bu konumlar gerçekten bu kadar durağan, sabit ve kaçınılmaz mıdır? İkincisi, J.A. Hobson’dan beslenen klasik emperyalizm eleştirisine dayanan yapısal eleştiridir: Bu sistemler birbirini küresel ölçekte beslemektedir. Nitekim Avrupa’da “kapsayıcı dengeyi” yaratan ve sürdüren en temel dinamik, tam da başka coğrafyalarda (periferide) kurulan “sömürgeci denge”nin kendisi olmuştur. Üçüncü ve belki de en derin eleştiri ise, incelenen çağın temel toplumsal çatışmalarının teknolojik dönem ve üretim ilişkilerinden bağımsız anlaşılamayacağıdır.

Figür 1: Acemoğlu-Johnson-Robinson Kurumsal Çerçevesinin 2×2 Analitik Matrisi ve “Çaprazdışı” Anomaliler

Acemoğlu’nun kurumsal yazınındaki rotanın ilginç yanı, coğrafi bağımlılıktan tarihsel kalıcılığa, oradan da kurumların somutlaşmasına doğru evrilmesidir. Uluslar Neden Başarısız Olur? kitabında billurlaşan bu yaklaşım, Batı’nın kurumlarını ideal ve değişmez bir denge noktası olarak sunma eğilimi gösterdi. Tarihteki coğrafi kümelenme, bu ülkelerin ekonomik ve siyasal konumunu en yüksek düzeyde arzu edilir kılmıştı. Ortaya, Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” tezini andıran bir donuklaşma ve Batı’ya özgü durağan bir dengeye yönelik inanç çıktı. Belki de bu, 1990’larda birçoklarının gördüğü bir hayaldi. Ancak kurumsal iktisadın önünde zihinsel bir sınır varsa, bu sınır, Figür 1’deki diyagonal hareketin dışına çıkan bir ekonomik kalkınma anlayışı ile demokratikleşmenin ötesine geçen bir politik değer ve gelişme tahayyül edemeyen bu sınırlılıkta yatıyordu. Ancak, Acemoğlu’nun son çalışmalarıyla birlikte, başlangıçtaki teorik çerçevesinin sınırlarını ve dinamiklerini aşarak kendi teorik ufukunu başarıyla genişlettiğini düşünüyoruz.

Burada Acemoğlu’na ve takipçilerine hakkını teslim etmek gerekiyor. Üretim ve emek kurumlarını çok daha derinlemesine anlama çabaları, bu donuklaşmaya karşı gerçek bir bilimsel katkı ve dürüstlük örneğidir. Dar Koridor[15], Uluslar Neden Başarısız Olur?‘daki somutlaşmaya açık bir düzeltme getirdi. Dengenin eşitsizlikler içinde katı biçimde sabitlenmeyebileceğini, kurumların ne kadar kırılgan ve değişken olabileceğini gösterdi. Son dönem çalışmaları[16], örneğin liberal demokrasinin geleceğine dair analizleri, her iki kitabı da aşıyor ve sivil toplumun, özellikle emekçi sınıfın kolektif eylem ve örgütlenme kapasitesinin önemini vurguluyor. Bu, Acemoğlu’nun entelektüel yolculuğunun ve kendi analizini sürekli iyileştirme arayışının güçlü kanıtlarından biri olarak görülebilir.

İktisadın Yolculuğu: 1999’dan 2026’ya

Yazının bir başlangıç noktası olarak kabul ettiği 1998-1999’da en fazla atıf alan ilk 100 iktisat çalışmasını (ideas ve Google Scholar arşivleri) 2024-2025’te en fazla atıf alan iktisat çalışmalarıyla karşılaştırdığımızda ne görüyoruz? Genel bir ampiriğe kayıştan azade olarak bir çıkarım yapmamız gerekirse, Acemoğlu’nun evriminin ana akım iktisat biliminin kendi dönüşümüyle birlikte yürüdüğünü söylememiz gerekebilir. Bu dönüşüm üç başlıkta toplanabilir.

1. Politik iktisadın makroya dönüşü. 1990’larda ana akım makroekonomi kurumları ya dışsal bir faktör sayardı ya da tamamen görmezden gelirdi. Bugün en çok atıf alan çalışmalar büyüme, iklim değişikliğine uyum ve teknoloji benimseme modellerine siyasal kısıtları, kurumsal kaliteyi ve güç dinamiklerini olağan biçimde katıyor.

2. En çok atıf alan çalışmalarda teknoloji artık nötr değil. Solow modeli, teknolojiyi onlarca yıl boyunca gökten zembille inen bir faktör olarak ele aldı. Acemoğlu’nun 1998-2002 arasında öncülük ettiği yönlendirilmiş teknik değişim kuramı bugün baskın paradigma. 2024’te yapay zekâ üzerine yazılan en çok atıf alan makaleler, yapay zekânın ekonomiyi büyütüp büyütmediğini sormuyor. Kazançları kimin ele geçirdiğini ve hangi işlerin yerinden edildiğini soruyor. Bu, doğrudan Acemoğlu’nun çerçevesinin yankısıdır.

3. Büyüme sorularından bölüşüm sorularına geçiş. Literatür bugün “Gayri Safi Yurt İçi Hasılayı (GSYH) ne artırır?” sorusundan “Bu politika ya da yeni teknoloji emek payını, bölgesel eşitsizliği ve demokratik istikrarı nasıl etkiler?” sorusuna kaydı. Acemoğlu’nun araştırma gündeminin ayırt edici özelliği budur.

Prof. Acemoğlu’nun son dönemde ortaya koyduğu entelektüel sentez, aslında onlarca yıla yayılan çok katmanlı akademik yolculuğunun doğal bir sonucudur. Endojen (içsel) teknolojik değişime yönelik erken dönem ilgisi, yükselen eşitsizliğin demokrasi üzerindeki aşındırıcı etkilerine ilişkin çalışmaları ve tarihsel politik-iktisadi denge analizleri, bugün yapay zekâ ve dijital teknolojilerin yönünün yalnızca ekonomik büyümenin hızını değil, aynı zamanda demokratik katılımın sürdürülebilirliğini de belirlediği düşüncesinde birleşmektedir. Önerdiği “işçi sınıfı liberalizmi”, özel mülkiyeti ya da sermaye birikimini ortadan kaldırmayı değil; tıpkı Keynesyen sosyal devlet anlayışında olduğu gibi, piyasayı yeni çağın üretim ve bölüşüm sorunları karşısında kendi çelişkilerinden kurtarmayı amaçlayan reformist bir programdır. Ne var ki bu sentez, tam da teknolojinin yönünün demokratik denetime tabi tutulması ve emeğin pazarlık gücünün korunması gerektiğini savunduğu noktada, önemli bir paradoksla karşı karşıya kalır.

İşte bu noktada, derginin onu yıllarca entelektüel bir kaidenin (pedestal) üzerine yerleştirmesine zemin hazırlayan “tarihsel kurumlar” analizinden, bugünün “baskıcı politik dengelerine” (repressive political equilibria) uzanan eleştirel sentezine geçtiği anda, The Economist ve benzeri yayın organlarının Acemoğlu’nu hedef tahtasına oturttuğunu görüyoruz. 19. yüzyıl Latin Amerika’sındaki sömürgeci kurumların bugünü nasıl şekillendirdiğini inceleyen Acemoğlu takdir edilirken, aynı analitik keskinlikle 21. yüzyılın finans ve teknoloji oligarşisinin yapay zekâ üzerinden kurduğu yeni “dışlayıcı dengeleri” ortaya koyan Acemoğlu, bu kez “popülist” ve fazlasıyla politik angaje olmakla eleştirilmektedir.

Ancak bütün bu eleştirilere rağmen, Acemoğlu’nun entelektüel yolculuğundaki bu son yönelim, onu bugünün koşullarında “doğrunun” en yakın tarafına konumlandırmaktadır. Çünkü artık elit-dışı (non-elite) grupların üretim ve demokrasi süreçlerindeki konumunu güçlendirmeyi önemseyen; kurumları, içinden doğdukları mevcut toplumsal mücadelelerden kopuk, soyut ve donmuş yapılar olarak görmeyen; iktisadi tartışmaların merkezine ise üretim teknolojisinin seçimini, hızını ve toplumsal yönünü —yönlendirilmiş teknik değişimi— yerleştiren bir perspektif sunmaktadır.

Bu sentezle Acemoğlu, kendi erken dönem modellerinin sınırlarını aşarak günümüzün en yakıcı eşitsizlik ve teknoloji tartışmalarını daha bütünlüklü ve rasyonel bir zemine oturtmaktadır. Acemoğlu’nu bugün o müstesna kaideden indiren şey, hatalı bir iktisatçı olması değil; tarihsel dışlayıcı kurumlara yönelik analizini bugünün teknolojik ve finansal seçkinlerinin ayrıcalıklarını sorgulayacak şekilde cesurca genişletmiş olmasıdır.

Sınırlar ve Bir Sonuç Yerine: Devlerin Omuzlarında

Her bilimsel modelin bir sınırı vardır. Acemoğlu’nun kuramsal çerçevesi, 19. yüzyıl Latin Amerika’sındaki kurumlaşma ve eşitsizlik dinamiklerini açıklamakta oldukça başarılıyken, Çin ya da Sovyet sonrası Rusya gibi bağlamlarda neden daha az açıklayıcı kalmaktadır? Kuramın yer yer aşırı basitleştirici bulunabileceği; karmaşık jeopolitik, kültürel ve tarihsel dönüşüm dinamiklerini yakalamakta zorlandığı nokta da burasıdır. Acemoğlu ise gerçek bir bilim insanı olarak, ampirik stratejisinin ve teorik çerçevesinin yeni veriler ışığında sınanmasına, eleştirilmesine ve geliştirilmesine açık olduğunu defalarca göstermiştir. Onu salt bir kuramcı olmaktan çıkarıp gerçek dünyayı anlamaya çalışan öncü bir iktisatçı yapan özelliklerden biri de budur.

“Eğer daha uzağı gördüysem, bu devlerin omuzlarında durduğum içindir.”
— Isaac Newton

İktisadın uzun süre bilimsel bir ideal olarak gördüğü fizik bile, en büyük çığırları açan bilim insanlarının çalışmalarını dokunulmazlaştırarak değil, onların açtığı yollardan ilerleyip sınırlarını aşarak gelişti. Kendine saygısı olan her bilim dalı, daha önce başarılmış olanlara duyduğu saygıyı yitirmeden onları aşmayı, yapılamayanları eleştirmeyi ve henüz ulaşılmamış dorukları hedeflemeyi bilmek zorundadır.

Bu çerçevede, Prof. Acemoğlu’nun başarılarına duyduğumuz saygıyı elden bırakmadan, çalışmalarındaki eksikleri ve hataları da göz ardı etmemeliyiz. Hatalarından öğreneceksek, bir bilim insanı olarak sergilediği tevazudan da öğrenmeliyiz. Alanının dışındaki öğrencilerine bile aşıladığı o bitmek bilmeyen meraktan, bilimsel sezgilerini cömertçe paylaşmasından, geniş bir literatürü kavrama ve farklı alanlar arasında bağ kurma kapasitesinden ve ortaya koyduğu fikirleri yeni verilerle durmaksızın sınama kararlılığından ilham almalıyız. Sosyal bilimleri geleceğin mücadelelerine ancak devlerin omuzlarında durarak hazırlayabilir ve oradan daha ileriye taşıyabiliriz.

Kaynakça

Acemoglu, Daron. What Happened to Liberal Democracy?: Remaking a Politics of Shared Prosperity. New York: Dutton / Profile Books, 2026.

Acemoglu, Daron, and James A. Robinson. The Narrow Corridor: States, Societies, and the Fate of Liberty. New York: Penguin Press, 2019.

Acemoglu, Daron, and James A. Robinson. Why Nations Fail: The Origins of Power, Prosperity, and Poverty. New York: Crown Publishers, 2012.

Acemoglu, Daron, Simon Johnson, and James A. Robinson. “The Colonial Origins of Comparative Development: An Empirical Investigation.” American Economic Review 91, no. 5 (2001): 1369–1401.

Acemoglu, Daron, and James A. Robinson. “Democratization or Repression?” European Economic Review 44, nos. 4–6 (1999): 683–93.

Acemoglu, Daron. “Why Do New Technologies Complement Skills? Directed Technical Change and Wage Inequality.” The Quarterly Journal of Economics 113, no. 2 (1998): 617–49.

ECGI Global. “Oxford Union Style Debate.” Erişim tarihi 31 Ağustos 2026.
https://www.ecgi.global/oxford-union-style-debate.

Fehr, Ernst, and Klaus M. Schmidt. “A Theory of Fairness, Competition, and Cooperation.” The Quarterly Journal of Economics 114, no. 3 (1999): 817–868.

Garzon, Alberto. “For The Economist, Mentioning Workers’ Interests Is Heresy.” Jacobin, Ağustos 2026.

Gülenay Baş Dinar. “The Economist Dergisinin Daron Acemoğlu Eleştirisi Bize Ne Söylüyor? (I): Kuruluşundan Günümüze The Economist’in İdeolojik Misyonu.” Katman, Eylül 2026.

İbn Haldun. Mukaddime. Çeviren Süleyman Uludağ. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2004.

Programmable Mutter. “The Acemoglu Wars Are All About AI.” Erişim tarihi 31 Ağustos 2026.
https://www.programmablemutter.com/p/the-acemoglu-wars-are-all-about-ai.

Şenalp. “The Economist ve Harari, Acemoğlu’na Karşı: Yönetimsellik İdeolojisi Olarak (Yeni) Kurumsalcılık.” Katman, Ağustos 2026.

Shleifer, Andrei, and Robert W. Vishny. “Corruption.” The Quarterly Journal of Economics 108, no. 3 (1993): 599–617.

The Economist. “Daron Acemoglu Responds to Our Criticism of His Work.” Letters, 21 Ağustos 2026.
https://www.economist.com/letters/2026/08/21/daron-acemoglu-responds-to-our-criticism-of-his-work.

Notlar

  1. Bu yazının hazırlanma sürecindeki tartışmalarımız, ve editoryal sürece katkıları için Hasan Cömert’e teşekkür ederim.
  2. https://www.economist.com/letters/2026/08/21/daron-acemoglu-responds-to-our-criticism-of-his-work
  3. https://www.ecgi.global/oxford-union-style-debate
  4. Garzon, Jacobin, 26 Ağustos 2026.
  5. Şenalp- Katman Ağustos 2026, Gülenay Baş Dinar, Katman Eylül 2026
  6. https://www.programmablemutter.com/p/the-acemoglu-wars-are-all-about-ai
  7. Bu yazı için özel olarak önemli Directed Technical Change and Wage Inequality Acemoğlu tarafından 1998’de Democratization or Repression en yakın ortak yazarı JA Robinson’la 1999’da basıldı.
  8. Bu yazı hem cevaplayamayacağı kadar geniş cevaplar sormamak için, hem Acemoğlu yazını ana akım iktisadın içinden çıktığı için bu literatürü odağına aldı, iktisadın ve sosyal bilimlerin diğer alanlarındaki katkıları göz ardı etme amacı güdülmemektedir.
  9. Fehr, Ernst, and Klaus M. Schmidt. “A theory of fairness, competition, and cooperation.” The quarterly journal of economics 114.3 (1999): 817-868.
  10. Shleifer, Andrei, and Robert W. Vishny. “Corruption.” The quarterly journal of economics 108.3 (1993): 599-617.
  11. Acemoglu, D., & Robinson, J. A. (2012). Why nations fail: The origins of power, prosperity, and poverty. Crown Publishers.
  12. Nogales, Arizona sınırın kuzeyinde, Nogales Sonora sınırın güneyindedir.
  13. Ibn Haldun, 2004.
  14. Acemoğlu, Johnson ve Robinson’un kurumların oluşumunu ve tercihlerini Avrupalı yerleşimcilerin ölüm oranlarını araç değişken olarak kullanarak inceledikleri The Colonial Origins of Comparative Development çalışması etrafında gelişen tartışmalar, yazımızın ana ekseninden uzak olduğu için bu çalışmanın dışında tutulmuştur.
  15. Acemoglu, Daron, and James A. Robinson. The Narrow Corridor: States, Societies, and the Fate of Liberty. New York: Penguin Press, 2019.
  16. Daron Acemoglu, What Happened to Liberal Democracy?: Remaking a Politics of Shared Prosperity (Dutton / Profile Books, August 2026, ISBN: 979-8217182169).
Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
İlhan Can Özen (2026). Daron Acemoğlu’nun Düşünsel Evrimi ve İktisadın YZ ve Eşitsizlik Sorunu. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.22261045
  • İlhan Can Özen, ekonomi, politik ekonomi ve biyoistatistik alanlarını kapsayan istatistiksel ve veri yoğun araştırmalarda geniş deneyime sahip bir iktisatçıdır. Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü'nden (2004) mezun olduktan sonra Johns Hopkins Üniversitesi'nde iktisat alanında yüksek lisans ve doktora derecelerini tamamlamış, doktora tezinde işgücü göçünü ve toplumsal cinsiyete dayalı sağlık etkilerini analiz etmek için ileri ekonometrik ve nicel yöntemler kullanmıştır. Sonraki çalışmaları, büyük ölçekli idari verilere, nedensel çıkarıma ve politika değerlendirmesine güçlü vurgu yaparak kalkınma ve sağlık ekonomisi alanlarına genişlemiştir. Halihazırda Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde İktisat Doçenti olarak görev yapan Özen, Türkiye'de göç, sağlık sistemi kapasitesi ve sosyoekonomik sonuçlar üzerine çok sayıda araştırma projesi yürütmektedir. Aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Sağlık Ekonomisi ve Sağlık Politikası Araştırma Merkezi Danışma Kurulu üyesidir. Disiplinlerarası çalışma portföyü, politik davranış, uluslararası politika şokları ve klinik/bioistatistik verilerini titampik ampirik çerçevelerde bütünleştiren yayınlar ve devam eden çalışmaları içermektedir.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı
Dil bilgisi, anlam bozukluğu ve noktalama kontrolü

Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.