Takip et

İktisadi Değer Kavramının Firma Seviyesinde Metodolojik ve Ampirik Analizi (I)

🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.22163472 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Bu yazıda iktisadi değer kavramının firma düzeyinde bir analizine giriş yapıyoruz. Değer ile ilgili bazı konulara açıklık getirdikten sonra kısaca temel şemayı tanıtacağız.

Yatırım, kâr ve işletme kavramlarını bir araya getirebilecek temel kavram değer olsa gerek. Değerden kastımız, bir işletme tarafından verilen yatırım kararı sonrası, yine aynı işletmenin kâr amaçlı iktisadi faaliyet sonucu yaratılan iktisadi değer. Ancak bu ve sonraki yazılarda ekonomi politiğin belki de en önemli kavramı olan, üzerine sayısız çalışma yapılmış olan değerin derin bir teorik tartışmasına girmeyeceğiz. İktisattaki tüm değer teorileri yüksek bir soyutlama düzeyinde formüle ediliyor. Bununla birlikte, genel olarak literatürde ve özellikle sonraki yazılarda değineceğimiz konu olan finansallaşmaya dair literatürde karşılaşılan başlıca sorunlardan biri, teori temelindeki kapsamlı tartışmaların pratik düzleme aktarılmasındaki yetersizlik. Bir nevi, ne gerçek dünyayı ne de onun iktisadını anlamak için teori olmazsa olmaz, ama aynı zamanda, sadece teorik modellemelerden oluşan bir iktisat bilimini ayakları yere sağlam basan bir sosyal bilim olarak kabul etmek de zor.

Bunun yerine, bu ve sonraki yazılardaki amacımız bazı temel tanımlara ve zıtlaşmalara kısaca değindikten sonra, Lazonick’in ve diğer birçok politik iktisatçının çalışmalarından esinlenerek ve işletmelerin iktisadi aktivitelerini gözlemleyerek kurguladığımız, işletmelerin iktisadi değer yaratımı (value creation) ve iktisadi değer tüketimi (value extraction) şemasını tanıtmak ve bu şemanın dinamiklerini detaylandırmak. Dizinin sonraki yazılarında da bu şemanın finansallaşma çağında nasıl işlediğini örneklerle anlatacağız.

Yazıya girmeden önce, değer kavramına ilişkin temel noktayı tekrar anmakta fayda var. İktisadi değer kavramından anlamamız gereken, mal ve hizmetlerin kişisel tüketimden ziyade pazarda satılarak gelir elde etmek için üretilmesi, yani değişim değeri. Eğer hepimiz maddi yaşamlarımızda kendi kendimize yetebilseydik, ekonomik değer sorunu ortadan kalkardı. Herkes kendi değer verdiği şeyi üretir ve tüketirdi. Herkesin kullanım değeri de kendine özgü olurdu. Ancak her birimizin ürettiği şeylerin çoğu başkaları tarafından tüketiliyor ve her birimizin tükettiği şeylerin çoğu da başkaları tarafından üretiliyor. Diğer bireyler ya da işletmelerle iktisadi ilişkiye girdiğimiz anda değer, politik iktisat düzeyinde açıklamamamız gereken farklı bir biçime bürünüyor.

Kavram hem ekonomi literatüründe (Westra ve Zuege, 2004; Mazzucato, 2018) hem de işletme literatüründe (Bowman ve Ambrosini, 2000; Lepak vd., 2007) ve aslında hem ana akım hem de eleştirel akımlar tarafından yaygın olarak kullanılsa da, buna ilişkin yorumlar ve tanımlar oldukça çeşitli. Bu tanımlar genelde belirli aktörlere özgü ilişkisel bir nitelik taşıyor.

Değere ilişkin ana akım iktisadın mülkiyet ve mübadele temelli yaklaşımlarının bir sunumuyla başlayalım. Mazzucato’nun (2018) değer üzerine yazdığı çalışmasında da belirttiği gibi, mübadele temelli yaklaşımda nesnelerin değeri piyasada ödenen fiyatla belirleniyor. Bu durum, nihai ürün piyasalarında olduğu kadar işgücü piyasalarında, ara mal piyasalarında veya finans piyasalarında da geçerli. Bu yaklaşıma ilişkin en açık ve en yaygın açıklamalardan biri Porter (1985) tarafından yapılmıştı: Değer, alıcıların ürünler için ödeme yapmaya hazır oldukları tutar ve üstün değer, rakiplerden daha düşük fiyatlar sunarak ya da alıcılara üstün faydalar sağlayarak elde ediliyor. Kendi değer zincirleri aracılığıyla birbirleriyle etkileşim halinde olan alıcıların, rakiplerin ve tedarikçilerin pazarlık gücünün derecesine bağlı olarak, bir firma alıcılarına sunduğu değerin daha fazla ya da daha az bir kısmını elde edebiliyor. Vekâlet (agency) teorisiyle temsil edilen ana akım görüşün “hissedar değeri” (shareholder value) versiyonu da, değeri tek bir sonuca, yani şirketin piyasa değerinin artmasına indirgiyor. Bu versiyonda, yaratılan her türlü değer hissedara aktarıldığı veya “iade edildiği” için piyasada herhangi bir değer sömürüsü veya el konulmasına yer yok (buradaki tırnak içinde kullanım önemli, ilerideki yazılarda buna tekrar geri döneceğiz). Kârın gerçekleşmesinden önce diğer tüm üretim faktörlerine katkılarının karşılığı ödendiği için, kâr üzerinde tek artık hak sahibi de (residual claimant) hissedar. Ancak belirli yönetimsel eylemler ve stratejiler şirketin piyasa değerini hissedarın aleyhine olacak şekilde indirdiğinde belli bir değer kaybı oluşuyor (Grundy, 1995).

Neoklasik ana akım iktisadın bu tanımlamaları karşısında, klasik politik iktisadın değer teorileri refahın nasıl yaratıldığına dair sorulardan yola çıktıkları için daha dinamik ve ekonomik olduğu kadar sosyal ve siyasi açıdan da dönüşüm geçiren bir dünyayı yansıtıyor. Klasik iktisatçılar, nesnel güçlerin, yani teknolojideki değişikliklerin ve iş bölümünün üretim ve dağıtımın nasıl organize edildiği üzerindeki etkilerine odaklandılar (Mazzucato, 2018). Değer, birbirleriyle karmaşık ve tarihsel olarak değişkenlik gösterebilecek yollarla, mübadele sistemi aracılığıyla etkileşime giren üreticiler arasındaki toplumsal bir ilişki. Böylece değer, neyin üretileceğine, nasıl üretileceğine ve kimin elde edeceğine karar vermenin temeli olarak, toplumun ekonomik yaşamını düzenleyen unsur olarak tanımlanıyor. Elbette asıl sorun, değerin kendisinin nasıl oluştuğunu anlamak (Taylor, 2001).

Klasik iktisatçılar değer teorisini geliştirme yaklaşımlarında iki temel noktada hemfikirdiler. Birincisi, tüm klasik iktisatçılar kapitalizm üzerine yaptıkları araştırmalara değer sorusuyla başlamanın gerekli olduğunu düşünüyorlardı. İkincisi ise, tüm klasik iktisatçılar değeri üretim koşullarında aradılar ve ekonomik değerin üretici faaliyetler tarafından yaratıldığını savundular. Klasik iktisatta ekonomik değer doğrudan ve dolaylı olarak toplumsal ilişkiler tarafından belirlenirken, neoklasik ana akım değerin sadece piyasa düzeyinde eşit koşullarda gerçekleşen değişim ilişkileriyle belirlendiğini iddia eder.

Bu kısa inceleme, değerin anlaşılmasına, gerçekleşmesine ve hareketine ilişkin olarak iktisat bilimi içinde, hatta bazen eleştirel bakış açıları arasında bile hâlâ önemli ayrılıklar olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, iktidarı ve çatışmayı tanıyan ve değeri sadece iktisat alanında değil, finans alanında da esasen tartışmalı bir kavram olarak ele alan bir politik-ekonomik yaklaşımın, iktidar ve çatışma dinamiklerini ortaya çıkaran ve neoklasik iktisadın hâlihazırdaki baskın ideolojisi olan hissedar değeri ideolojisinin hegemonyasından kurtulmak için gerekli argümanları bize sağlayan alternatif ölçütleri önermek için vazgeçilmez olduğuna inanıyoruz.

Böylelikle, ekonominin işleyişi ve ekonomik aktörler arasındaki eşitsiz dağılımı anlamak için değerin önemli olduğu konusunda hemfikir olsak da, hem üretimi hem de ilk dağılımı firma içinde gerçekleşen bu kavramın dinamiklerini kavrayabilmek için onu somutlaştırmamız gerekiyor. Burada bir parantez açacak olursak, firma dışındaki değer üzerine olan taleplerin ise rant kategorisine girdiğine inanıyoruz.

Önerdiğimiz model, değerin paydaşlar arasında nasıl dağıtıldığını gösteren bir “pasta bölüşümü” egzersizi değil. Bunun yerine, karmaşık ekonomik ve finansal süreçleri aynı çerçeve içinde anlamak ve ifade etmek için üretim ve finansı aynı çerçeveye dahil eden ve güç ilişkilerine dayanan daha dinamik bir çerçeve talep ediyoruz. Çerçevemiz, yukarıda bahsettiğimiz ilgili değer literatürünün ortak veya spesifik iddialarından bazılarını benimseyecek ve değeri doğası gereği politik-ekonomik bir kavram olarak ele almak için hayati önem taşıyan birkaç ayrıntıyı ekleyecek. Bu anlamda, ileride işleyeceğimiz finansallaşmayı da farklı çıkarları olan ve iktisadi güce eşit olmayan erişime sahip aktörler arasında çağdaş kapitalizmin yeniden dağıtım süreci olarak tanımlayacağız. Devleti de ayrı bir sosyoekonomik kategori olarak bu çerçeveye dahil etmek temel amaca hizmet edecek.

Bunu göz önünde bulundurarak, aşağıdaki şemada politik ekonomi yaklaşımına dayanan oldukça basit bir metodolojik çerçeveyi firma bazında öneriyoruz. Şimdilik özetle, eğer firma tarafından yaratılan değer, yine firmanın tükettiği kaynaklara eşdeğerse, burada herhangi bir iktisadi değer yaratımından bahsetmek mümkün değil. Ancak yaratılan değer harcanan kaynaklardan daha fazlaysa, bir refah oluşumundan bahsedebiliyoruz. Tersi durumda ise firma harcadığı kaynaktan daha azını üretmek suretiyle değeri yok ediyor.

Şema: Firma bazında değer yaratımı, tüketimi ve yok edilmesi

VC: Değer yaratımı, VE: Değer tüketimi, VD: Değer yok edimi

VC = VE => Durgun durum

VC > VE => Refah (VD’nin VE içindeki payı asgariye indirilmiş)

VC < VE => Yoksullaşma (VD’nin toplam VE içindeki payı artıyor)

Şimdi bu kısa açıklama ile yetinelim ve değer yaratımının firma bazında hangi kaynaklarla gerçekleştirildiğini, tüketiminin nasıl yeniden yaratımına geri dönüştürüldüğünü ve değer tüketiminin hangi durumlarda değer yok edilmesine (value destruction) evrildiğini şemayı temsili bir firma bazında detaylandıracağımız bir sonraki yazıda açıklayalım.

Kaynakça

Bowman, C., Ambrosini, V. (2000). Value creation versus value capture: Towards a coherent definition of value in strategy. British Journal of Management, 11(1), 1-15.

Grundy, T. (1995). Destroying Shareholder Value: Ten Easy Ways. Long Range Planning, 28(3), 76-83.

Lepak, D.P., Smith, K.G., Taylor, M.S. (2007). Value creation and value capture: A multilevel perspective. Academy of Management Review, 32(1), 180-194.

Mazzucato, M. (2018). The Value of Everything: Making and Taking in the Global Economy, Allen Lane, Penguin Random House; UK, London.

Porter, M. E. (1985). Competitive advantage: creating and sustaining superior performance, The Free Press, New York.

Taylor, K.S. (2001). Human Society and the Global Economy, Online economics textbooks, SUNY-Oswego, Department of Economics.

Westra, R., Zuege, A. (2003). Value and the world economy today: Production, finance and globalization. Palgrave Macmillan.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Mustafa Erdem Sakınç (2026). İktisadi Değer Kavramının Firma Seviyesinde Metodolojik ve Ampirik Analizi (I). Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.22163472
  • Mustafa Erdem Sakınç, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Ekonomi Bölümü’nden 2004 yılında mezun oldu. 2009’da ODTÜ ve University of Massachusetts Lowell’da iki ayrı interdisipliner bölümde yüksek lisanslarını, 2016’da ise Bordeaux Üniversitesi’nde ekonomi doktorasını tamamladı. Başlıca araştırma alanı, şirket ekonomi politiği ana başlığı altında yenilik ekonomisi, finansallaşma, kurumsal yönetişim ve endüstri ilişkileri arasındaki etkileşimlerdir. Özel uzmanlık alanları ABD ve Avrupa'daki havacılık, ilaç ve BİT endüstrileridir. Halen Université Sorbonne Paris Nord'da öğretim üyesi ve üniversiteye bağlı Analyse des Crises & Transitions (ACT) araştırma merkezinde uzman araştırmacıdır.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı

Yazar bu yazının hazırlanmasında yapay zeka aracı kullanmamıştır.