Son dönemde yeniden alevlenen sanayisizleşme tartışması, Türkiye’nin üretken kapasitesindeki aşınmayı gündeme taşıyor. Bu süreç ancak sanayi, Ar-Ge, yazılım, tasarım, mühendislik, test ve lojistik gibi üretken hizmetlerle bütünleşirse yönetilebilir.
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, 11 Mayıs 2026 tarihli Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı’nda sanayisizleşmenin yalnızca fabrikaların kapanmasıyla görünür hâle gelmediğini “Sanayisizleşme her zaman büyük gürültüyle gelmez, bazen sessiz gelir.” sözleriyle vurguladı.[1] Sanayisizleşme süreci kapasite kullanımının düşmesiyle başlıyor; ardından yatırım iştahı azalıyor, nitelikli üretim zayıflıyor, istihdam ve pazar kaybı yaşanıyor ve nihayetinde fabrikalar kapanıyor. Yüksek faizler, finansmana erişim güçlüğü ile enerji, ham madde, ara malı ve lojistik maliyetlerindeki artış da bu süreci hızlandırıyor. Üretim yerine ticaret, gayrimenkul ve finansın daha cazip hâle gelmesi, sanayicinin üretimde kalma isteğini zayıflatıyor.
İki ay sonra İstanbul Sanayi Odası (İSO) Temmuz ayı Meclis toplantısı “Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” başlığıyla düzenlendi. İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, erken sanayisizleşmeyi Türkiye ekonomisinin yıllar içinde oluşturduğu üretim birikiminin kaybı olarak tanımlıyor.[2] İSO’nun verdiği rakamlara göre imalat sanayisinin millî gelir içindeki payı 2023’te yüzde 19,5’tan 2025’te yüzde 16,3’e gerilerken; yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payı hâlâ yüzde 3–4 bandında bulunuyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe ise Türkiye’nin dünya üretiminden aldığı payın yüzde 1,2’den yüzde 0,9’a düştüğünü belirterek tartışmayı ihracatçıların rekabet gücüyle ilişkilendiriyor.[3]
Türkiye’nin iki büyük sanayi odası ve ihracatçıları, hemen hemen aynı dönemde Türkiye’de üretken kapasitenin aşınabileceği uyarısında bulunuyor. Türkiye gerçekten sanayisizleşiyor mu, yoksa yüksek enflasyon, yüksek faiz, değerli TL ve artan maliyetler nedeniyle yaşanan sanayi sıkışmasına yanlış bir isim mi veriyoruz?
Sanayisizleşme ve erken sanayisizleşme
Sanayisizleşme her ne kadar olumsuz bir kavram gibi görünse de her zaman ekonomik gerileme anlamına gelmez. Geleneksel kalkınma sürecinde işgücü, verimliliğin düşük olduğu tarımdan daha yüksek verimliliğe sahip imalat sektörüne kayar. İmalatın istihdam ve millî gelir içindeki payı yükselir. Ülke zenginleştikçe verimlilik artar, tüketim hizmetlere yönelir ve imalatın özellikle istihdam içindeki payı gerilemeye başlar. Gelişmiş ülkelerdeki sanayisizleşme büyük ölçüde bu şekilde bir seyir izledi. Bir diğer ifadeyle, gelişmiş ülkeler sanayisizleşirken zaten oldukça zengindiler.
Rodrik’in (2016) “erken sanayisizleşme” kavramı bu tarihsel patikanın değiştiğini gösteriyor. Geç sanayileşen ülkelerde imalat, geçmişte sanayileşen ülkelere göre hem daha düşük bir sanayinin istihdam payında hem de daha düşük kişi başına gelir düzeyinde gerilemeye başlıyor. Başka bir ifadeyle ülkeler, sanayileşmenin üretkenlik, teknoloji, öğrenme ve nitelikli istihdam kazanımlarından yeterince yararlanamadan hizmetleşiyor. Ülkeler arası veriler de gelişmekte olan ülkelerin, erken sanayileşen ülkelerle karşılaştırıldığında, daha düşük gelir düzeylerinde ve sanayi istihdamı daha düşük bir seviyedeyken hizmetlere yöneldiğini gösteriyor (Ortiz-Ospina & Lippolis, 2017).
Erken sanayisizleşme imalat sanayinin GSYH içindeki payının düşmesinden çok daha derin bir mevzu aslında. İmalat sanayinin payının yanı sıra imalat sanayinin istihdam payına, gerilemenin başladığı gelir düzeyine ve üretimin teknolojik niteliğine birlikte bakmak gerekiyor. Bir ülkede imalat sanayinin payı azalırken yüksek teknolojili üretim, yerli katma değer ve üretken hizmetler gelişiyorsa bu yönetilebilir bir dönüşüm sürecidir. Buna karşılık, üretim yeterince derinleşmeden kaynaklar verimliliği nispeten düşük ama istihdam potansiyeli yüksek hizmetlere kayıyorsa kalkınmanın önemli bir motorunu kaybetme riski doğar. ASO ve İSO başkanlarının erken sanayisizleşme vurgusunu bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
Sanayi mi, hizmetler mi?
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki temel fark burada ortaya çıkıyor. Gelişmiş ülkelerde imalat sanayi istihdamı azalırken üretim organizasyonu bilgisi ortadan kalkmıyor. Ar-Ge, tasarım, yazılım, mühendislik, test, lojistik, veri analitiği ve satış sonrası hizmetler üretim sürecinin daha büyük bir bölümünü oluşturmaya başlıyor. Bir anlamda, ürün ile hizmet, fabrika ile tasarım ofisi arasındaki sınır giderek belirsizleşiyor.
Gelişmekte olan ülkelerde ise imalat sanayinin işgücü payının azalması her zaman yüksek katma değerli hizmetlerin istihdam payının artması anlamına gelmiyor. İstihdam çoğu zaman perakende, düşük nitelikli kişisel hizmetler ve kayıt dışı faaliyetlerde yoğunlaşıyor. Dani Rodrik yakın tarihli bir yazısında, imalat sanayinin geçmişteki gibi geniş işgücü kitlelerini içine alan güçlü bir ekonomik itici güç olma kapasitesini kaybettiğini savunuyor. Otomasyon ve beceri yoğunlaşması nedeniyle günümüz imalat sanayi yatırımları yüksek katma değer yaratırken eskisi kadar istihdam yaratmayabiliyor. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelerin istihdamın büyük bölümünü içeren hizmetler sektöründe de verimlilik artışına odaklanması gerekiyor.[4]
Ancak buradan “sanayi artık önemli değil” sonucunu çıkaramayız. Asıl tercih sanayi ile hizmetler arasında değil; verimliliği düşük hizmetler ile sanayi ve üretken hizmetlerin birlikte geliştiği bir dönüşüm süreci arasındadır. Sanayinin rekabet gücü artık yalnızca fabrikanın içindeki makinelere değil, çevresindeki yazılım, tasarım, mühendislik, lojistik ve finans hizmetlerinin niteliğine de bağlı.
Türkiye’de göstergeler ne söylüyor?
Türkiye’de erken sanayisizleşme riskine işaret eden farklı göstergeler var. İmalatın GSYH içindeki payındaki gerilemeye üretimin sınırlı büyümesi, imalat sanayi istihdamının toplam istihdamın gerisinde kalması, yüksek teknolojili ihracatın düşük düzeyi ve yerli katma değerin zayıflığı eşlik ediyor. Özgür Orhangazi son yazısında, uzun dönemli verilerden hareketle imalat sanayinin GSYH içindeki payının 1998’de yüzde 22 dolayındayken 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 14,9’a kadar gerilediğini gösteriyor.[5] Ayşegül Çelik tarafından hazırlanan Sanayisizleşme Bağlamında Ankara Paradoksu başlıklı ASO raporu, imalat çalışanlarının toplam çalışanlar içindeki oranının 2009–2023 döneminde belirgin bir artış göstermediğini ortaya koyuyor (ASO, 2026). Toplam istihdam artarken imalat istihdamının bu artışın gerisinde kaldığı görülüyor (ASO Raporu, Grafik 4 ve 5). Aynı zamanda ihracatın ve yaratılan katma değerin teknoloji bileşiminde yüksek teknolojiye doğru güçlü bir sıçrama gerçekleşmediğini görüyoruz (ASO Raporu, Grafik 1 ve 2).
Türkiye iç ekonomik sorunlar kadar, sertleşen küresel rekabetle de mücadele etmek durumunda. Burcu Aydın’ın aktardığı verilere göre 2022–2025 döneminde imalat sanayi üretimi Çin’de yaklaşık yüzde 20, Hindistan’da yüzde 18 artarken Türkiye’deki artış yüzde 5 ile sınırlı kaldı. Türkiye rekabet yarışına yüksek enflasyon, yüksek finansman maliyetleri, reel olarak değerlenen Türk lirası, nitelikli işgücü açığı, düşük teknoloji yoğunluğu ve ölçek sorunlarıyla giriyor. Ancak asıl risk yeni yatırımların ertelenmesi, üretimin azaltılması, orta ölçekli firmaların büyüyememesi ve sanayinin kendisini yenileyememesidir.[6]
Sektörel veriler de sorunun bazı alanlarda çok daha şiddetli olduğunu gösteriyor. TEPAV’ın hesaplamalarına göre tekstil, hazır giyim ve deri sektörlerinde üretim yüzde 30’a yaklaşan oranlarda düşerken son üç yıldaki kayıtlı istihdam kaybı yüzde 20’yi aştı. Bu tablo geçici bir satış daralmasının ötesinde beceri, tedarikçi, müşteri ve üretim bilgisinin kaybedilmesi riskini taşıyor.
Erken Sanayisizleşme Gerçek bir Risk, ama yine de üç nedenle ihtiyatlı olmalıyız
Birincisi, imalatın cari fiyatlarla hesaplanan GSYH payındaki gerileme tek başına sanayisizleşmeyi kanıtlamaz. Cari fiyatlarla ölçülen katma değerdeki değişim, üretim miktarındaki değişimin yanı sıra sektörler arasındaki fiyat hareketlerini de yansıtır. Ayrıca üretim payı ile istihdam payı sanayileşmenin farklı boyutlarını ölçtüğü için aynı yönde veya aynı hızda hareket etmeyebilir (Ortiz-Ospina & Lippolis, 2017). Bu nedenle imalat sanayinin GSYH içindeki payı; reel üretim, istihdam, yatırım, verimlilik ve ihracat göstergeleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
İkincisi, bazı sektörlerdeki ciddi gerilemeyi bütün imalat sanayisine genellemek pek doğru değil. İstihdam kaybı tekstil, hazır giyim ve deride yoğunlaşırken diğer imalat sektörlerinde daha yatay bir seyir görülebilir.[7] Bu ayrım önemlidir: Türkiye aynı anda bazı sektörlerde kapasite kaybı yaşarken başka sektörlerde üretimini koruyor veya yeni yetenekler geliştiriyor olabilir.
Üçüncüsü, İstanbul’daki sanayi istihdamının azalmasının sebebi üretimin Kocaeli, Tekirdağ, Sakarya, Bursa veya Anadolu’daki yeni sanayi merkezlerine taşınması olabilir. Önceki yazımda tartıştığım yer-temelli sanayi politikası bu açıdan bir fırsat sunuyor. Ancak sanayinin coğrafi olarak yer değiştirmesi salt bir yerel kalkınmaya işaret etmeyebilir. Yeni yatırımlar yerel KOBİ’leri tedarik zincirlerine katmıyor, beceri oluşturmuyor ve üretim organizasyonu bilgisini bölgede tutmuyorsa yalnızca fabrikanın adresi değişmiş oluyor aslında.
Ankara Paradoksu
Yukarıda bahsettiğimiz ASO raporu, sanayisizleşmenin bütün illerde aynı biçimde yaşanmadığını gösteriyor. Ankara’nın imalat sanayi yoğunluğu görece sınırlı; buna karşılık Ankara Ar-Ge, tasarım, ileri mühendislik, test ve doğrulama, sertifikasyon ve sistem entegrasyonu gibi üretim zincirinin yüksek katma değerli işlevlerinde uzmanlaşıyor. Savunma sanayisi, üniversiteler, teknoparklar, kamu kurumları ve nitelikli işgücü bu fonksiyonel derinleşmeyi destekliyor. Rapor bu nedenle Ankara’yı “sanayisi zayıf bir hizmet şehri” olarak değil, üretimin fabrika dışındaki bilgi yoğun aşamalarının yoğunlaştığı bir üretim merkezi olarak ele alıyor.
Ancak burada bir risk de var. Savunma sanayisinde biriken mühendislik ve teknoloji yetenekleri makine, medikal cihaz, enerji, raylı sistemler ve diğer sektörlere yayılamazsa (ikili kullanım – dual-use) bu üstünlük dar bir teknolojik alana ve üretim alanına sıkışabilir. Ayrıca yüksek katma değerli işlevlerin büyük şehirlerde bulunması, bunların yerel firmalara, istihdama ve üretim kapasitesine kendiliğinden yayıldığı anlamına gelmez. Ankara Paradoksu, sanayisizleşmenin üretim zincirinde hangi işlevlerin nerede geliştiği ve bu işlevlerin yerel ekonomiye ne ölçüde yayıldığı üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Sanayiyi korumak yeterli mi?
Sürekli desteklenen fakat verimlilik ve teknoloji bakımından dönüşmeyen bir sanayi, kapasite kaybını yalnızca erteleyebilir. Sanayi politikasının amacı üretken kapasiteyi korurken firmaların dijitalleşmesini, enerji verimliliğini, tasarım yeteneklerini ve katma değerini artırmak olmalı.
Bunun yanında sanayi ile yüksek katma değerli hizmetlerin birlikte geliştirilmesi gerekiyor. Ar-Ge, yazılım, mühendislik, test ve lojistik çağdaş sanayinin bileşenleridir. Aynı zamanda sağlık, bakım, turizm, perakende ve ulaştırma gibi geniş istihdam yaratan hizmet sektörlerinde teknoloji kullanımı, beceri ve iş organizasyonu iyileştirilmelidir.
Sanayi geçmişteki kadar geniş istihdam yaratmayabilir; ancak teknolojik öğrenme, ihracat ve verimlilik açısından önemini koruyor. Sanayiyi bilgi yoğun hizmetlerle bütünleştiren ve bu kapasiteyi farklı bölgelere yayabilen bir politika anlayışıyla erken sanayisizleşme riskini daha iyi yönetebiliriz
Kaynakça
Ankara Sanayi Odası. (2026). Sanayisizleşme bağlamında Ankara paradoksu: Düşük yoğunlukta yüksek katma değer, fonksiyonel derinleşme ve bölgesel rekabet dinamikleri. https://aso.org.tr/uploads/ortam/sanayisizles%CC%A7me%20bag%CC%86lam%C4%B1nda%20ankara%20paradoksu-rapor.pdf
Ortiz-Ospina, E., & Lippolis, N. (2017, October 30). Are emerging economies deindustrializing too quickly? https://ourworldindata.org/growth-and-structural-transformation-are-emerging-economies-industrializing-too-quickly
Rodrik, D. (2016). Premature deindustrialization. Journal of Economic Growth, 21(1), 1–33. https://doi.org/10.1007/s10887-015-9122-3
Notlar
- Ankara Sanayi Odası, “ASO 2026 Yılı 1. Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı Yapıldı,” 11 Mayıs 2026. https://www.aso.org.tr/post/aso-2026-yili-1-meslek-komiteleri-ortak-toplantisi-yapildi-7548 ↑
- İstanbul Sanayi Odası, “İSO Temmuz Ayı Meclis Toplantısı ‘Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme’ Ana Gündemi ile Yapıldı,” 22 Temmuz 2026. https://www.iso.org.tr/haberler/meclis-konusmasi/iso-temmuz-ayi-meclis-toplantisi-turkiyeyi-bekleyen-tehlike-erken-sanayisizlesme-ana-gundemi-ile-yapildi/ ↑
- Türkiye İhracatçılar Meclisi, “İSO ‘Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme’ Paneli,” 24 Temmuz 2026. https://tim.org.tr/tr/iso-turkiyeyi-bekleyen-tehlike-erken-sanayisizlesme-paneli-24-temmuz-2026 ↑
- Dani Rodrik, “How I Became a Manufacturing Skeptic,” Project Syndicate, 11 Mayıs 2026. https://www.project-syndicate.org/commentary/services-not-manufacturing-best-hope-for-developing-countries-by-dani-rodrik-2026-05 ↑
- Özgür Orhangazi, “Türkiye Sanayisizleşiyor,” Evrensel, 26 Temmuz 2026. https://www.evrensel.net/yazi/99714/turkiye-sanayisizlesiyor ↑
- Burcu Aydın, “Türkiye’de Erken Sanayisizleşme Riski,” Ekonomim, 24 Temmuz 2026. https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/turkiyede-erken-sanayisizlesme-riski/907867 ↑
- Güven Sak, “Tekstil ve Hazır Giyimde Kabahat Kimin?”, TEPAV, 25 Kasım 2025. https://tepav.org.tr/tr/blog/s/7694 ↑
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.
