Bu yazı dizisi rekabetçi kur kavramını açıklamayı ve kur politikalarının ekonomi politiğini seçmen, çıkar grupları ve ekonomi yönetimi kaynaklı tercihler çerçevesinde ele almayı planlamaktadır.
Katman’da bugüne kadar kur politikalarına değinen çeşitli ve değerli yazılar yayımlandı. Bu yazılar döviz kurunun gelişmekte olan ülkelerde çok önemli, belki de en önemli değişken olduğunu vurguladı. Nitekim kur ücretler, kâr oranları, genel fiyat seviyesi gibi önemli fiyatları etkileyen hayati bir değişken. Bu yazıların önemli bir kısmı döviz kurundaki değişikliklerin enflasyon üzerindeki etkisi üzerine yoğunlaştı.
Bu yazı dizisinin amacı ise döviz kurunun düzeyini etkileyen faktörler üzerinde durmak. Yani, kimi ülkelerin para birimi aşırı değerliyken, kimi ülkelerde rekabetçi olmasının altında yatan faktörleri incelemek. Bunu yaparken kur politikalarının politik iktisadına yönelmeyi, yani bu politikalara yön veren seçmen, çıkar grupları, ekonomi yönetimi kaynaklı tercihleri ele almayı planlıyorum.
Bu yazıda, yazı dizisinin ilerleyen bölümlerine altyapı oluşturmak amacıyla döviz kurunun denge değeri, dengeden sapması, kurun rekabetçiliği gibi kavramları ele alacağım. Dizinin ilerleyen bölümlerinde ise hem makro düzeyde verilerden hem de ortak yazarlarımla birlikte anket çalışmalarından elde ettiğimiz mikro düzeyde verilere dayanarak kur politikalarının ekonomi politiğini Türkiye ve ABD başta olmak üzere çeşitli ülkelerde inceleyeceğim.
Kurun dengesi, dengeden sapması ve rekabetçiliği
Günlük hayatta döviz kurundan bahsederken genellikle TL’nin dolar, euro ya da sterlin karşısındaki değerine değiniyoruz. Burada söz konusu olan nominal kur önemli bir değişken olmakla birlikte, bu yazı dizisinde kurdan kastımız daha çok reel döviz kuru ve bu kurun denge değerinden sapıp sapmadığı olacak. Reel döviz kurunu kısaca nominal kurun enflasyondan arındırılmış hâli olarak tanımlayabiliriz[1].
Peki reel kurun dengede olması ne anlama geliyor? Bu kavramın literatürde çeşitli tanımları olmakla birlikte, Rodrik’in (2008) sunduğu ve yaygın olarak kullanılan bir yöntem üzerinden kurun denge veya denge dışında olmasından neyin kastedildiğini bir örnek üzerinden açıklamaya çalışacağım.
Türkiye’ye geldiğimde, birçok göçmen gibi, ilk işim kuaföre gitmek ya da terzide bir işim varsa onu halletmek oluyor. Son yıllarda şahit olduğumuz yüksek enflasyona rağmen Türkiye’de saç kestirmek ya da paça boyu kısaltmak, ABD ve birçok Avrupa ülkesine kıyasla hâlâ daha ucuz. Bunun sebebi Türkiye’de kuaförlerin ya da terzilerin daha kötü bir iş çıkarması değil; aksine, bu hizmetlerin kalite-fiyat oranı Türkiye’de genel olarak daha yüksek. Fiyat farklılığının sebebi, daha zengin ülkelerde ticarete konu olmayan (nontradables) olarak adlandırdığımız hizmetlerin genel olarak daha pahalı olmasıdır. Saç kestirmek, taksiye binmek, terzide pantolon paçası kısaltmak gibi “yerinde yapılan” hizmetler genel olarak zengin ülkelerde daha pahalı. Literatürde bu duruma Balassa-Samuelson etkisi denir[2].
Kurun denge değerinden genellikle şu kastediliyor. Bir ülkenin ne kadar zengin olduğunu bildiğimiz sürece, o ülkedeki genel fiyat düzeyinin kabaca ne olması gerektiğini tahmin edebiliriz. Bir ülkede reel kurun değeri, o ülkenin zenginlik düzeyinden beklenen değerle örtüştüğünde kur dengede kabul edilmektedir. Bir ülkenin parasının, o ülkenin zenginlik düzeyine göre olması gerekenden daha zayıf olması durumunda, o ülkede kurun rekabetçi olduğundan söz ediyoruz. 2022 yılında dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin açıklamalarıyla gündeme gelen “TL’nin rekabetçi olması” kavramı, iktisat yazınında tam da bu anlama, yeni yerel para biriminin ülkenin zenginlik düzeyine göre olması gerekenden daha zayıf seyretmesine, karşılık gelmektedir
Grafik 1, Rodrik (2008) tarafından önerilen yönteme dayanarak TL’nin denge değerinden sapmasını göstermektedir. Bu seriyi elde etmek için reel döviz kuru, kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla ve yıllara ait sabit etkiler kullanılarak panel veri regresyonuyla tahmin edilmiştir. Bu regresyondan elde edilen artık terimler (residual’lar), reel kurun denge değerinden sapmasını göstermektedir. Serinin sıfırın altında olması, TL’nin aşırı değerli olduğu; üzerinde olması ise rekabetçi olduğu anlamına gelmektedir. Grafikten görüldüğü gibi TL, 2003-2010 yılları arasında aşırı değerli seviyelerde dalgalanırken, 2010 sonrasında kurun rekabetçi seviyelerde olduğu gözlemlenmektedir. Ancak 2022 itibarıyla kurun rekabetçiliğinde bir azalma söz konusudur.
Grafik 1: TL’nin Denge Değerinden Sapması
Kaynak: PWT verilerini kullanarak kendi hesaplamalarım. Not: Seri Rodrik (2008) yöntemini kullanarak reel döviz kurunun denge değerinden sapmasını göstermektedir.
Döviz kuru bir politika aracı mıdır?
Kur her ne kadar gelişmekte olan ülkeler için daha önemli bir gösterge olsa da, son yıllarda gelişmiş ülkelerde de kur tartışmaları gündemde daha fazla yer kaplamaya başladı. Örneğin, Trump, ikinci döneminde göreve geldiğinden bu yana zaman zaman doların gereğinden fazla değerli olduğuna dair açıklamalarda bulunuyor. Trump, doların aşırı değerli olmasından şu sözlerle yakınıyor: “Güçlü bir dolarınız olduğunda şu oluyor: Kulağa hoş geliyor. Ama turizm yapamıyorsunuz. Traktör satamıyorsunuz, kamyon satamıyorsunuz, hiçbir şey satamıyorsunuz.” Kurun aşırı değerli olması sadece Trump’ın gündeminde olan bir mesele değil. Geçtiğimiz günlerde Fransız hükümetinin strateji raporu, Çin’le daha iyi rekabet edebilmek için Euro’nun değersizleşmesi gerektiğini öne sürdü. Peki, kur ne ölçüde bir politika aracı? Trump ya da AB yetkilileri istedikleri takdirde dolar ya da Euro’nun reel değerini etkileyebilme kapasitesine sahip mi? Genel olarak politika yapıcılar istediklerinde kuru rekabetçi bir seviyeye çekme kapasitesine sahip mi?
Döviz kuru tam anlamıyla salt bir politika aracı değil. Ancak politika yapıcılar çeşitli araçları kullanarak reel döviz kurunu etkileme kapasitesine sahip. Örneğin, nominal kuru etkilemek üzere yapılan açık piyasa işlemleri, faiz politikasındaki değişiklikler ve iç ticaret hadlerini etkileyebilecek maliye politikası dahil çeşitli makroekonomik politikalar reel kurun seviyesini etkilemek için kullanılabilir (Demir ve Razmi, 2022). Tarihsel örneklere baktığımızda, kuru bilinçli biçimde aşırı değerli veya rekabetçi seviyelerde tutmayı başarmış ülkelerin var olduğunu görüyoruz (Steinberg, 2016).
Rekabetçi kur bir çeşit heterodoks politika mıdır?
Türkiye kamuoyunda Bakan Nebati’nin “Biz ortodoks politikaları bir tarafa koyduk. Artık heterodoks politikalar var” sözleriyle rekabetçi kur politikaları bir tür heterodoks politika olarak algılanmaya başlandı. Bunun ardından kendini anaakımla ilişkilendiren iktisatçıların bir kısmı rekabetçi kur politikası diye bir şeyin olmadığını ileri sürdü. Google Görseller’de Türkçe olarak rekabetçi kur kavramını arattığımda karşıma ilk çıkanlar arasında Dr. Tolga Dağlaroğlu isimli bir akademisyenin Bloomberg’e verdiği bir açıklamada “rekabetçi kur diye bir kavram iktisatta yoktur” demesi yer aldı. Diğer birçok görsel ise ihracatçıların rekabetçi kur politikası beklediğine işaret ediyor (bu konuya ilerleyen kısımlarda daha ayrıntılı değineceğiz).
Heterodoks cephede ise birçok iktisatçı, Türkiye’nin rekabetçi kur politikalarına ihtiyacı olmadığını ve bu politikaların toplumun geniş kesimleri için maliyetli olduğunu savunuyor. Bu yorumların büyük bir kısmına katılmakla birlikte, kurun rekabetçiliğinin izlenmesi gereken önemli bir değişken olduğunu ve aşırı değerli bir kurun büyüme ve kalkınma açısından zararlı olabileceğini düşünüyorum. Dizinin ilerleyen kısımlarında literatürden örnekler vererek bu argümanımı detaylandırmaya çalışacağım.
Gelelim rekabetçi kurun heterodoks bir politika olup olmadığı sorusuna. Ana akım ve heterodoks tartışmalarını, bir iktisadi ekolün akademi ve politika dünyasında nasıl konumlandığına ve dayandığı varsayımlara göre ele alabiliriz. Bu tartışmayı başka bir yazının konusu olarak ele almak belki de daha sağlıklı olur. Ancak konumuz olan rekabetçi kurla ilgili en azından şunu söyleyebiliriz. Yazında rekabetçi kur savunularını da eleştirilerini de hem ana akım hem de heterodoks çevrelerde bulmak mümkün. Rekabetçi kuru heterodoks ya da ana akım bir politika aracı olarak etiketlemenin anlamlı olmadığını düşünüyorum. Öte yandan TL’nin yabancı bir para birimi karşısında nominal değerini hızlı bir biçimde kaybetmesi, o dönemde (2022) ya da herhangi bir dönemde Türkiye’nin rekabetçi bir kur politikası izlediği anlamına gelmiyor. Yukarıda açıkladığımız gibi, rekabetçi kur tartışmalarında söz konusu olan kur reel döviz kuru ve 2022 sonrası dönemde enflasyonda yaşanan hızlı artışla birlikte TL’nin rekabetçiliğinin azaldığını görüyoruz (Grafik 1). Kişisel görüşüm, zamanında TL’nin önlenemeyen düşüşüne, tabiri caizse, heterodoks bir politika kılıfı geçirildiğini yönünde.
Rekabetçi kur ile kalkınan ülkeler var mıdır?
Yazında birçok çalışma rekabetçi kur ile kişi başına düşen milli hasıla arasında pozitif bir ilişki olduğunu gösteriyor. Bu ilişki özellikle kalkınma serüveninin daha başında olan ülkelerde geçerli. Bu ilişkinin hangi kanallar üzerinden ilerlediği ve görülen korelasyonların ne ölçüde sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde incelenip incelenemeyeceği devam etmekte olan tartışmalar olsa da, literatür bize en azından kurun aşırı değerli olmasının özellikle imalat sektörü gibi ekonomik büyüme ve kalkınmanın lokomotifi konumunda olan sektörlere zarar verebileceğini gösteriyor[3].
Yazı dizisinin bir sonraki bölümlerinde rekabetçi kur beraberinde kalkınan ülke örneklerine, rekabetçi kur politikalarının hangi koşullarda işe yarayabileceğine ve bu politikaların bölüşüm açısından yaratabileceği sorunlara değineceğim. Bir sonraki yazılarda ise siyaset bilimi ve iktisat yazınına dayanarak kurun seviyesini belirleyen iktisadi ve politik faktörleri teorik ve ampirik çalışmalar eşliğinde ele almayı planlıyorum.
Not: Bu yazıda yazım ve dil bilgisi hatalarını düzeltme amacıyla claude.ai’dan faydalanılmıştır.
Kaynakça
Balassa, B., 1964. The purchasing-power parity doctrine: a reappraisal. Journal of political Economy, 72(6), pp.584-596.
Demir, F. ve Razmi, A., 2022. The real exchange rate and development theory, evidence, issues and challenges. Journal of Economic Surveys, 36(2), pp.386-428.
Rodrik, D., 2008. The real exchange rate and economic growth. Brookings papers on economic activity, 2008(2), pp.365-412.
Samuelson, P.A., 1964. Theoretical notes on trade problems. The review of economics and statistics, pp.145-154.
Steinberg, D., 2015. Demanding devaluation: Exchange rate politics in the developing world. Cornell University Press.
Notlar
-
Bir örnekle açıklayacak olursak 1 doların 40 TL’den 50 TL’ye çıktığını varsayalım. Kahve için 5 doları olan bir turistin elindeki parasının TL karşılığı 200 TL’den 250 TL’ye çıkmış oluyor. Eğer kahve fiyatı 200 TL’de sabitse turist ve kahve işletmecisi kazançlı olabilir (turist kalan 50 TL’siyle daha büyük boy bir kahve söyleyebilir). Ancak kahve fiyatı da 200 TL’den 250’ye çıktığında turist için reel anlamda hiçbir şey değişmemiş oluyor. Yani bir para biriminin başka bir para birimi karısındaki reel değerini anlayabilmemiz için enflasyondaki değişiklikleri dikkate almamız gerekiyor. ↑
-
Bu etki Balassa (1964) ve Samuelson (1964) tarafından iki önemli iktisatçının ortaya koyduğu argümanlar sonucunda zaman içerisinde Balassa-Samuelson etkisi olarak anılmaya başlamıştır. Temel argüman daha zengin ülkelerde fiyatların fakir ülkelere göre daha yüksek olduğu ve bu farkın zengin ülkelerde ticarete tabi olan sektörlerde verimliliğin ve bunun beraberinde ticarete tabi olmayan sektörlerde ücretlerin daha yüksek olmasıyla açıklanmaktadır. Bir örnek verecek olursak Almanya ve Vietnam’da imalat sektörleri arasındaki verimlilik farklarını düşünelim. Almanya’da imalat sektörü yüksek teknoloji ve beraberinde verimlilikle üretim yaparken, Vietnam’da bu değerler daha düşük. Almanya imalat sektöründeki yüksek verimlilik işverenlerin çalışanlarına daha yüksek ücret ödemelerini mümkün kılıyor. İmalat sektörü ücretlerinin yüksekliği ticarete tabi olmayan sektörler de dahil olmak üzere ekonominin kalanındaki ücretleri yukarı doğru çekiyor. Ticarete tabi olmayan sektörün ürünleri tanım gereği ithal edilemediğinden fiyatları uluslararası ticaret yoluyla aşağı çekebilecek bir mekanizma bulunmuyor. Bu nedenle Almanya’da genel fiyat seviyesi Vietnam’a göre daha yüksek kalıyor. ↑
-
Bu literatürün kapsamlı özeti için Demir ve Razmi (2022) çalışmasını öneririm. ↑

