Takip et

Türk Usulü Kültürel “Sıçrama”

Bu yazı geçtiğimiz ay sosyal medyada ufak çaplı bir tartışma yaratan “Türk usulü kültürel sıçrama” meselesini ele almayı amaçlamaktadır. Tartışmanın kaynağı Alice Evans tarafından yazılan “Cultural Leapfrogging – Turkish Style” başlıklı bir blog yazısı.

DOI:10.5281/zenodo.19259168 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Alice Evans İngiltere’de King’s College London’da görev yapan bir akademisyen. “Great Gender Divergence” adlı blogu ve “Rocking Our Priors” podcasti aracılığıyla toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ve demografik değişimler üzerine önemli sorular soran bir araştırmacı. Günümüz akademisinde metodolojik gelişmişliğin araştırma sorularının öneminin çoğu zaman önüne geçtiği bir ortamda Evans’ın büyük sorular sormaktan çekinmeyen yaklaşımı takdire değer.

Sezar’ın hakkını Sezar’a verdikten sonra, Evans’ın Türkiye üzerine yazdığı tartışmalı yazıya biraz daha eleştirel bir gözle bakabiliriz. Yazının temel mesajı şu şekilde: Türkiye’de kadınlar, özellikle üniversite mezunu olanlar, sosyal medya sayesinde eşitlikçi değerlere doğru bir sıçrama yaşıyor. Evans yazısında bu sıçramayı sağlayan temel dinamikleri ve genç erkeklerle kadınlar arasında açılan kültürel makası ele alıyor.

Sosyal medyada Evans’ın yazısına yapılan yorumların büyük bir kısmı trol cevaplardan, geri kalanı ise analitik içerikten yoksun kızgın ifadelerden oluşuyor. Yorumlara hâkim olan genel his, Evans’ın Avrupalı beyaz bir araştırmacı olarak kültürel nüansları kaçırmış olduğu yönünde.

Türkiye üzerine yazmak elbette yalnızca Türkiyelilerin yapma hakkı olduğu bir iş değil. Yabancı, hatta Batılı biri bile Türkiye üzerine derinlikli analizler pekâlâ yapabilir. Ancak bunun için çalıştığı bağlamı iyi bilmesi, kültürel ve kurumsal nüanslara hâkim olması, o bağlam üzerine yerli ve yabancı düşünürler tarafından yazılmış literatürle haşır neşir olması gerekir. Evans yazısını Türkiye’de yürüttüğü saha çalışmalarına ve röportajlara dayandırmış. Gördüğüm kadarıyla blogunda Türkiye üzerine yazılan çok değerli çalışmalara yer veriyor. Ne var ki Evans bu sefer tartışmalara konu olan blog yazısında büyük genellemelere ve sığ veri analizlerine başvurarak kendisini eleştirilerin odağına taşımış. Yazının yalnızca bir blog yazısı olduğunu kabul etmekle birlikte Evans’ın sahip olduğu platformun büyüklüğünün yazıyı ele almayı gerekli kıldığını düşünüyorum.

Kültürel sıçramanın kanıtı dudak dolgusu mu?

Kültürel sıçrama kalkınma iktisadındaki teknolojik sıçramada fikrinden türetilmiş bir kavram. Teknolojik anlamda sıçrama, az gelişmiş ülkelerin eski ve verimsiz teknolojileri atlayarak güncel teknolojilere geçmesini ifade eder. Evans ise kültürel sıçramayı bireylerin ebeveynler ve yerel otoriteler tarafından aktarılan geleneksel toplumsal normları küresel medya sayesinde atlayarak liberal ve eşitlikçi değerlere geçiş olarak tanımlıyor.

Evans bu sıçramayı ölçmek için anlamsız bir veri seti seçmiş: “Gaslighting”, “love-bombing”, “toksik ilişki” gibi kavramların Türkçe Google arama hacmindeki artış. Diyelim ki bu kavramlardan ilk üçümün dilimize girmesinin, ikili ilişkilerde kadınları bilinçlendirdiği ve güçlendirdiği yönünde iyi niyetli bir okuma yapabiliriz. Peki dudak dolgusu? Kadın bedenine yönelik estetik baskının somutlaşmış bir ürünü olan bu trendin nasıl ilerici bir kültürel dönüşümün işareti sayılabileceği benim için bir muamma.

Benzer bir sorun Evans’ın Tinder ve namaz vakitlerinin arama oranlarını karşılaştırdığı grafikte de karşımıza çıkıyor. Evans’a Tinder aramalarının artmasını Batının kültürel normlarına yakınsama ve dolayısıyla kültürel “sıçrama” olarak yorumlarken, namaz vakitlerinin daha fazla aranması tam tersi bir sürecin göstergesi olarak sayıyor. Sunulan verilere göre İstanbullular Tinder’ı namaz vakitlerine kıyasla 2,4 kat daha fazla ararken Konya’da bu oran 1’in altında kalıyor. Kültürel ilerlemenin ya da gerilemenin bu kavramların arama yoğunluğuyla bir alakası olmadığını bir kenara bıraksak bile, bu grafik bize yeni bir bilgi veya kavrayış sunmuyor. İstanbul’un Konya’ya kıyasla daha kozmopolit ve seküler bir şehir olduğu zaten bilinen bir gerçek.

Kültürel sıçrama iddiasını sınamak için çok daha anlamlı değişkenler mevcut: eğitim ve iş hayatındaki toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, ücret açığı, kadın istihdamı oranları, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayeti istatistikleri, kadınların siyasi temsili, toplumsal cinsiyet rolleri ya da değerler ve eşitlik algısı üzerine yapılmış temsili anketler. Evans bu değişkenleri es geçerek Google Trendler üzerinden seçilmiş birkaç arama terimiyle tezini doğrulamaya çalışıyor.

Asıl soru: doğum oranları neden düşüyor?

Evans’ın araştırma programının arka planında önemli bir soru yatıyor. Türkiye de dahil pek çok ülkede doğum oranları neden sistematik biçimde düştüğü. Evans, Financial Times’a verdiği bir röportajda bu düşüşü büyük ölçüde evlilik ve partnerlik sayılarındaki azalışa, bu azalışı da kültürel değişimlere bağlıyor. Dolayısıyla kültürel sıçrama tezi yalnızca başlı başına bir gözlem değil; demografik bir eğilimin açıklaması olarak da kurgulanıyor.

Metodolojik Sınırlar

Evans’ın son zamanlarda yazdığı blog yazıları ve röportajlarına baktığımda, doğum oranlarındaki düşüşü kültürel değişimlerle ilişkilendiren hipotezin bir sonuç olarak değil, bir başlangıç noktası olarak işlev gördüğü izlenimi ediniyorum. Evans ön kabullerini sorgulamak yerine onları pekiştirmeye yarayan anekdotları ve verileri seçici biçimde bir araya getiriyor gibi görünüyor. Podcastinin ismi “ön kabullerimi sarsmak” olan bir araştırmacı için ironik bir durum.

Saha çalışmaları ve röportajlar elbette kendi başına değerli araçlar. İyi tasarlandığında hipotez üretmeye, ampirik verilerden elde edilmesi güç nüansları yakalamaya ve yerel bağlamı anlamlandırmaya katkı sağlayabilirler. Sorun bu yöntemlerde değil, Evans’ın onlara yüklediği ağırlıkta. Evans analizi niteliksel ya da niceliksel olsun daha kapsamlı ve temsili verilerle desteklenmediği için tökezliyor.

Kültürel Açıklamaların Sınırları

Yasemin Dildar Katman’da yayımlanan son yazısında Türkiye’deki doğum oranı düşüşünün esas kırılma noktasının birinci çocuktan ikinciye geçişte yaşandığını gösteriyor. Yani azalmanın temel sebebi çocuksuzluk tercihi değil. Dildar bu kırılmayı; artan yaşam maliyetlerine, barınma krizine, kadınların iş gücü piyasasındaki kırılgan konumuna, bakım altyapısının yetersizliğine ve boşanma riskinin yarattığı caydırıcılığa bağlıyor. Dildar’a göre bu konuya getirilen kültürel açıklamalar hükümetin Evans’ın argümanlarıyla benzerlik gösteren, ancak daha olumsuz bir dil üzerinden kurgulanan, değerler erozyonu, bireyselleşme vb. çerçevesi verilerle örtüşmüyor. Kısacası normatif düzeyde iki ve üstü çocuk ideali toplumumuzda hala varlığını sürdürüyor, ancak insanlar bu isteklerini ekonomik koşullar nedeniyle gerçekleştir(e)miyorlar.

Sonuç

Bu yazıda dile getirmek istediğim kültürel değişimlerin demografik ve iktisadi değişimleri açıklamada rol oynayamayacağı değil. Teknolojinin yaygınlaşması, sosyal medya yoluyla dolaşıma giren kimi kültürümüze yeni olan değerler, yabancı dizi ve filmler üretim, tüketim, iş ve aile tercihleri üzerinde pekâlâ etkili olabilir. Ancak analiz ettiğimiz eğilimlerin gerçek kaynaklarını doğru tespit edebilmek ve buna paralel politika önerileri geliştirebilmek için kısıtlı veriye dayalı sığ analizlerden uzaklaşıp daha kapsamlı, temsili ve karma yöntemler kullanan çalışmalara ihtiyacımız var.

Türkiye’nin demografik eğilimlerine Dildar’ın getirdiği açıklamaların Evans’ınkilere kıyasla çok daha sağlam bir zemine dayandığını düşünüyorum. Dildar’ın bulguları, kültürel anlatının gölgesinde kalan yapısal ve iktisadi faktörleri ön plana çıkararak hem tanımlayıcı hem de politika açısından daha verimli bir çerçeve sunuyor.

Not: Bu yazıda yazım ve dil bilgisi yanlışlarını düzeltme amacıyla claude.ai’dan faydalanılmıştır.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Esra Uğurlu (2026). Türk Usulü Kültürel “Sıçrama”. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19259168
  • 2014 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini 2014-2016 yılları arasında Economic Policies in the Age of Globalisation (EPOG) programı kapsamında Berlin School of Economics ve Université Sorbonne Paris Nord’da uluslararası iktisat alanında tamamladı. 2022 yılında University of Massachusetts Amherst’de iktisat doktorasını tamamladı. Makroiktisat, politik iktisat ve kalkınma iktisatı alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Makaleleri Journal of Comparative Economics, Cambridge Journal of Economics, ve Structural Change and Economic Dynamics gibi dergilerde yayımlandı. 2022 yılından bu yana İngiltere’de University of Leeds İktisat Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

    Diğer Yazıları