Türkiye’de 2003-2019 arasında vergiler ve sosyal harcamaların gelir dağılımı etkisi giderek daha da müspet oldu. İktidarın ideolojisinden yola çıkarak, gelir dağılımı ve yoksulluğun nasıl seyir ettiğini ön görmek özellikle gelişmekte olan ülkelerde yanıltıcı olabilir.
AKP sağcı politik gelenekten gelen bir partidir. Türkiye’de sağ partiler Amerikanvari sağ partilere göre daha popülisttir ve yoksul sevmez de değildir (Tekgüç ve Yağcı, 2024). Dolayısıyla Ronald Reagan ve Margaret Thatcher ile özdeşleşen devleti toptan küçültmeye odaklı neoliberal politikaları tam olarak takip etmemişlerdir. Ama tabii ki sosyal demokrat da değillerdir: özelleştirme severler, zenginleri vergilendirmezler, işçi-patron mücadelelerinde patronları kollarlar, vs. ABD ve İngiltere örneklerinde Reagan ve Thatcher iktidara geldikten sonra gelir dağılımı giderek bozulmuştur; benzer ideoloji Türkiye’de iktidara gelince pek çok kişi de gelir dağılımının bozulduğunu öngörmüştür. Bu yanlış öngörünün bir nedeni gelir dağılımında 2020’den sonraki bozulmayı geriye doğru yansıtmadır (2020 sonrası başka bir yazının konusu olacak). Ancak AKP’nin hayata geçirdiği politikalarla gelir eşitsizliğini daha da kötüleştirdiği iddiası 2020’den önce de vardı ve yalın bir şekilde söylemek gerekirse Batı merkezci (Western-centric) bir dünya görüşünün ürünüdür: Reagan ve Thatcher ile özdeşleşen neoliberal politikalar Batılı ülkelerde gelir dağılımını daha da eşitsiz yaptı, Türkiye’de de aynısı olmuştur.
Peki ama benzer neoliberal politikalar gelişmekte olan ülkelerde neden farklı sonuçlar verebilir? Çünkü ters yöne etki eden dönüşümler de vardır. Üretimin yapısal dönüşümünün, şehirleşmenin, doğum oranlarının düşmesinin (kısaca modernleşme), refahın artmasının ve gelir eşitsizliğinin üzerinde müspet etkileri vardır (ekonomi bilimi meraklıları için: Kuznets eğrisinin ikinci yarısı). Doğu ve Güneydoğu Asya ile Türkiye gibi hızla modernleşen ülkelerde müspet etkiler hükümetlerin neoliberal politikalarına baskın çıkar, uygulanan neoliberal politikaya rağmen yoksulluk azalır, refah artar; hatta gelir dağılımı düzelebilir. Modernleşmenin 1980 itibarıyla zaten tamamlandığı Batılı ülkelerde veya çok yavaş büyüyen ve dönüşen Latin Amerika ve Sahra-altı Afrika ülkelerinde şehirleşme ve modernleşmenin müspet etkileri daha azdır, neoliberal politikalar baskın çıkabilir.
Peki bu müspet etkiler nasıl ortaya çıkar? (i) Ekonomide yapısal dönüşümle kayıtlı istihdam ve aktivite oranı artar. Kayıtlılıktaki artışla, daha çok çalışan sosyal güvenlik sistemine dâhil olur ve zamanla nüfusun daha büyük bir kısmı emekli aylığı almaya başlar. (ii) Kayıtlılık artışı teknolojik gelişmelerle (kredi kartı) birleşince tüketim vergilerini toplamak kolaylaşır ve kamunun elindeki kaynak artar. (iii) Zorunlu eğitimin süresini artırma gibi politikaların istihdamı, gelir dağılımını ve yoksulluğu etkilemesi için epey zaman geçmesi gerekir: 1997’deki 8 yıllık eğitim reformunun istihdam ve sağlık üzerindeki müspet etkileri on yıl sonra ortaya çıkmaya başlar. (iv) Yapısal dönüşümle büyük şirketler, esnafları yok ederler ve orta ve üst gelir gruplar içinde esnafların oranı azalırken maaşlı orta ve üst düzey yöneticilerin oranı artar. Yatay eşitsizlik[1] Türkiye’nin politik ekonomisindeki en temel sabitlerden biridir: aynı gelire sahip müteşebbis ve rantiyeler ile maaşlı çalışanlar pratikte farklı oranda gelir vergisi öder. Tüm iktidarlar müteşebbis ve rantiyelerin gelirlerini olduğundan çok daha az göstermesine müsamaha göstermiştir. Dolayısıyla zaman içinde maaşlı çalışanların oranının artması, gelir vergisini daha eşitleyici yapar, çünkü gerçeğe yakın oranlarda vergilendirilenlerin oranı artar. (v) Köye eğitim, sağlık ve diğer sosyal hizmetleri götürmek zordur; şehirleşme oranı arttıkça devlet vatandaşa gideceğine vatandaş devletin ayağına gelmiş olur ve bu hizmetlere erişim kolaylaşır. (vi) Doğurganlık oranı önce yüksek gelirli haneler arasında düşer, dolayısıyla da okullardaki çocuklar arasında yoksulların oranı mekanik bir şekilde artar, eğitim harcamalarını öğrenci başına eşit dağıtınca gelir dağılımı mekanik olarak iyileşir. (vii) Sağlık hizmetlerine erişimi yaygınlaştırmak ve sosyal yardımları artırmak AKP’nin en temel politikalarından biriydi ve bu politikaların gelir dağılımı ve yoksulluk üzerindeki etkisi müspettir.
Şekil 1, TÜİK’e göre sosyal transferler (emekli aylıkları ve sosyal yardımlar) olmadan ve sosyal transferler dahil kullanılabilir (yani cebe giren) gelir dağılımının seyrini gösterir. TÜİK gelir dağılımının seyrini Gini katsayısı ile ölçer; katsayı bire yaklaştıkça eşitsizlik artar, sıfıra yaklaştıkça gelir daha eşit dağılır. 2008-2013 arasında transferler olmadan gelir dağılımı 0.45 seviyesinde stabil iken, sosyal transferler sonrasında Gini katsayısı düşmekte, gelir dağılımı düzelmektedir. 2013-2018 döneminde ise transferler olmasaydı gelir dağılımı giderek bozulacakken sosyal transferler sayesinde kullanılabilir gelir dağılımı stabil kalmıştır. Transferlerin düzeltici etkisi 2006-2018 arasında sürekli olarak artmıştır.
Şekil 1: Transferler Öncesi ve Sonrası Eşdeğer Hanehalkı Geliri Eşitsizliği
Notlar: Kaynak: TÜİK (2026). Verilerin kaynağı TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Anketidir (GYKA).
Peki vergilerin etkisi? Belki de devlet kaşıkla verirken kepçeyle alıyordur. TÜİK’in yayınladığı verilerde vergilerin etkisi yoktur çünkü TÜİK net ele geçen gelirleri ölçmeye çalışır, brüt gelirleri sorgulamaz. Ben dâhil pek çok araştırmacı bu sorunun cevabını merak etmiştir.[2] Neredeyse tüm hanelerin her yıl gelir vergisi formlarını doldurduğu zengin ülkelerde bu sorunun cevabına ulaşmak görece kolaydır, hatta o ülkelerin vergi daireleri ve istatistik kurumları bu sorunun cevabını üretir. Diğer ülkelerde ise bu sorunun cevabını vermek için eldeki anket verilerine çeşitli varsayımlarla tahmin edilen vergileri eklemek gerekir. Üstüne üstlük Türkiye’de tüketim vergileri, gelir vergilerinden daha büyük bir miktar tuttuğu için tüketim vergilerini de kapsayacak bir yöntem gerekir. Bu tip çalışmalarda yapılan varsayımlar sonuçları ciddi olarak etkiler ve herkesin üzerinde anlaştığı bir yöntem de yoktur. Biz yöntem olarak Commitment to Equity (CEQ) Enstitüsü’nün yöntemini takip ettik ki Latin Amerika ve Doğu Avrupa için aynı yöntemle yapılmış çalışmalarla karşılaştırma yapabilelim.
Şekil 2 temel bulgularımızı sunmaktadır. Açık mavi çizgi devlet müdahalesi hiç olmasaydı oluşacak gelir dağılımı bozukluğunu gösterir. Piyasa gelirinin eşitsizliği zaman içinde dalgalanmıştır ama 2019’da 2003’teki yüksek seviyesine yakındır. Yeşil çizgi ise tüm vergileri ve sosyal transfer ve harcamaları (aynî sağlık ve eğitim dahil) ekledikten sonra gelir dağılımının yıllar içindeki seyrini gösterir. Yeşil çizginin trendi zaman içinde aşağı yönlüdür ve zaman içinde de mavi ve yeşil çizgi arasındaki dik mesafe de açılmaktadır: kamu müdahalelerinin eşitleyici etkisi 2003-2019 arasında artmıştır.[3]
Şekil 2. Çeşitli Gelir Tanımlarına Göre Gelir Eşitsizliği
Notlar: Veri: TÜİK Hanehalkı Bütçe Anketi ve kendi tahminlerimiz.
Kaynak: Tekgüç ve Eryar (2025): Şekil 1. Piyasa: devlet müdahalesi olmadan gelir. Emeklilik dahil piyasa: emekli aylıkları eklenip sosyal güvenlik katkıları düşüldükten sonra elde edilen gelir. Kullanılabilir: Emeklilik dahil piyasa gelirine sosyal yardımların eklendiği ve doğrudan vergiler düşüldükten sonra elde edilen gelir. Tüketilebilir: Kullanılabilir gelirden KDV, ÖTV ve ÖİV düşüldükten sonra elde edilen gelir. Aynî harcamalar dahil: Tüketilebilir gelire aynî harcamalar eklendikten sonra elde edilen gelir.
Şekil 3 belli başlı vergi ve sosyal politikaların gelir dağılımı üzerine etkilerini göstermektedir. Gini katsayısı bire yaklaştıkça gelir dağılımı bozulmuş demektir, dolayısıyla Gini katsayısını azaltan politikalar müspet kabul edilir. Türkiye’de emekli aylıkları her zaman en eşitleyici politikadır ve zaman içinde de etkisi artmıştır, çünkü emeklilerin nüfus içindeki payı artmıştır. Sosyal güvenlik primleri ve doğrudan vergilerin eşitleyici etkisinin artmasının nedeni prim ve vergi oranlarındaki artış değildir, üst gelir grupları arasında maaşlıların oranı arttıkça gerçek gelirinden vergilendirilenlerin oranı da artmıştır. Dolaylı vergilerin gelir dağılımı üzerine etkisi beklendiği gibi bozucu olmuştur. Yüksek oranda vergilendirilen elektronik eşya, yakıt vb. tüketimi yaygınlaştıkça bu negatif etki büyümektedir. Sosyal yardımların zaman içinde hem gelire oranla miktarı artmıştır, hem de en yoksullara daha iyi hedeflenmişlerdir. Aynî sağlık ve eğitim hizmetlerinin etkisi beklendiği gibi gelir bozukluğunu azaltıcı yöndedir ve zaman içindeki iyileşmenin artması esasen erişimin artmasındandır.
Şekil 3. Vergi ve Sosyal Harcamaların Gelir Dağılımına Marjinal Etkisi (Gini katsayısı mutlak değişim miktarı)
Notlar: Veri: TÜİK Hanehalkı Bütçe Anketi ve kendi tahminlerimiz.
Kaynak: Tekgüç ve Eryar (2025): Şekil 2.
Son olarak Tablo 1 Türkiye’yi seçili Latin Amerika ve Doğu Avrupa ülkeleri ile karşılaştırmaktadır. Piyasa gelirine baktığımızda, Latin Amerika ülkeleri (özellikle Brezilya ve Kolombiya) beklendiği gibi Doğu Avrupa’dan daha eşitsizdir ve Türkiye’de piyasa geliri eşitsizliği Doğu Avrupa seviyesine yakındır. Emekli aylıkları ve sosyal sigorta primlerinin gelir dağılımı etkisi Latin Amerika’da çok az iken, Doğu Avrupa’da gelir dağılımını en az 0.10 puan iyileştirmektedir. Emeklilik sisteminin etkisi ise Türkiye’de 2003’te Latin Amerika ve Doğu Avrupa’nın ortasındayken 2019’da Doğu Avrupa seviyelerine yaklaşmıştır. Emeklilik dâhil piyasa ve kullanılabilir gelirler arasındaki değişime bakmak bize sosyal yardımların ve gelir vergilerinin etkisini gösterir. Bu tip transfer ve vergilerin etkisi 2003 Türkiye’sinde çok düşüktür, zaman içinde ancak Latin Amerika seviyesine yaklaşmıştır. Türkiye’yi istisnai yapan husus tüketim vergilerinin hem gelir dağılımına hem de mutlak yoksulluğa ciddi negatif etkisidir.[4] Aynî sosyal harcamaların etkisi ise Latin Amerika’da görece fazladır, çünkü Latin Amerika’da diğer kalemler görece etkisizdir: CEQ Enstitüsü’nün yönteminden dolayı aynı miktardaki sosyal harcamanın etkisi başlangıçta daha eşitsiz olan ülkelerde daha fazla olur.
Tablo 1. Gelir Eşitsizliği Gini Ülke Karşılaştırmaları (CEQ Yöntemiyle)
|
Ülke |
yıl |
piyasa |
emeklilik dahil piyasa |
kullanılabilir |
tüketilebilir |
Aynî harcamalar dahil |
piyasa – emeklilik farkı |
emeklilik – son farkı |
|
Brezilya |
2008 |
0.593 |
0.573 |
0.545 |
0.542 |
0.479 |
0.020 |
0.094 |
|
Uruguay |
2009 |
0.544 |
0.505 |
0.467 |
0.468 |
0.418 |
0.039 |
0.087 |
|
Şili |
2013 |
0.503 |
0.494 |
0.467 |
0.464 |
0.420 |
0.009 |
0.074 |
|
Kolombiya |
2014 |
0.575 |
0.575 |
0.566 |
0.559 |
0.515 |
-0.001 |
0.061 |
|
Meksika |
2014 |
0.528 |
0.528 |
0.494 |
0.490 |
0.442 |
0.000 |
0.086 |
|
Rusya |
2010 |
0.492 |
0.379 |
0.348 |
0.351 |
0.323 |
0.113 |
0.056 |
|
Polonya |
2014 |
0.526 |
0.412 |
0.345 |
0.355 |
0.291 |
0.114 |
0.121 |
|
Hırvatistan |
2014 |
0.513 |
0.383 |
0.325 |
0.355 |
0.291 |
0.130 |
0.092 |
|
Romanya |
2016 |
0.487 |
0.378 |
0.334 |
0.336 |
0.307 |
0.109 |
0.071 |
|
ABD |
2011 |
0.484 |
0.448 |
0.376 |
0.378 |
0.331 |
0.036 |
0.117 |
|
Tekgüç & Eryar (2025) |
||||||||
|
Türkiye |
2003 |
0.511 |
0.445 |
0.431 |
0.438 |
0.389 |
0.066 |
0.056 |
|
Türkiye |
2007 |
0.455 |
0.386 |
0.377 |
0.382 |
0.337 |
0.069 |
0.049 |
|
Türkiye |
2011 |
0.488 |
0.415 |
0.390 |
0.405 |
0.345 |
0.073 |
0.070 |
|
Türkiye |
2015 |
0.520 |
0.442 |
0.412 |
0.429 |
0.361 |
0.078 |
0.081 |
|
Türkiye |
2019 |
0.497 |
0.401 |
0.371 |
0.388 |
0.325 |
0.096 |
0.076 |
Notlar: CEQ: Commitment to Equity Institute.
Kaynak: Türkiye için Tekgüç ve Eryar (2025). Diğer ülkeler: CEQ (2024).
Sonuç
Türkiye’de vergi ve transferlerin 2003-2019 arasında gittikçe daha eşitleyici olmasının arkasındaki esas itici güç ekonomideki yapısal dönüşüm, şehirleşme ve doğum oranlarındaki düşüştür (kabaca modernleşme). 2020’ler itibariyle şehirleşme çoğu yerde tamamlandı, doğum oranlarındaki düşüş alt gelir gruplarına da yayıldı. Ekonomideki yapısal dönüşüm de bayağı yol aldı, hem kadınların hem de erkeklerin çoğunluğu artık ücretli ve kayıtlı çalışıyor (Tekgüç, 2025: Şekil 7). 2020’lerde artık modernleşmeden ekstra müspet etkileri çok daha az olacak. 2020’lerde iktidar politikasının saf etkisini gözlemlememiz daha olasıdır. Üstüne üstlük yüksek reel faiz ortamında değişmez politikamız olan rantiye gelirlerinin vergiden kaçırılmasına müsamaha göstermenin gelir dağılımını bozucu etkisi daha da artacaktır.
Kaynakça
CEQ (2024). Data Center on Fiscal Distribution https://commitmentoequity.org/datacenter/
Tekgüç, H (2025). The labor market in Turkey, 2000-2024. IZA World of Labor: 520 doi: 10.15185/izawol.520
Tekgüç, H. ve Eryar, D. (2025). “Redistribution Trends in Turkey: Unintended Consequences vs. Deliberate Policies” Review of Development Economics, 29(4): 2196-2210.
Tekgüç, H. ve Yağcı, A. H. (2024). AKP Döneminde Refah Devletinin Performansı: Sürprizler ve Dersler. Yağcı A.H. ve H. Tekgüç (Ed.) Piyasa, Sandık ve Başkan Arasında: Türkiye’de Ekonomik Dönüşüm ve Tıkanma içinde, 71-108, İletişim Yayınları, Istanbul.
TÜİK (2026). Gelir, Tüketim ve Yoksulluk İstatistikleri Gini Katsayısı, P80/P20 ve P90/P10 oranları tablosu. https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/statistical-themes
Notlar
-
Gelir dağılımı bağlamında eşit gelirlerin farklı oranlarda vergilendirilmesi. ↑
-
Tekgüç ve Eryar (2025) Ek C, Türkiye üstüne son yıllarda yapılmış tüm çalışmaların bulgularını bir arada sunmaktadır. Bu yazın geriye kalanındaki bulgular 2019-2021 yılları arasına TÜBİTAK tarafından fonlanan ve yürütücüsü olduğum 218K247 nolu projeden ve proje bulgularından yola çıkarak Dr. Değer Eryar ile beraber yazdığımız makaledendir. Proje bursiyerlerine ve projeyi fonlayan TÜBİTAK’a müteşekkirim. Bu yazıdaki yorumlar ve varsa hatalar bana aittir ve diğer paydaşları bağlamaz. ↑
-
Anketler en zenginleri iyi ölçemez, dolayısıyla da anket verileri gelir dağılımının seyrini iyi yakalamayabilir. Tekgüç ve Eryar (2025) EK B’de bu eksi ölçüm problemine de eğildik. Eşitsizliğin seviyesi değişse de vergi ve sosyal harcamalarla alakalı bulgu bakî kaldı: kamu müdahalelerinin eşitleyici etkisi yıllar içinde arttı. ↑
-
Gelir yoksulluğu bulguları için Tekgüç ve Eryar (2025) Ek E’ye bakınız. ↑


