Daha verimli teknolojiler gerçekten daha az tüketmemizi sağlar mı? Jevons’un 160 yıl önce kömür üzerinden fark ettiği paradokstan üretim koşu bandına uzanan bu yazı, verimlilik ile çevresel iyileşme arasındaki sanıldığı kadar basit olmayan ilişkiye bakıyor.
Son yıllarda iklim değişikliğiyle mücadelede enerji verimliliğine önemli bir rol biçiliyor. Bunun arkasındaki mekanizma şöyle işliyor: Enerji verimliliğini artırırsak enerji tüketimimiz düşer; dolayısıyla emisyonlarımız da azalır. Böylece ekonomik faaliyetlerimizin çevre üzerindeki baskısını da azaltabiliriz. Bina yalıtım standartları, yakıt verimliliği düzenlemeleri, sanayide enerji verimli teknolojilere yönelik teşviklerin bu mekanizma üzerine kurulu olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan tarih, uzun zamandır bize bu önermenin her zaman doğrusal bir biçimde çalışmadığını ve verimlilik artışlarının beklenen çevresel sonuçları doğrudan yaratmadığını gösteriyor.
Hikâye 1865’te İngiliz iktisatçı William Stanley Jevons’un The Coal Question (Kömür Sorusu) adlı kitabına uzanıyor. Büyük Britanya’nın kömüre olan bağımlılığı ve kömürün tükenebilir bir kaynak olması sebebiyle kömür rezervlerinin korunması ve daha yavaş tüketilmesinin sağlanması önemli bir konuydu. O dönemlerde, James Watt’ın buhar makinesini daha verimli hale getirmesiyle aynı iş daha az kömürle yapılabilir hale gelmişti. Fakat bu gelişme, kömür tüketimini azaltmak yerine çok daha fazla sektörde ve çok daha geniş ölçekte kullanılmaya başlanmasıyla kömür tüketimini artırmıştı. Sonuç olarak, toplam kömür tüketimi azalmayıp aksine artmaya devam etmişti. Verimlilik artışı tasarruf yerine daha fazla tüketime neden oldu. Jevons’un (1866) bu gözlemi bugün Jevons Paradoksu olarak anılıyor ve aslında enerji iktisadı yazınında sıklıkla karşılaştığımız geri tepme etkisi (rebound effect) fikrinin de tarihsel kökenini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda geri tepme etkisinin de en uç hali olarak değerlendirilebilir.
Peki nedir bu geri tepme etkisi? İlk olarak, doğrudan geri tepme etkisi olarak tanımlanmamış olsa da, Khazzoom (1980) daha verimli enerji kullanan araç ve cihazların enerji hizmetlerinin efektif fiyatını düşürerek kullanımı artırabileceğini ve böylece beklenen enerji tasarruflarını kısmen ortadan kaldırabileceğini ortaya koymuştur. Örnek vermek gerekirse, yakıt verimliliği artmış bir otomobil kilometre başına daha düşük maliyetle çalışacak ve bu otomobil kullanımının artmasına neden olabilecektir. Benzer şekilde, daha verimli bir ısıtma sisteminin daha düşük fiyatlarla erişilebilir olması, öncekine kıyasla daha yüksek sıcaklıkların tercih edilmesi gibi davranışlara neden olabilir. Dolayısıyla verimlilik artışı doğrudan enerji tasarrufuna yol açmayabilir ve neden olduğu tasarrufun bir kısmı ya da tamamı geri alınabilir.
Daha sonraları ilgili yazında sıkça karşımıza çıkan bu mesele üç ayrı kategoride ele alınabilir: kısmi geri tepme (partial rebound), tam geri tepme (full rebound) ve back-fire (Jevons Paradox). Kısmi geri tepmede beklenen tasarrufun bir kısmı geri alınır, ama yine de teknolojik gelişme bir miktar tasarruf olmasını sağlar. Tam geri tepmede ise beklenen tasarrufun tamamı geri alınır; sürecin daha verimli bir hal alması herhangi bir tasarruf yaratmamış gibi olur. Öte yandan, Jevons Paradoksu ile de birlikte anılan back-fire durumunda beklenen tasarruf gerçekleşmediği gibi tüketim azalmak yerine artar. Enerji verimliliği hedeflenirken daha fazla enerji tüketimi senaryosu ile karşılaşılır.
Çevresel açıdan bakıldığında, bu ayrım önemli bir noktaya işaret eder. Bir araç daha az yakıt tüketebilir; benzer şekilde, bir fabrika ürün başına daha az enerji kullanabilir. Verimlilik artışı dediğimiz şey tam olarak budur; fakat üretim veya tüketim ölçeği yeterince büyürse, bu verimlilik artışları gerçekleşen mutlak tüketime aynı oranda yansımayabilir. Birim başına enerji yoğunluğundaki iyileşme ile toplam tüketim farklı yönlerde ilerleyebilir. Kısmi geri tepmede aradaki fark daralırken, tam geri tepmede tamamen kapanır, back-fire durumunda ise yön tersine döner ve tüketim artar.
Geri tepme etkisi yazını meseleyi daha mikroiktisadi bir taraftan ele alır. Birey ya da piyasa düzeyinde bir mekanizmadan söz ettiğimizde, fiyat düşerse talep artar söylemiyle karşı karşıya kalırız. Fakat bu resmin bir de yapısal bir boyutu olduğunu da atlamamak gerekir. Makroiktisat ile sosyolojinin kesiştiği bir noktada; Schnaiberg’in (1980) geliştirdiği treadmill of production (üretim koşu bandı) kavramı tam olarak bu boyutu ele almayı amaçlar.
Schnaiberg (1980)’e göre kapitalist ekonomiler yapısal olarak sürekli büyümek zorundadır. Sermaye daha fazla kâr için daha fazla üretim ister; emek ücret artışı ve istihdam için büyümeye ihtiyaç duyar; hükümet ise siyasi istikrarı için büyümeyi teşvik eder. Bu üç aktör, çıkarları birbirinden farklı olsa da büyüme bağımlılığında ortaklaşır. Bu ortaklaşma konjonktürel bir tercih değil, kapitalist birikim rejiminin yapısal bir zorunluluğudur. Birikimin yavaşlaması kârlar üzerinde baskı yaratırken, sistemin devamlılığı üretimin ve dolayısıyla iktisadi büyümenin sürdürülmesine bağlı hale gelir. Schnaiberg (1980) bu süreci açıklarken Galbraith’in (1958) üretim ile ihtiyaçlar arasındaki ilişkiye dair gözleminden hareket eder: üretim yalnızca mevcut ihtiyaçları karşılamaz, yeni ihtiyaçlar da yaratarak daha fazla üretimin önünü açar. Böylece sistem, bir sincabın kendi çabasıyla döndürdüğü çarkın gerisinde kalmamaya çalışması gibi işler; koşu bandı benzetmesi de buradan gelmektedir. Schnaiberg’in (1980) üretim koşu bandı olarak adlandırdığı kendini besleyen bir üretim genişlemesi ortaya çıkarır. Bu üretim koşu bandının hızını artıran temel şey ise rekabet ve kâr zorunluluğudur. Üretim arttıkça sermaye-yoğun teknolojilere yatırım artar ve bu yeni bir üretim döngüsünü besler.
Bu kavrama çevresel sonuçları bakımından yaklaşırsak, üretim genişledikçe, enerji ve hammadde gibi girdilere olan ihtiyaç da artar; ancak bu artış yalnızca enerji tüketimi ile sınırlı kalmaz. Hammadde çıkarımı, işlenmesi ve taşınması da kendi başına karbon yoğun faaliyetlerdir. Üretim koşu bandının hızlanması, tek tek ürünlerin verimliliği artsa bile, toplam enerji ve emisyon yükünü yukarı çeken sistemik bir baskı yaratabilir. Üstelik üretim sıkışırsa yeni enerji kaynaklarına yönelme eğilimi de olacaktır. Jevons’un (1866) örneği kömür ile sınırlı kalırken, burada tek bir enerji ya da teknoloji ile sınırlı olmayan, doğrudan kapitalist sistemin geneline yayılan bir dinamikten bahsedebiliriz.
Bu durum elbette enerji verimliliğinin çevre politikası açısından önemsiz olduğu sonucunu çıkarmayacaktır. Aksine, aynı iktisadi faaliyeti daha az enerji tüketerek gerçekleştirebilmek çevresel dönüşümün araçlarından biridir. Ancak verimlilik artışlarının yarattığı tasarruflar daha fazla üretim ve tüketim tarafından geri alınıyorsa, teknolojik gelişmeler kaynak tüketimi ve çevresel baskıyı toplam enerji kullanımı ile aynı hızda azaltmayabilir. Bu sebeple, çevre politikası açısından temel soru yalnızca “nasıl daha verimli üretiriz?” değil, aynı zamanda “bu verimlilik kazanımlarını mutlak tüketim ve karbon emisyonları bakımından nasıl faydalı hale getirebiliriz?” sorusudur. Bu sorunun cevabını ise sistem içi çözümlerle cevaplamak pek de kolay değil. Elbette çevreyi korumaya yönelik birtakım düzenleyici ve hatta kısıtlayıcı politikalar geliştirilebilir. Fakat belki de en başından beri üzerine kafa yormamız gereken soru, bu koşu bandını nasıl daha akıllıca kullanacağımız değil, onu neden sürekli daha hızlı çalışmaya mecbur eden sistemin ta kendisidir.
Kaynakça
Galbraith, J. K. (1958). The Affluent Society (Vol. 329). Houghton Mifflin.
Jevons, W. S. (1866). The Coal Question; An Inquiry concerning the Progress of the Nation, and the Probable Exhaustion of our Coal-mines (2nd ed.). Macmillan and Co.
Khazzoom, J. D. (1980). Economic Implications of Mandated Efficiency in Standards for Household Appliances. The Energy Journal, 1(4), 21–40. https://about.jstor.org/terms
Schnaiberg, A. (1980). The Environment: from Surplus to Scarcity. Oxford University Press.
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.
