Takip et

Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı Üzerine

YazarA. Erinç Yeldan

13 Temmuz, 2026
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.21299942 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Türkiye’nin 2015’ten bu yana izlediği resmi Ulusal Katkı Beyanı (yaygın kısaltmayla NDC) patikası gerçekçi olmayan varsayımlara dayanmaktadır. Bu sorunlu referans çerçevesi, Türkiye’nin resmi analitik çalışmalarını ve iklim müzakere hedeflerini ile iklim politikasının temel argümanlarını ve yeşil finansman mimarisinin dayanaklarını zayıflatmaktadır. Türkiye’nin COP31 Başkanlığı sürecinde, karbon fiyatlaması, emisyon ticareti ve iklim finansmanı uygulama gündemi öne çıkarken; Türkiye’nin mevcut NDC referans senaryosunu ivedilikle güncellenmesi kritik önem taşımaktadır.

1. Giriş: Plan ne zaman gerçekten “Plan” olur?

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı belgesini açıkladı. Belge, 2026-2029 dönemini kapsıyor ve tanıtım cümlelerinden okuduğumuz üzere, “çevresel ve sosyal kriterleri merkeze alan, yatırımcı güvenini artıran, düzenleyici netlik sağlayan ve sürdürülebilir projelere yön veren bir finansal altyapının inşa edilmesi” amaçlarını taşıyor.

Dolayısıyla,

  1. Çevresel ve sosyal kriterler merkeze alınması;
  2. Yatırımcı güveni arttırılması;
  3. Düzenlemeleri net, sürdürülebilir projeleri destekleyen bir finansal alt yapının oluşturulması temel hedefler olarak sunuluyor.

Bu kurumsal sahiplenme, COP31 öncesinde ayrıca önemli. Türkiye, COP31 sürecinde iklim hedeflerinden uygulamaya geçişi ve iklim finansmanının ölçeklenmesini küresel gündeme taşımayı hedeflerken, bu belge de söz konusu iddianın ulusal finansman ayağı olarak okunabilir. Nitekim Strateji, Türkiye’nin çok taraflı kalkınma bankaları, hükümet destekli finans kuruluşları ve uluslararası iklim fonlarıyla geliştirdiği proje ve finansman deneyimini önemli bir dayanak olarak sunmaktadır. Bu çerçevede belge, yalnızca iç piyasaya dönük bir finans dokümanı değil; Türkiye’nin iklim hedeflerini somut projelere, yatırımlara ve finansman mekanizmalarına dönüştürme iddiasını COP31 öncesinde görünür kılma arayışının da bir parçasıdır.

Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı da yukarıda beliritlen bu üç amaç etrafında yapılandırılmış 11 hedef ve 45 eylemden oluşmakta. Bu hedef ve eylem maddelerini tek tek inceleyip, değerlendirmeye ne yerimiz ne de zamanımız var. Bunun yerine, metnin ifadelerini ve analitik yaklaşımının niteliklerini yakından görebilmek için, Türkiye’nin karbonsuzlaştırmaya yönelik adımlarını okuyalım, (vurgular bana ait):

“Türkiye, düşük karbonlu kalkınma yaklaşımını benimseyerek karbon nötr bir ekonomiye geçişi stratejik bir öncelik haline getirmiş ve bu dönüşümün finansmanı için gerekli hukuki, teknik ve malî düzenlemeleri adım adım hayata geçirmiştir.” (sf. 10)

“Finansal risk yönetimi ve sürdürülebilir yatırım ortamının iyileştirilmesiyle birlikte, Yeşil Mutabakat’ın sektör odaklı dönüşüm hedefleri ile finansal araçlar arasında köprü kurularak sürdürülebilir kalkınmanın finansmanı güvence altına alınmaktadır.” (sf. 17)

Sonuç olarak,

“Türkiye iklim değişikliğinin makroekonomik ve sektörel etkilerini göz önünde bulundurarak sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir dönüşüm süreci yürütmekte(dir).

Türkiye’nin iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma yolundaki kararlı adımları, kapsamlı politika belgeleri ve stratejik planlarla şekillenmektedir”. (sf. 16).

Bütün bu “kararlı” adımların ve “başarılı mevzuatların” iktisadi/sosyal maliyetleri ve getirileri nedir? Daha başka bir ifadeyle, bu amaçlara ulaşmak için gerekli kaynak tahsisi nasıl sağlanacaktır? Örneğin, fosil yakıtlardan çıkışın takvimi nedir? Yeşil teknolojiler hangi sektörlerde ve daha önemlisi, hangi coğrafi bölgelerimizde öncelikle kurulacaktır?

Sorunun özü, kaynak tahsis mekanizmalarını açıklamayan bir plan metni, “plan” değil, “iyi niyet temennilerinden” ibaret kalmaktadır.

2. Gerçek amaç yerli bir Emisyon Ticaret Sistemi kurulması ve karbonun piyasada fiyatlandırılmasıdır.

Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı, taksonomi, raporlama, veri altyapısı, kurumsal kapasite, yeşil finansal ürünler ve piyasa mekanizmaları gibi çok sayıda başlık içermekte. Bununla birlikte, belgenin piyasa mekanizmaları ayağında en kritik ve sistem kurucu unsur, karbonun fiyatlandırılması ve Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin uygulamaya alınmasıdır. Nitekim 3.2.1 no’lu eylem maddesinde bu hedef açık biçimde ifade edilmekte:

“Eylem 3.2.1 Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin mevzuat altyapısının tamamlanarak uygulamaya alınması.”

Ne zaman? 2026’da; hemen!.

Sorumlu kurum? Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (ÇŞİDB).

Bunu olumlu karşılıyoruz. Ne de olsa, günümüzde birçok ülke bu tür mekanizmaları tasarlamış ya da uygulamaya koymuş durumda. Bu tasarımlar 2025 itibariyle toplam küresel emisyonların üçte birini kapsıyor (Koppenburg, 2026). Dolayısıyla, karbonun bir emisyon ticaret sistemi (ETS) dahilinde fiyatlandırılarak azaltımının amaçlanması çok da alışılmadık, aykırı bir tasarım değil.

Fakat, sağlıklı bir finansal alt yapı ve karbon fiyatlaması için olmazsa olmaz koşulların başında, kuşkusuz, güvenilir, doğrulanmış ve erişilebilir emisyon verileri geliyor. Eylem Planı’na baktığımızda, şirketlerin tesis bazlı doğrulanmış emisyon verilerine bankaların ve finans kuruluşlarının erişimini sağlayacak mekanizmanın Eylem 1.3.1 kapsamında planladığını görüyoruz. Bu plan maddesinin gerçekleşmesi “bankalar ve finans kuruluşlarının fiyatlama yapabilmesi amacıyla” son derece önemli. Gerçekleşme tarihi ise 2028 olarak hedefe alınmış. Önce ETS, 2026’da hemen hazırlanacak, ancak karbonun sağlıklı fiyatlanması ve finansal kuruluşların riskleri doğru ölçebilmesi açısından kritik önemde olan tesis bazlı doğrulanmış emisyon verilerine erişim mekanizması bundan iki yıl sonra düzenlenebilecek!

Bu tür “düzenleme” sorunlarının zaman içerisinde aşılacağı söylenebilir. Ancak unutmayalım, gerçekten işlevsel bir ETS mutlaka bir kota ve bağlayıcı bir üst sınır altında çalıştırılmak zorunda. Bu “üst sınır” sadece bağlayıcı olmakla kalmayıp zaman içinde daraltılarak Türkiye’nin 2053’e net sıfır emisyon hedefi ile uyumlu hale getirilmeli.

Ne var ki, Türkiye’nin resmi emisyon azaltım hedefi ve tasarımı gerçekçi olmayan bir referans senaryosuna dayanmaktadır.

Türkiye’nin daha 2015 yılında 21. Paris Taraflar Toplantısı’nda (COP21) sunmuş olduğu Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanı (yaygın kısaltmayla INDC: Intended Nationally Determined Contribution), tarihsel emisyon eğilimleriyle uyumlu olmayan, abartılı ve analitik açıdan sorunlu varsayımlar üzerine kurulmuştur. Bu kurgu daha ilk başından sorunlu olup, o tarihten bu yana Türkiye’nin, bu yazıda konusunu etmekte olduğumuz “Yeşil Finans Strateji ve Eylem Planı” da dahil olmak üzere, iklim politikası belgelerinin analitik temelini zayıflatmakta; resmi çalışmaların ve müzakere hedeflerininin güvenirliğini tartışmalı hale getirmektedir.

3. Türkiye’nin 2015’ten bu yana izlediği resmi NDC patikası gerçek dışı varsayımlara dayanmaktadır

Bilindiği üzere, Türkiye, Paris Anlaşması’nı 22 Nisan 2016’da imzalamış ve (Paris Anlaşmasını resmi olarak onaylayan en son 5 ülkeden birisi olarak) ancak beş sene sonra, 7 Ekim 2021’de TBMM’de onaylamıştır. Böylece, Türkiye, beş yılda bir (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Sekretaryasına her seferinde ulusal koşul ve kapasitesi doğrultusunda ve “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler” ve hakkaniyet ilkeleri esasında daha iddialı azaltım hedefleri içerecek şekilde, Paris Anlaşması’nın tüm tarafları gibi, Ulusal Katkı Beyanı sunmakla yükümlü hale gelmiştir.

Bu kapsamda Türkiye, 2015 Paris 21. Taraflar Konferansı sürecinde sunmuş olduğu 2030 sera gazı azaltım hedefini referans senaryoya kıyasla, yüzde 21 olarak teyit etmiştir. Bundan sonra da COP26’da kabul edilen Glasgow İklim Mutabakatı bağlamında güncellediği Birinci Ulusal Katkı Beyanını 13 Nisan 2023 tarihinde BMİDÇS Sekretaryasına sunmuş ve referans senaryoya kıyasla, 2030 yılına kadar sera gazı emisyon azaltım hedefini yüzde 21’den yüzde 41’e yükselttiğini duyurmuştur[1] (2030 yılında 695 Mton CO2 eşd.)

Türkiye’nin ikinci güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı ise 24 Eylül 2025 tarihinde BMİDÇS Sekretaryasına sunulmuş olup, bu çerçevede, Türkiye’nin ekonomi genelinde uygulayacağı politika ve önlemler sayesinde, 2035 yılına kadar referans senaryoya kıyasla 466 milyon ton emisyon azaltımı sağlayarak, emisyonların 643 milyon tona düşürülmesi hedeflenmiştir.

Teknik rakamsal hedeflere takılmayalım. Dikkat edilecek ifade: referans senaryoya kıyasla!

Hemen belirtelim: NDC azaltım planı, içerdiği hatalı varsayımlar ve oldukça zayıf analitik çerçevesi nedeniyle birçok araştırmacı ve sivil toplum kuruluşu tarafından eleştirilmiştir[2]. Özellikle, temel alınan “mevcut olağan koşullar altında devam” (business-as-usual, BaU) referans senaryosunun gerçekçi olmadığı ve 1990 sonrası tarihsel gelişmelerle uyum göstermediği yoğun tartışılmış ve analitik olarak ortaya konulmuştur. Öncelikle, 2015 sonrası BaU senaryosu sera gazı emisyonlarında aşırı hızlanmış bir artış öngörmekte ve toplam emisyonların 2030 yılında 1,175 milyon tona ulaşacağını varsaymaktadır.

Oysa 1990–2010 döneminde Türkiye’nin emisyonlarının yıllık ortalama artış hızı %2.98 olarak gerçekleşmiştir. Buna karşılık, 2012–2030 dönemini kapsayan BaU referans senaryosu Türkiye’nin emisyon artış hızının neredeyse iki katına çıkarak yıllık %5.46’ya ulaşacağını iddia etmektedir. Dolayısıyla, bu abartılı senaryoya dayalı olarak, Paris görüşmelerine 2015 yılında sunulan ilk NDC kapsamında emisyonların 2030 yılında %21 azaltılarak (2012 referans yılı esas alınarak) 930 milyon tona düşürüleceği resmî hedef olarak belirlenmiştir. Yukarıda belirtildiği gibi, bu hedef daha sonra 2023 yılında revize edilmiş ve yine aynı şekilde abartılı ve kurgusal referans senaryosuna göre %41’lik bir azaltımla 2030 yılında 695 milyon tona ulaşılması hedeflenmiştir.

BaU senaryosuna göre Türkiye’nin emisyonlarının 2030 yılında 1.175 MtCO₂e’ye ulaşacağı öngörülmektedir. Türkiye 2030 yılında emisyonlarını 695 MtCO₂e ile sınırlandırmayı taahhüt etmiştir; bu da BaU senaryosuna göre %41’lik bir azalışa karşılık gelmektedir. Ayrıca, NDC patikasına göre emisyonların zirve yapacağı yıl olarak açıklanan 2038’de emisyonların 805 MtCO₂e düzeyine ulaşması beklenmektedir.

Oysa gördüğümüz üzere, tarihsel emisyon verileri farklı bir tablo ortaya koymaktadır. Türkiye’nin son veri olan 2024 yılına ait gerçekleşmiş sera gazı emisyonu 584.5 MtCO₂e’dir. Eğer bu tarihsel eğilim gelecekte de devam ederse, Türkiye’nin emisyonları 2030 yılında yaklaşık 731 MtCO₂e’ye ulaşacaktır. Bu düzeylerin her ikisi de NDC’de öngörülen referans seviyelerinin altında kalmaktadır.

Dolayısıyla, bu hayali referans senaryosunun abartılı ve hayalı değerleri üzerinden karşılaştırmalı olarak verilen “taahhütlerin” herhangi bir ciddi yanı yoktur. Türkiye, zaten tarihsel mevcut patikanın basit projeksiyonları altında dahi, hiçbir ek önlem almadan, ya da yapısal herhangi bir strateji uygulamaya gerek kalmadan, “taahhüt ettiği” hedef patikayı izlemektedir. 1 No’lu Şekil tüm bu anlatılanları özetlemektedir.

Şekil 1: Türkiye, Sera Gazı Emisyonları: Tarihsel Patika ve Projeksiyonlar (Milyon ton)

Kaynak: TUİK Çevre İstatistikleri ve UNFCC’ye sunulan NDC belgesine dayanarak kendi hesaplamalarımız.

Görüleceği üzere, 2015 Paris Taraflar Konferansı sürecinde paylaşılan “mevcut olağan koşullar altında devam” (business-as-usual, BaU) referans senaryosu, Türkiye’nin tarihsel emisyon eğilimleri ile bağdaşmamaktadır. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası taahhütlerinin ve burada söz konusu ettiğimiz strateji ve eylem planlarının güvenirliğini zedelemekte ve anlamını tartışmalı hale getirmektedir.

Şimdi tekrar ETS tasarımı üzerine gözlemlerimize geri dönelim. Eğer Türkiye’nin yerli ETS kurgusu, söz konusu abartılı ve gerçekçi olmayan NDC referans senaryosu patikasına göre uygulanacaksa, şirketlere bağlayıcı bir emisyon kısıtı getirmeyecek, reel bir emisyon azaltımı yaratmayacağı için anlamlı bir ticarete gerek kalmayacak ve dolayısıyla karbonun pozitif ve etkili bir fiyatının oluşması da mümkün olmayacaktır. Eğer gerçekten karbon ticaretine dayanan bir karbon fiyatlaması tasarlanıyorsa, Türkiye’nin mevcut NDC referans senaryosunu ivedilikle güncellemesi gereklidir. Ne yazık ki, söz konusu yanlış kurgu, 2015’ten bu yana Türkiye’nin iklim değişikliği politikalarının ve tasarımlarının sağlıklı ve bilimsel yöntemlerle yapılmasını engelleyen, neredeyse sorgulanmasına tahammül edilmeyen bir referans çerçevesi biçiminde değerlendirilmektedir.

Kaynakça

Aşıcı, Ahmet (2023) “Notes on the Design of the Turkish Emission Trading System” Kadir Has Üniversitesi, Yeşil Dönüşüm İzleme Merkezi (Yeşil_İz) Araştırma Metni No. 2023_02.

https://yesiliz.khas.edu.tr/wp-content/uploads/2026/01/2023_Asici_ETS-Policy-Note.docx

Şahin, Ümit (2016) “Warming A Frozen Policy: Challenges To Türkiye’s Climate Politics After Paris”, Turkish Policy Quarterly, 15(2): 117-130.

Şahin, Ü., Tör, O. B., Kat, B., Teimourzadeh, S., Demirkol, K., Künar, A., Voyvoda, E., & Yeldan, E. (2021). Decarbonization Pathway for Türkiye: Net Zero in 2050.

Voyvoda, Ebru and A. Erinç Yeldan (2015) Greening Turkish Economy: A General Equilibrium Investigation of Environmental Policies for A Low Carbon Growth Path” Report prepared for the Istanbul Policies Center and World Wild Foundation (WWF-Türkiye).

http://ipc.sabanciuniv.edu/en/wp-content/uploads/2015/11/Low-Carbon-Report1.pdf

Yeldan, A. Erinç (2025) “Bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım”, İktisat ve Toplum, No 181 Kasım, sf. 19-21.

Yeldan, A. Erinç (2024) “Role of Finance in Türkiye’s Green Transition: Investigating for Opportunities under Current Trends and Path Dependence” UNCTD için hazırlanmış rapor: Integrated Policy Strategies and Regional Policy Coordination for Resilient, Green and Transformative Development, UNCTAD, Geneva.

https://yesiliz.khas.edu.tr/wp-content/uploads/2026/01/integrated-strategies-report-turkiye-v3.pdf

Yeldan, A. Erinç (2023) “Türkiye: Challenges and Strategies Towards De-Carbonization and Sustainable Development Under the Age of Finance”, Japanese Political Economy, 49(2-3): 183-211. https://doi.org/10.1080/2329194X.2023.2259948

Notlar

  1. Kaynak: INDC of Türkiye:

    https://www4.unfccc.int/sites/submissions/INDC/Published%20Documents/Türkiye/1/The_INDC_of_TÜRKIYE_v.15.19.30.pdf

    2023 Revizyonu için:

    https://unfccc.int/sites/default/files/NDC/2023-04/T%C3%9CRK%C4%B0YE_UPDATED%201st%20NDC_EN.pdf

  2. Örneğin, bkz., Aşıcı, 2023; Yeldan, 2023, 2024, 2025; Şahin v.d., 2021; Şahin, 2016; Voyvoda & Yeldan, 2015.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
A. Erinç Yeldan (2026). Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı Üzerine. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21299942

  • Alp Erinç Yeldan, 1960 yılında İzmit’te doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. İktisat Doktorası derecesini 1988 yılında Minnesota Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra Bilkent Üniversitesi’ne katıldı. Aynı Üniversite’de 1990’da Doçent; 1998’de Profesör unvanını aldı. Profesör Yeldan halen Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümünde görev yapmakta ve uluslararası ekonomi, kalkınma ekonomisi ve makroekonomik modeller üzerine çalışmaktadır. Merkezi, Yeni Delhi’de olan Uluslararası Kalkınma İktisatçıları Birliği (IDEAs) kurucu-direktörlerinden olan Profesör Yeldan, Bilim Akademisi ile Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Uluslararası Kaynaklar Paneli (IRP) seçilmiş üyesidir.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı

Yazar bu yazının hazırlanmasında yapay zeka aracı kullanmamıştır.