Takip et

Üniversite ve İstihdam Üzerine

YazarCem Oyvat

15 Şubat, 2026 , ,

Türkiye’nin temel istihdam sorunu üniversite mezunu fazlalığından kaynaklanmıyor. Veriler, üniversite mezunlarının işsizlik oranı görece yüksek olsa da istihdam oranlarının diğer eğitim gruplarından belirgin biçimde daha yüksek olduğunu gösteriyor. Çözüm üniversiteyi küçültmek değil; eğitim kalitesini, bakım ekonomisine yatırımları, çalışma saatlerinin düşürülmesini ve üniversite özerkliğini güçlendiren politikaları hayata geçirmek.

İstihdam oranı kuşkusuz Türkiye’nin en zayıf olduğu alanlardan biri. Dünyanın geneline göre çok azımız çalışıyor. 2024 Dünya Bankası Dünya Kalkınma Göstergeleri’ne göre Türkiye istihdam oranında 182 ülke arasında 145. sırada yer alıyor[1]. Ayrıca 15-29 yaş grubundaki nüfus arasında da ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı %27,7[2]. Sanılanın aksine işgücü üretkenliğimizden daha kötü olan göstergemiz istihdam oranımız.

Evet, son dönemde yapay zekâ gelişiyor ve bazı beyaz yakalı işlere olan ihtiyacı azaltıyor ama bu durum bizim sıralamamız için bahane değil. Neticede teknolojik gelişmeler her yerde var ve bütün dünyadaki istihdamı etkiliyor.

İstihdamla ilgili pek çok argüman ve mit var. Mesela “Z kuşağı tembel olduğu için çalışmıyor” deniliyor. “Çok fazla üniversite açıldı, çok fazla üniversite mezunumuz var” deniliyor. İkinci argümanı destekleyen bir veri de var: Üniversite mezunlarımız arasında işsizlik oranı %9,1 ve bu oran, lise mezunlarının işsizlik oranından olmasa bile, %7,3 olan lise altı eğitimlilerin ve %5,6 olan okuryazar olmayanların işsizlik oranından yüksek[3].

Öncelikle şunu söyleyeyim, %9,1’lik işsizlik oranı gerçekten işgücü piyasasının talep ettiğinin epey üzerinde bir üniversite mezunu arzına işaret ediyor. Üniversitelerin durumuyla, üniversite eğitiminin kalitesiyle de ilgili ciddi problemlerimiz var. Üniversitedeki bölümlerin dağılımı da muhtemelen işgücü piyasasının ihtiyaçlarıyla birebir örtüşmüyor. Ayrıca bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de üniversite eğitiminin yapay zekâdaki son gelişmelere uyum sağlaması gerekiyor. Hem eğitim teknikleri hem de öğretilen ders materyali açısından…

Ancak yükseköğretimdeki işsizlik oranının diğer eğitim gruplarına göre yüksek olması oldukça yanıltıcı. Çünkü istihdam oranında bambaşka bir tablo var.

metin, ekran görüntüsü, yazı tipi, sayı, numara içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Tablo 1, eğitim gruplarına göre istihdam oranını gösteriyor. Öncelikle bütün kategorilerdeki istihdam oranı yükseköğretim mezunlarında diğer kategorilerin çok üzerinde. Yükseköğretim mezunları arasında istihdam oranı %69,9 iken, bu oran lise mezunlarında %51,2. Görünürde işsizlik oranı daha düşük olan lise altı eğitimlilerin istihdam oranı %42,5, okuryazar olmayanlarınsa sadece %16,6. Eğitim düzeyi düşük olan gruplardaki işsizlik oranlarının görece daha düşük olması, tamamen bu gruplardaki işgücüne katılanların oranının düşük olmasından kaynaklanıyor.

Tablo 1’de başka çarpıcı noktalar da var. Kadın istihdam oranı her eğitim grubunda erkeklerin çok altında kalıyor. Hatta kadın yükseköğretim mezunlarının istihdam oranı, lise altı eğitimli erkeklerin bile gerisinde kalıyor. Benzer bir durum ters yönde geçerli değil. Lise altı eğitimli kadınların istihdam oranı %24,6, yükseköğretim mezunu erkeklerin istihdam oranı ise %80,3. Özellikle kadınların istihdam oranında eğitim çok belirleyici; yükseköğretim mezunu kadınlarla diğer kadınlar arasında dramatik ve erkeklerde olmayan bir fark var.

Aslına bakarsanız Dünya Bankası’nın 2024 verilerine göre erkek istihdam oranında dünya sıralamasının ortalarında, 182 ülke arasında 84’üncü sıradayız[4]. Esas sorun kadın istihdam oranında. Kadın istihdam oranında 182 ülke arasında 157’nci sıradayız, yani en kötü 26’ncı ülkeyiz. Bu veri başlı başına istihdamımızı “tembellik”le açıklayan tezleri çürütüyor. Çünkü bu tezi kabul etmemiz için argümanı “erkekler değil sadece kadınlar tembel, çalışmıyor” şeklinde devam ettirmeniz gerekiyor ki, böyle bir argümanı ileri sürebilmemiz için Türkiye’deki ve hatta dünyadaki sosyoekonomik durumdan tamamen bihaber olmanız gerekiyor. Türkiye, AKP döneminde eğitimdeki cinsiyet eşitsizliklerini kapattı ve bunun istihdama olumlu etkisi oldu. Ancak maalesef bu etki istihdamdaki eşitsizlikleri kapatma anlamında yetersiz kaldı.

Tablo 2 ise yükseköğretim mezunu olan ve olmayanlar için istihdam oranlarını gösteriyor. 2014’ten bu yana yükseköğretim mezunlarının istihdam oranında belirgin bir düşüş yok; hatta erkekler için bu oran artmış. 15 yaş ve üzeri nüfusun toplam istihdam oranı da tüm grupların ötesinde 4 puan yükselmiş. Bu durum kompozisyon etkisinden, yani istihdam oranı daha yüksek olan yükseköğretim mezunlarının toplam içindeki ağırlığının artmasından kaynaklanıyor. Hatta lise ve altı eğitim düzeyindeki çalışan kadınların 15 yaş ve üzeri nüfusa oranı 2014 ile 2024 Ç4-2025 Ç3 arasında neredeyse değişmezken, yükseköğretim mezunu çalışan kadınların oranı 2,9 puan artmış[5]. Bu da yükseköğretim mezunu çalışan kadınların sayısındaki artışın istihdam oranındaki artışın neredeyse dörtte üçünü açıkladığını ortaya koyuyor.

metin, ekran görüntüsü, yazı tipi, makbuz içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

2014 ve 2024 Ç4-2025 Ç3 arasında kadın istihdamındaki 3,2 milyon kişilik artışın 1,4 milyonu, yani %43,8’ü geniş olarak “bakım ekonomisi” olarak tanımlanan eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetlerindeki istihdam artışından kaynaklanıyor. Bu artışın yaklaşık 600 bini eğitimde, 800 bini insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri faaliyetlerinde gerçekleşti. Yani eğitim, sağlık ve sosyal bakıma yapılan yatırımlar istihdamı artırmada ve cinsiyet eşitsizliklerini azaltmada da önemli rol oynuyor. Hakeza, bir hanede hem annenin hem babanın çalışabilmesi için çocuk, yaşlı, hasta bakımı hizmetlerine devlet desteği sağlanması kritik önem taşıyor. Tabii bu noktada çalışan kadınlar için annelik izni ve hatta babanın çocuk bakımına katılımını teşvik edecek olan ve ülkemizde neredeyse hiç tartışılmayan babalık izni politikalarının geliştirilmesi de önemli.

Ayrıca çiftlerin her ikisinin de çalışabilmesi için haftalık çalışma saatlerinin azaltılması da önemli. Özellikle çocuklu bir ailede çalışabilmek açısından zaman kısıtı önemli bir faktör ve bu kısıtı azaltmanın yollarından biri çalışma saatlerini daha makul seviyelere çekmek. 2024 yılı OECD verilerine göre Türkiye, tam zamanlı çalışanların haftalık ana işte çalışma süresi açısından 47,6 saat ile en yüksek ikinci ülke ve 41,2’lik OECD ortalamasının hayli üzerinde (Tablo 3). İstihdam oranında ise Yunanistan ve İtalya’dan sonra en kötü üçüncü durumda. Bu durum başlı başına bir mantıksızlığı yansıtıyor. Çalışanlarımız çok uzun süreler çalışıyor, ama çalışanların toplam sayısı düşük kalıyor. Bu şartlarda tam zamanlılar için ortalama çalışma saatlerini düşüren herhangi bir politika toplam işgücü talebini artıracak ve emek maliyetlerini yükselterek bölüşümü emek lehine değiştirecektir.

metin, ekran görüntüsü, yazı tipi, makbuz içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Üniversite eğitimini küçültmek veya kısaltmak neye yarar?

Üniversite mezunu sayımızı azaltmak istihdamı artırmak için sihirli bir formül değil. Hatta olumlu etkisi olup olmayacağı bile belli değil, çünkü Tablo 1’de de görüldüğü gibi yükseköğretim altı eğitim gruplarında istihdam oranları çok daha düşük. Ancak eğitimin kalitesini ve üniversitelerde yapılan bilimin niteliğini yükseltmemiz, yüksek katma değerli sektörlerde ilerleyebilmemiz için kritik önem taşıyor.

Tabii burada mesele sadece üniversite eğitimi değil. Ortaöğretimin kalitesinin artması, yükseköğretime yönelmeyecekler için meslek liselerindeki eğitimin iyileştirilmesi de kritik. Üniversite eğitiminde kaliteyi yükseltmek için hem üniversitelere ayrılan kaynağı artırmamız hem de akademik özerkliği temin etmemiz gerekiyor. Tepeden yapılan siyasi atamalar ise yetersiz yöneticilerin, siyasi bağlantıları sayesinde yönetime gelmesinin önünü açıyor ve akademisyenlere pranga oluyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşananlar bunun en güzel örneği.

Akademik çalışan sayısının artması ise öğrenci-öğretim üyesi oranının düşürülmesi, üniversitelerin kalitesinin artması için kritik. Çünkü akademisyenlerin kendini geliştirebilmeleri, sürekli güncel tutmaları ve nitelikli araştırma yapabilmeleri için zaman çok önemli. Bu yalnızca araştırma için değil, eğitimin niteliğini üst düzeyde sürdürebilmek için de elzem.

YÖK’ün üniversiteleri üç seneye düşürecek düzenlemesi ise ne istihdam ne de üniversitelerin kalitesinin yükselmesi konusunda katkı sağlıyor. Yaz dönemi, akademisyenlerin araştırma yapabilmeleri ve kendilerini geliştirebilmeleri için değerli. Bu dönemin zorunlu bir eğitim dönemi haline getirilmesi, öğretim üyeleri için çok değerli olan araştırma zamanını çalacak ve akademik gelişim ve araştırmalara ciddi darbe vuracak. Ayrıca ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranının bu kadar yüksek olduğu Türkiye’de, üniversite eğitimini üç seneye düşürmek gençlerin işgücü arzını artıracak ama bu erken işgücüne giren gençlerin çoğuna mucizevi biçimde iş yaratmayacak. Bu politikanın sonucunda gençlerin önemli bir kısmı muhtemelen ne eğitimde ne istihdamda olanlar arasına katılacak.

Neticede üniversite eğitimi ve istihdam konusunda ezberlerden kaçınmak gerekiyor. Türkiye’deki üniversite eğitiminin yetersiz olması, işe yaramaz olduğu anlamına gelmiyor. Asıl mesele üniversiteyi küçültmek değil; niteliğini yükseltmek, bilimsel üretim kapasitesini güçlendirmek ve eğitimi yeni dünyanın şartlarına uyarlamak. Her şeye rağmen eğitim yatırımları hem Türkiye’nin büyümesine hem de istihdam yaratılmasına önemli bir katkı sağladı. Ancak bu katkının devam edebilmesi için iktidarın bakış açısını değiştirmesi ve bilimin daha fazla teşvik edildiği, bilime daha çok kaynak aktarılan ve siyasi atamalardan ziyade üniversite özerkliğinin güçlendirildiği bir politika bütününü tercih etmesi gerekiyor. Ya da daha gerçekçi olursak, Türkiye’ye bu ilkeleri benimseyecek ve ülkenin önünü açacak yeni bir iktidar gerekiyor.

  1. Dünya Bankası (2025). Dünya Kalkınma Göstergeleri. https://databank.worldbank.org/source/world-development-indicators#

  2. Veriler 2025’in üçüncü çeyreği için. TÜİK (2025). İşgücü İstatistikleri.

  3. Ibid.

  4. Sıralama ILO tarafından modellenmiş istihdam oranı verilerine göre. Dünya Bankası (2025). Dünya Kalkınma Göstergeleri. https://databank.worldbank.org/source/world-development-indicators#

  5. TÜİK (2025). İşgücü İstatistikleri’ne dayalı kendi hesaplamalarım.

  • Cem Oyvat, Greenwich Üniversitesi Muhasebe, Finans ve Ekonomi Okulu ile Politik İktisat, Yönetişim, Finans ve Hesap Verebilirlik Merkezi’nde (PEGFA) Ekonomi alanında Doçenttir. Doktora derecesini Massachusetts Üniversitesi – Amherst’ten Ekonomi alanında almıştır. Araştırma ilgi alanları politik iktisat, iktisadi kalkınma, gelir dağılımı, tarımsal yapılar ve toprak eşitsizliği, kentleşme, kayıt dışı sektör, toplumsal cinsiyet ekonomisi, bakım ekonomisi, ücret-çekişli büyüme, çatışma ekonomisini kapsamaktadır. World Development, Cambridge Journal of Economics, Feminist Economics, Public Choice, Electoral Studies, Metroeconomica, Structural Change and Economic Dynamics gibi dergilerde makaleleri yayımlanmıştır.

    Diğer Yazıları