Takip et

Bu Oyun Kimin Oyunu veya Eski Emperyalizm-Barış Tartışmalarına Yeni Bir Bakış

Yazarİlhan Can Özen

12 Mart, 2026 ,
DOI:10.5281/zenodo.18957665 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Bu yazı, Karl Polanyi’nin tarihsel sosyoloji perspektifi ile John Hobson’ın politik iktisat yaklaşımını karşılaştırarak, her iki düşünürün aynı döneme (Belle Époque) ve aynı finansal aktörlere ilişkin değerlendirmelerinin nasıl taban tabana zıt olduğunu ortaya koymaktadır. Polanyi, finans sermayesini (haute finance) 19. yüzyılda büyük güçler arasında barışı koruyan bir mekanizma olarak görürken; Hobson, aynı finansörleri emperyalist rekabeti ve savaşları körükleyen, eşitsiz güç dinamikleri üzerinden çıkar sağlayan “düzenleyici” güç olarak tanımlar. Yazı, her iki teorik çerçevenin de 1945 sonrası ABD hegemonyasıyla şekillenen günümüz dünya düzenini anlamada yetersiz kaldığını savunarak, mevcut küresel istikrarsızlık ve savaş tehdidini çözümleyebilmek için yeni bir kavramsal merceğe, ve senteze ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır.

Bu yazıda üç amaç hedeflenmektedir: (1) Tarihsel sosyoloji yaklaşımını klasik politik iktisat yaklaşımından ayıran temel farklılıkları, her iki yaklaşımın en dikkate değer eser örnekleri üzerinden ortaya koymak; (2) Emperyalizm teorilerini ve bu teorilerin kavramsal çerçevesini okurlara tanıtmak; (3) Neredeyse seksen yılı aşkın süredir devam eden bu teorik tartışmaya günümüz iktisat anlayışının ve analiz yöntemlerinin katkı sunup sunamayacağını, mevcut ikiliğe alternatif teorik bir üçüncü yol perspektifiyle tartışmaya açmak.

Öncelikle tartışmanın iki meşhur tarafından birine bakalım. Takvimi bugünden geriye sararsak ilk karşımıza çıkan isim Karl Polanyi ve onun başyapıtı Büyük Dönüşüm (1944) olur. Tarihsel sosyolojiye ve daha genel olarak sosyal bilime yaptığı katkılar kuşkusuz ayrı bir inceleme konusu olmayı hak eden Polanyi’nin eserinden burada yalnızca belirli bir teorik sonuca odaklanacağız. Polanyi, 1815-1914 döneminin ‘egemenler barışı’nı analiz ederken, kitabının genel çerçevesine bu barış gözlemini de yerleştirerek, global barışı yaratanın –daha doğrusu büyük güçleri savaşın eşiğinden ve savaş dinamiklerinden döndürenin– piyasa mantığı, piyasa sistemi ve bu sistemin aktörlerinin işleyişi olduğu savını ortaya koyar. 19. yüzyılda en güçlü ve küresel biçimine ulaşan dünya piyasası, her davranışı ve her toplumsal bağı dönüştürüp piyasa egemenliğine tâbi kıldığı gibi, daha önceki dönemlerde at sırtında egemenlik kuran politik erklerin bağımsız karar alanlarını da kendi okyanusuyla kuşatarak denetimi altına almıştır. Polanyi, Büyük Dönüşüm‘ün ilk iki bölümünde haute finance‘ın (yüksek finans) 19. yüzyılda genel savaşları önlemede ve barışı korumada kilit bir araç işlevi gördüğünü ileri sürer. Ona göre uluslararası bankerler ve büyük finans kurumları (Rothschild’ler ve J.P. Morgan gibi), hükümetlerden bağımsız hareket edebilen, tüm güçlerle ilişki kurabilen ve kendi çıkarları gereği büyük güçler arasında barışı korumaya çalışan bir mekanizma olarak işlemiştir. Finansörler, genel bir savaşın para birimlerini ve uluslararası krediyi olumsuz etkileyeceğini bildiklerinden barıştan yana tavır almışlardır. Finans ve kredi kanallarıyla iyiden iyiye kuşatılan ve onsuz yaşayamayacağını kabullenmiş merkez ile yarı-çevre ülke elitleri, tüm kararlarını bu üst düzey konumun ışığında vermeye zorlanmış, böylece merkez ülkeler arasında topyekûn savaş bir seçenek olmaktan çıkarılmıştır.

Buna karşılık politik iktisat tarafında Hobson, emperyalizmin ardındaki güçleri araştırırken, finansörlerin “yeni emperyalizm” politikalarından en çok çıkar sağlayan grup olduğunu ortaya koymuştur. Hobson’a göre finansörler, savaşlar, devrimler ve kamusal kredideki dalgalanmalardan kazanç elde eden ‘ekonomik asalaklar’dır. Finansörleri emperyalist motorun “motoru” değil, “düzenleyicisi” olarak tanımlayan Hobson, onların desteği olmadan büyük savaşların gerçekleşemeyeceğini ileri sürmüştür.

Her iki sosyal bilimci de aynı dönemi (Belle Époque çağı) ve aynı finansal aktörleri (Londra merkezli sermaye piyasaları ile küresel finans kapital) incelemiş olmasına rağmen, vardıkları sonuçlar oldukça çarpıcı biçimde farklılaşmaktadır. Hobson, finansal çıkarların yükselişini artan devletlerarası rekabet ve emperyalist mücadelenin başlıca faili olarak görürken, Polanyi aynı finansal çıkarları barış ve düzenin koruyucusu olarak nitelendirmektedir.

Bu iki önemli düşünürün aynı olguyu nasıl tamamen farklı perspektiflerden ele alıp birbirine zıt sonuçlara ulaştığını anlamak istiyorsak, göz önünde bulundurmamız gereken temel ayrım şudur: Polanyi, tarihsel sosyolog olarak, piyasalaşma gibi ortak bir toplumsal dinamiğin yansımalarını farklı toplumsal katmanlarda inceleyen, bu dinamiğin tarihsel başlangıcını, zirve noktasını ve geri çekilişini analiz eden yaklaşımıyla tanınır. Buna karşılık Hobson, konuya politik ekonomik bir perspektiften yaklaşır ve politik ekonominin egemen sınıf ile devlet konumlanışlarına bakışı üzerinden bir çözümleme yapar. Hobson, toplumun bütününde ya da küresel zeminde eşit ve eşgüdümlü ilerleyen bir sürecin varlığına inanmaz; çünkü sürecin kendisi (finansallaşmayla örülmüş emperyalizm) toplumları ve ülkeleri birbirinden ayırmakta, farklı çıkarları ve hesapları en üst düzeye taşıyarak rekabeti had safhaya çıkarmaktadır. Bu rekabet, iktisada giriş derslerinde idealize edilen tam rekabet piyasasının hiçbir özelliğini taşımadığı için, toz pembe teorik sonuçlara ulaşmak da mümkün değildir. Zira rekabet eden aktörler ne eşittir (hiyerarşik devletler düzeni), ne sonsuz sayıdadır ne de birbirlerinin sınırlarına saygı gösterirler. Dahası, kullandıkları araçlar iktisadi olmaktan ziyade, çok daha yıkıcı ve onulmaz izler bırakan politik-askerî-finansal silahlardır. Hobson’un –”Bu çağda ülkeler niçin savaşır ve yok eder?”– temel sorusuna verdiği yanıt, tam rekabetçilikten uzaklaşan bir dünya ekonomik sisteminin, bu habis rekabeti bütün ülkelerde besleyeceği kanısına dayanır. Tıpkı tam rekabetçi piyasada bir firmanın fiyat indirimine diğer firmaların otomatik olarak fiyat indirimiyle karşılık vermesi ve bireysel eylemin kolektif bir zorunluluğa dönüşmesi gibi, bu askerî rekabet ortamında da ülkeler silahlanma dinamiklerinde, askere alma sistemlerinde, askerî bütçelerini katlama süreçlerinde ve nihayet bu silahları aktif kullanıma sokma potansiyelinde birbirlerini otomatik birer robot adımıyla izlerler. Savaşı piyasanın sınırlarının dışına iten ve onun ortaya çıkış dinamiklerini analiz ettiği küresel sistemin dışında ve öncesinde konumlandıran Polanyi’nin aksine, Hobson’da savaş, başka rekabet araçları ellerinden alınmış ya da bu araçların etkisini yitirdiği dengelerin yarattığı otomatik bir ikame sürecidir.

Bu ölümcül ancak eşyanın tabiatı gereği kaçınılmaz sonucu yaratan şey, kuşkusuz eşitsiz güç dinamikleri içindeki küresel siyasettir. Hobson’un en ünlü eserine Emperyalizm: Bir Çalışma (1902) adını vermesi, bu politik-ekonomik ve toplumsal bunalımı yaratan savaş dinamiğinin temelde sistemin doğasında var olan bir özellik olduğunu düşünmesinden kaynaklanır. Peki nedir Hobson’a göre emperyalizm? Sanayileşmiş ülkelerde aşırı tasarruf ve yetersiz tüketim nedeniyle yurt içinde kârlı yatırım alanı bulamayan sermayenin, dış pazarlara ve yatırım bölgelerine yönelmesinin bir sonucudur. Bu süreçte finans sermayesi, savaşlar ve siyasi istikrarsızlıklardan kâr sağlayan, hükümetleri borçlandırarak ve silah sanayini finanse ederek emperyalist yayılmayı teşvik eden temel güç haline gelir. Hobson, finansörleri emperyalist politikanın “motoru” değil “düzenleyicisi” olarak tanımlar; çünkü onlar tam rekabetçi düzenin bozulmasını beslerler. Onların çıkarları doğrultusunda yönlendirdiği devletler, hâkim piyasa konumu ya da ilk hamle avantajı peşinde hammadde kaynakları ve yeni pazarlar için rekabete girişerek, küresel ölçekte yayılmacı bir emperyalist sisteme yol açarlar. Tam rekabetçiliğin yokluğunda ise, hâkim piyasa konumu arayışları, bu ekonomik gerçeklik üzerine inşa edilmiş dünya siyasetini istikrarsız ve potansiyel olarak çok kutuplu bir hale sokar.

Tarihsel tartışmanın ana ekseninden –1815-1914 dönemiyle birlikte iki düşünürün de haklı ve önemli saptamalarından– ayrılarak bugüne ve iktisadın bu tartışmalarla ilgili ne söylediğine bakacak olursak, öncelikle Polanyi’nin analizinden sonra kapitalist dünya ekonomisinin yeniden tek merkezli (hegemonik) bir yapıya dönüştüğünü hatırlatmak gerekir. Aslında günümüz dengesi –ya da dengesizliği demek daha yerinde olacak– ne askerî ne politik ne de ekonomik yapı ve rekabet bakımından Belle Époque dönemine en ufak bir benzerlik göstermemektedir. Amerika Birleşik Devletleri, 1945’teki kesin zaferinin ardından küresel kapitalist politik sistemin yapıtaşlarını bizzat kendisi inşa etmiş, piyasa ekonomisinin temel kural koyucusu ve yeniliğin motoru olma vasfını kendinde toplamış, askerî alanda ise kendinden önceki hâkim gücün ulaşamadığı bir güç dengesine silah ve askerî teknolojiyle erişmiştir. Dolayısıyla gerek Hobson’un gerek Polanyi’nin analizleri ve kavramsal çerçeveleriyle dünyaya baksak bile, bugünkü küresel politik istikrarsızlığı ve artan savaş tehdidini anlamamız mümkün değildir. Bu nedenle bize yeni bir mercek gereklidir. Bu merceğin ne olabileceğini ise bir sonraki yazımızda ele alalım.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
İlhan Can Özen (2026). Bu Oyun Kimin Oyunu veya Eski Emperyalizm-Barış Tartışmalarına Yeni Bir Bakış. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.18957665
  • İlhan Can Özen, ekonomi, politik ekonomi ve biyoistatistik alanlarını kapsayan istatistiksel ve veri yoğun araştırmalarda geniş deneyime sahip bir iktisatçıdır. Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü'nden (2004) mezun olduktan sonra Johns Hopkins Üniversitesi'nde iktisat alanında yüksek lisans ve doktora derecelerini tamamlamış, doktora tezinde işgücü göçünü ve toplumsal cinsiyete dayalı sağlık etkilerini analiz etmek için ileri ekonometrik ve nicel yöntemler kullanmıştır. Sonraki çalışmaları, büyük ölçekli idari verilere, nedensel çıkarıma ve politika değerlendirmesine güçlü vurgu yaparak kalkınma ve sağlık ekonomisi alanlarına genişlemiştir. Halihazırda Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde İktisat Doçenti olarak görev yapan Özen, Türkiye'de göç, sağlık sistemi kapasitesi ve sosyoekonomik sonuçlar üzerine çok sayıda araştırma projesi yürütmektedir. Aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Sağlık Ekonomisi ve Sağlık Politikası Araştırma Merkezi Danışma Kurulu üyesidir. Disiplinlerarası çalışma portföyü, politik davranış, uluslararası politika şokları ve klinik/bioistatistik verilerini titampik ampirik çerçevelerde bütünleştiren yayınlar ve devam eden çalışmaları içermektedir.

    Diğer Yazıları