Bu yazı bölgesel inovasyon sistemleri yaklaşımının evrimini ve olası yeni nesil bölgesel inovasyon politikalarının dönüşüm patikalarını özetlemektedir.
Bölgesel kalkınma, günümüzde sadece ekonomik büyüme değil, aynı zamanda sosyal kapsayıcılık ve çevresel sürdürülebilirliği de içeren çok boyutlu bir kavram haline gelmiştir. Bu süreçte inovasyon, bölgelerin rekabet gücünü artırması ve sürdürülebilir refah sağlaması açısından kritik bir rol oynamaktadır. Bölgesel kalkınma ve inovasyon sistemleri, özellikle bilgi ekonomisinin öne çıktığı 21. yüzyılda literatürde ana konulardan biri haline gelmiştir. Yenilik, öğrenme, ağ yapıları ve yerel kurumsal kapasite gibi kavramların giderek daha fazla önem kazanması, mekansal boyutun ekonomik analizlerde daha sistemli biçimde ele alınmasına yol açmıştır. Özellikle inovasyonun yalnızca teknoloji üretimi ile ilgili değil, aynı zamanda bilgiye dayalı etkileşimsel bir süreç olduğu anlayışı, bölgesel inovasyon sistemleri (BİS) kavramını ön plana çıkarmıştır. Bilginin üretimi, yayılımı ve emilimi, bölgesel inovasyon sistemlerinin temelini oluştururken, bu sistemlerin etkin bir şekilde yönetilmesi ve politika araçlarıyla desteklenmesi büyük önem taşımaktadır.
Bölgesel İnovasyon Sistemleri (BİS) Kavramı ve Evrimi
Bölge kavramı ve bu kavramın kalkınma açısından önemi 1990’lı yıllarda başlayan çalışmalarla literatürde yerini almaya başlamıştır. Bölgenin önemli bir iktisadi analiz aracı olduğu belirtilmiştir. Porter (1990) çalışması ve farklı OECD raporları (1992; 1996; 1999a; 1999b) bölgelerin ekonomik değişimin ve büyüme patikalarının doğasını ve yönünü nasıl etkilediğini ortaya koymaya başlamıştır. Saxenian (1994) tarafından ABD’deki 128 numaralı otoyol rotası ile karşılaştırıldığında Silikon Vadisi’nin bölgesel avantajlarının başlıca kaynaklarının belirlenmesi, BİS’in birçok gelişmiş ülkede bölgesel kalkınmada anlamlı bir politika konusu olarak değerlendirilmesine önemli ölçüde katkıda bulunmuştur. 1990’lı yıllardaki öncül çalışmaları birinci nesil BİS çalışmaları olarak görmek mümkündür.
Bölgelerin firmalarda inovasyon için önemli olmasının çeşitli nedenleri vardır. İlk olarak, genellikle bölgesel ölçekte faaliyet gösteren işbirlikleri ve firmalar arası ağlar firmalardaki inovasyon için önemlidir. Özellikle, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ’ler) için, diğer firmalar ve kuruluşlarla işbirliği, müşteri ihtiyaçlarını karşılamak, riskleri ve maliyetleri paylaşmak için çeşitli uzmanlık alanlarına erişmeyi mümkün kılar. Ağların önemli etkileri nedeniyle, teknoloji ağlarının tasarımı bazı ülkelerde yerel ve ulusal düzeylerde önemli bir politika konusu olarak görülmüştür. KOBİ ağlarının temel gücü, küçük firmaların birbirlerinden ve işbirliği için başarılı katalizör görevi gören aracı sistemden öğrenme olanağından kaynaklanmaktadır. İkinci olarak, inovasyon bölgesel ölçekte ortaya çıkan ve pekiştirilen çeşitli kurumsal rutinler ve sosyal gelenekler tarafından şekillendirilir. İnovasyon, firmalar içindeki farklı işlevler, firmalar arası düzeyde tedarikçiler, müşteriler ve firmalar ile geniş kurumsal çevre arasında etkileşimli ve sosyal bir süreçtir. Rutinler ve gelenekler, belirsizliği azaltarak ve karşılıklı fayda için koordinasyon ve iş birliğini kolaylaştırarak ekonomik süreçlerin düzenlenmesine yardımcı olabilir. Üçüncüsü, bölgesel kümelenme ve uzmanlaşma inovasyon için önemlidir. Bir bölgedeki kümelenme ve uzmanlaşma, işlem maliyetlerinin azalması ve kümelenme ekonomilerinin teknolojik ve beceri avantajlarının değeri nedeniyle büyüme ve rekabet gücünün temel unsurlarından bazıları olarak kabul edilir (Krugman, 1995; Porter, 1990; 1994). Kümelenme ekonomilerine dayalı bölgesel rekabet gücüne ilaveten, 1990’lı yıllardaki ‘ekonomik coğrafya’ çalışmaları, yerel olarak yerleşik sosyal, kültürel ve kurumsal düzenlemelerin bilgi yaratma ve öğrenme kaynağı olduğunu ileri sürmektedir (Amin ve Thrift, 1995; Storper, 1996).
İkinci nesil olarak adlandırabileceğimiz ve 1990’ların sonu ile 2000’li yıllarda ortaya konan çalışmalar BİS üzerine kavramsal bilgi birikimini artırmakla kalmamış, uygulamalı çalışmaların da hız kazanmasına neden olmuştur. Bu çerçevede Cooke vd. (1998) ve Asheim ve Isaksen (1997) çalışmalarını, öncül çalışmalara örnek olarak verebiliriz. Kavramsal analizler, BİS’lerin bölgesel ekonomik değişim ve yeni büyüme yollarının doğasını ve yönünü nasıl etkilediğini araştırmaya başlamıştır. Bu çalışmalar, BİS yaklaşımını ‘patika bağımlılığı’ kavramı üzerinden evrimci teorilerle ilişkilendirmekte ve BİS’lerin ekonomik çeşitliliği nasıl teşvik ettiğini veya engellediğini ortaya koymaktadır. Böylece bu çalışmalar, fazla mikro-düzeyli ve firma-odaklı evrimsel ekonomik coğrafya modellerinin ötesine geçerek bölgesel endüstriyel ‘patika’ gelişimi hakkında daha geniş ve kapsamlı bir bakış açısı sunmaktadırlar.
Üçüncü nesil ve “akıllı uzmanlaşma” (Research and Innovation Smart Specialisation Strategy, RIS3) olarak tarif edilen yaklaşımlar, BİS bakış açısını girişimcilikle ilgili keşif faaliyetlerini de ekleyerek daha dinamik bir çerçeveye oturtmuştur. Özellikle ‘mükemmeliyet’ tabanlı yaklaşımlar ‘mekânsal’ tabanlı yaklaşımlarla da etkileşerek birbirini beslemektedir. Akıllı uzmanlaşma, bölgesel ekonomilerde sanayi ve inovasyon faaliyetleri için dinamik bir çerçeve çizmektedir. Bunu yaparken de kamu politikalarının, çerçeve koşullarının ama özellikle de Araştırma-Geliştirme (AR-GE) ve inovasyon yatırımı faaliyetlerinin iktisadi, bilimsel ve teknolojik uzmanlaşmaya koşut olarak bölgenin üretkenliğini, rekabetçiliğini ve iktisadi büyüme patikasını nasıl etkilediğini belirlemektedir. Yaklaşımın temel dayanağı, devletlerin bilgi tabanlı yatırımlarını sadece ‘karşılaştırmalı üstünlükleri’ (comparative advantages) olan alanlara değil, aynı zamanda girişimcilerin geliştireceği ve çeşitlilik içeren yeni faaliyetlere aktarması olarak özetlenebilir.
Politika yapımı açısından yaklaşımın dört temel unsuru olduğu söylenebilir: Girişimci keşif süreci; sektörlerden ziyade faaliyetler açısından bilgi tabanlı yatırımlarda önceliklendirme; stratejik ve uzmanlaşmış çeşitliliği sağlama; izleme ve değerlendirme. Kavramsallaştırmanın ilk dönemlerini takiben, 2012 yılında AB komisyonu tarafından yayınlanan “Guide to Research and Innovation Strategies for Smart Specialisation (RIS 3)” kılavuzu bölgeler için yöntemsel ve işlevsel bir araç sunmuştur. Kavramsallaştırmanın temel sorunsallarından biri “akıllı” olarak tarif edilen uzmanlaşma kavramının henüz yeteri kadar nesnelleşememesidir. Bir diğer sorunsa, her ne kadar ‘kalkınma’ vurgulansa da rekabetçilik ve iktisadi büyüme vurgusunun çok daha fazla telaffuz edilmesi, ama artan rekabetçilik ve büyüme çıktılarının bölgesel bölüşüm ve yeniden bölüşüm ilişkilerine yansımasına değinilmemesidir.
Yeni Nesil BİS Yaklaşımı
Belki de tam bu noktada 4. nesil BİS yaklaşımı ne olmalı ya da nereye evrilmektedir sorusunu sormak gerekiyor.
Dünya, geleceği şekillendiren ekonomik ve politik radikal dönüşümler yaşamaktadır. Dijital dönüşüm ve yeşil dönüşümün birlikte oluşturduğu ‘ikiz dönüşüm,’ hem teorik hem de politik tartışmaları şekillendiren yeni nesil kavramlardır. Sürdürülebilirliğin dijital dönüşüm stratejilerine entegre edilmesi, bölgelerin ve kuruluşların verimli bir şekilde çalışmasını sağlayabilir. Dijital-yeşil dönüşüm ayrıca yeni bilgi ve inovasyon kapasitelerinin yükseltilmesini gerektirir; bu durumda farklı coğrafyalar arasındaki bilgi akışları ve bunların araştırma ve inovasyon ağları üzerindeki etkileri giderek önem kazanacaktır (Akçomak vd., 2023). İkiz dönüşüm, bilim ve teknoloji çıktılarında yakınsama yoluyla bilginin de yakınsamasına yol açabilir. Peki ya bilgi bütünlüğü? İkiz dönüşüm nedeniyle karşılaştığımız değişiklikler ‘öğrenmeyi öğrenme’ açısından ne getirecek? Bölgeler öğrenme kapasitelerini nasıl geliştirebilir, yeni beceriler kazanabilir ve kodlanmış bilgiyi örtük yeteneklere nasıl dönüştürebilir?
İkiz dönüşümün bilgi üretimi ve bilgi yönetişimi gibi bilgiyle ilgili kavramlar üzerinde yansımaları olacağını savunuyorum. Bu değişimler, bilgi yönetişiminde yeni bir aşamayı gerektiriyor. Bilgi kavramının kendisi daha karmaşık hale gelmektedir. Bilgi süreçlerini yönetmek, bilginin aktarılmasını, paylaşılmasını, entegre edilmesini, kullanılmasını ve üretilmesini sağlamak için en iyi yönetişim yapılarını ve mekanizmalarını seçmek anlamına geliyor. Bu, ancak yurttaşların karar alma süreçlerine doğrudan katıldığı demokratik bir süreçle sağlanabilir. Dolayısıyla, başarılı stratejiler, bilgi süreçlerine daha çeşitli aktörlerin katılımını gerektirir ve bu değişiklikleri görmezden gelen kuruluşların veya bölgelerin değişimi yakalama şansı çok az olacaktır.
Yeni nesil bölgesel inovasyon stratejilerinin evriminde, aralarında özgün etkileşimler bulunan resmî ve gayriresmî yeni mekanizmalar kullanılabilir. Bilgi yakınsaması ve bilgi bütünleşmesinin karmaşık yapısı, önceden tanımlanmış modüler (parçalı) süreçlere sahip bilgi yönetişim mekanizmalarını gerektiren mevcut politika oluşturma ortamını iyileştirme potansiyeline sahiptir. Mükemmellik temelli yerel inovasyon politikalarının (Doussineau ve Bachtrögler-Unger, 2021; Wintjes ve Hollanders, 2011) uyumlaştırılması, genel olarak uyum ve özel olarak bilgi bütünleşmesi hedeflerine ulaşmak için kaçınılmaz görünmektedir. Dahası, bu politikalar iklim krizi ve yeni pandemiler gibi büyük toplumsal sorunları dikkate almalı ve kapsayıcı olmalı, sosyal inovasyonları da içermelidir.
Büyük toplumsal sorunlardan kaynaklanan baskılar, sorunu tanımlama, sorun bulma ve sorun çözme zihniyetini içeren bilgi yönetişim mekanizmalarını gerekli kılmaktadır. Bilgi yönetişimi yaklaşımı, bilginin ve kurumların kesişim noktası hakkında sistematik şekilde düşünme girişimi olarak değerlendirilebilir. BİS’te kurum bölgenin kendisidir. Bu nedenle, bilginin aktarılması, paylaşılması, bütünleştirilmesi, kullanılması ve yaratılması süreçlerinde olumlu etkiler yaratmak mümkündür. Bilgi süreçlerinin yönetişiminde, tanımlanan sorunlara uygun yönetişim yapılarının ve koordinasyon mekanizmalarının seçilmesi önem kazanmaktadır. Bu yapılar ve mekanizmalar, bölgesel paydaşların davranışlarını, özellikle de resmî ve gayriresmî bilgi süreçlerine katılımlarını etkilemek için kullanılan araçlardır. Resmî mekanizmalar; planlama, öncelikli hedef belirleme, yönergeler, kurallar ve düzenlemeler gibi mekanizmalardır. Diğer yandan, gayriresmî mekanizmalar; güven oluşturma, yönetim tarzları, bölgesel kültür ve gayriresmî iletişim kanallarını içerir. Resmî ve gayriresmî mekanizmaların eş zamanlı kullanımından yararlanmak önemlidir. Bu mekanizmalar birbirinin yerine geçebilir, birbirini tamamlayabilir ve birbirinin etkinliğini artırabilir.
BİS aktörleri tarafından bilgi yönetişiminin ve bilgi oluşumunun yönetişiminin ihmal edilmesi, yeni nesil inovasyon politikalarının ve dolayısıyla bilgi bütünlüğünün başarısı önünde önemli bir engel gibi görünmektedir. Dikkate alınması gereken ilk konu, bölgesel paydaşların daha geniş katılımının kritik olduğu bölgesel önceliklerin tanımlanmasıdır. Bu önceliklere dayanarak, (öncelikler genellikle birbirine bağlı olduğundan) işlevler arası süreçler belirlenmelidir. Temel olarak süreçlerin hedefleri, süreç performansını ölçmek ve doğrulamak için açıkça tanımlanmalıdır. İşlevler arası süreçlerin başarısının değerlendirilmesi, hedeflerin ve performans göstergelerinin tanımlanmasını gerektirir. Hem nicel hem de nitel olan bu göstergeler, farklı bilgi üretim süreçleri arasındaki ilişkiyi de tanımlar. Bu nedenle, kaynakların kullanımı için uygun öncelikler, süreç yönetişiminin bir parçası olarak kararlaştırılır. Periyodik etki değerlendirme mekanizması, gerektiğinde öncelikleri, işlevler arası süreçleri ve hedefleri yeniden tanımlamak için geri bildirimler sağlar. Göstergelere dayanarak, başarılı bölgesel vakalar için bir ödül sistemi sunulur ve bu sayede ilgili paydaşların motivasyonu sağlanır. Bu etkileşimli bölgesel bilgi yönetişim sürecinde, en kritik bileşenlerden biri süreçleri yönetmeyi öğrenmektir. Bölgelerin içindeki ve dışındaki ‘rassal’ (random) ve ‘deterministik’ güçler süreçleri yönetmeyi öğrenmek için fırsatlar yaratır. Sistemin merkezinde şeffaflık, hesap verebilirlik ve liderlik önemli bir rol oynar. Şeffaflık ve hesap verebilirlik, uygun karar almayı ve doğru eylemleri uygulamayı sağlar. Liderliğin rolü, hem bölge içinde hem de dışında güven ilişkileri kurmada önemlidir. Periyodik etki değerlendirme mekanizması, öncelikleri, işlevler arası süreçleri ve hedefleri yeniden tanımlamak için geri bildirimler sağlar.
Özetle, yeni nesil bölgesel inovasyon politikalarının bölgelerin kurumsal kapasite sorunlarını çözerek kurumsal sürdürülebilirliği sağlayabilecek bir tasarıma sahip olması ilk gerekliliktir. İkinci olaraksa özellikle bölgesel politik ortamı uzlaşmacı ve çatışma önleyici biçimde ele alamayan bölgesel inovasyon politikalarının başarılı olamayacağını söyleyebilirim. Bu nedenle yeni nesil bölgesel inovasyon politikalarında çatışmayı yönetmeye dair yeni tasarımların bulunması bir diğer gerekliliktir.
BÖLGESEL İNOVASYON SİSTEMLERİNİN EVRİMİ VE BÖLGESEL KALKINMA
Bölgesel kalkınma, günümüzde sadece ekonomik büyüme değil, aynı zamanda sosyal kapsayıcılık ve çevresel sürdürülebilirliği de içeren çok boyutlu bir kavram haline gelmiştir. Bu süreçte inovasyon, bölgelerin rekabet gücünü artırması ve sürdürülebilir refah sağlaması açısından kritik bir rol oynamaktadır. Bölgesel kalkınma ve inovasyon sistemleri, özellikle bilgi ekonomisinin öne çıktığı 21. yüzyılda literatürde ana konulardan biri haline gelmiştir. Yenilik, öğrenme, ağ yapıları ve yerel kurumsal kapasite gibi kavramların giderek daha fazla önem kazanması, mekansal boyutun ekonomik analizlerde daha sistemli biçimde ele alınmasına yol açmıştır. Özellikle inovasyonun yalnızca teknoloji üretimi ile ilgili değil, aynı zamanda bilgiye dayalı etkileşimsel bir süreç olduğu anlayışı, bölgesel inovasyon sistemleri (BİS) kavramını ön plana çıkarmıştır. Bilginin üretimi, yayılımı ve emilimi, bölgesel inovasyon sistemlerinin temelini oluştururken, bu sistemlerin etkin bir şekilde yönetilmesi ve politika araçlarıyla desteklenmesi büyük önem taşımaktadır.
Bölgesel İnovasyon Sistemleri (BİS) Kavramı ve Evrimi
Bölge kavramı ve bu kavramın kalkınma açısından önemi 1990’lı yıllarda başlayan çalışmalarla literatürde yerini almaya başlamıştır. Bölgenin önemli bir iktisadi analiz aracı olduğu belirtilmiştir. Porter (1990) çalışması ve farklı OECD raporları (1992; 1996; 1999a; 1999b) bölgelerin ekonomik değişimin ve büyüme patikalarının doğasını ve yönünü nasıl etkilediğini ortaya koymaya başlamıştır. Saxenian (1994) tarafından ABD’deki 128 numaralı otoyol rotası ile karşılaştırıldığında Silikon Vadisi’nin bölgesel avantajlarının başlıca kaynaklarının belirlenmesi, BİS’in birçok gelişmiş ülkede bölgesel kalkınmada anlamlı bir politika konusu olarak değerlendirilmesine önemli ölçüde katkıda bulunmuştur. 1990’lı yıllardaki öncül çalışmaları birinci nesil BİS çalışmaları olarak görmek mümkündür.
Bölgelerin firmalarda inovasyon için önemli olmasının çeşitli nedenleri vardır. İlk olarak, genellikle bölgesel ölçekte faaliyet gösteren işbirlikleri ve firmalar arası ağlar firmalardaki inovasyon için önemlidir. Özellikle, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ’ler) için, diğer firmalar ve kuruluşlarla işbirliği, müşteri ihtiyaçlarını karşılamak, riskleri ve maliyetleri paylaşmak için çeşitli uzmanlık alanlarına erişmeyi mümkün kılar. Ağların önemli etkileri nedeniyle, teknoloji ağlarının tasarımı bazı ülkelerde yerel ve ulusal düzeylerde önemli bir politika konusu olarak görülmüştür. KOBİ ağlarının temel gücü, küçük firmaların birbirlerinden ve işbirliği için başarılı katalizör görevi gören aracı sistemden öğrenme olanağından kaynaklanmaktadır. İkinci olarak, inovasyon bölgesel ölçekte ortaya çıkan ve pekiştirilen çeşitli kurumsal rutinler ve sosyal gelenekler tarafından şekillendirilir. İnovasyon, firmalar içindeki farklı işlevler, firmalar arası düzeyde tedarikçiler, müşteriler ve firmalar ile geniş kurumsal çevre arasında etkileşimli ve sosyal bir süreçtir. Rutinler ve gelenekler, belirsizliği azaltarak ve karşılıklı fayda için koordinasyon ve iş birliğini kolaylaştırarak ekonomik süreçlerin düzenlenmesine yardımcı olabilir. Üçüncüsü, bölgesel kümelenme ve uzmanlaşma inovasyon için önemlidir. Bir bölgedeki kümelenme ve uzmanlaşma, işlem maliyetlerinin azalması ve kümelenme ekonomilerinin teknolojik ve beceri avantajlarının değeri nedeniyle büyüme ve rekabet gücünün temel unsurlarından bazıları olarak kabul edilir (Krugman, 1995; Porter, 1990; 1994). Kümelenme ekonomilerine dayalı bölgesel rekabet gücüne ilaveten, 1990’lı yıllardaki ‘ekonomik coğrafya’ çalışmaları, yerel olarak yerleşik sosyal, kültürel ve kurumsal düzenlemelerin bilgi yaratma ve öğrenme kaynağı olduğunu ileri sürmektedir (Amin ve Thrift, 1995; Storper, 1996).
İkinci nesil olarak adlandırabileceğimiz ve 1990’ların sonu ile 2000’li yıllarda ortaya konan çalışmalar BİS üzerine kavramsal bilgi birikimini artırmakla kalmamış, uygulamalı çalışmaların da hız kazanmasına neden olmuştur. Bu çerçevede Cooke vd. (1998) ve Asheim ve Isaksen (1997) çalışmalarını, öncül çalışmalara örnek olarak verebiliriz. Kavramsal analizler, BİS’lerin bölgesel ekonomik değişim ve yeni büyüme yollarının doğasını ve yönünü nasıl etkilediğini araştırmaya başlamıştır. Bu çalışmalar, BİS yaklaşımını ‘patika bağımlılığı’ kavramı üzerinden evrimci teorilerle ilişkilendirmekte ve BİS’lerin ekonomik çeşitliliği nasıl teşvik ettiğini veya engellediğini ortaya koymaktadır. Böylece bu çalışmalar, fazla mikro-düzeyli ve firma-odaklı evrimsel ekonomik coğrafya modellerinin ötesine geçerek bölgesel endüstriyel ‘patika’ gelişimi hakkında daha geniş ve kapsamlı bir bakış açısı sunmaktadırlar.
Üçüncü nesil ve “akıllı uzmanlaşma” (Research and Innovation Smart Specialisation Strategy, RIS3) olarak tarif edilen yaklaşımlar, BİS bakış açısını girişimcilikle ilgili keşif faaliyetlerini de ekleyerek daha dinamik bir çerçeveye oturtmuştur. Özellikle ‘mükemmeliyet’ tabanlı yaklaşımlar ‘mekânsal’ tabanlı yaklaşımlarla da etkileşerek birbirini beslemektedir. Akıllı uzmanlaşma, bölgesel ekonomilerde sanayi ve inovasyon faaliyetleri için dinamik bir çerçeve çizmektedir. Bunu yaparken de kamu politikalarının, çerçeve koşullarının ama özellikle de Araştırma-Geliştirme (AR-GE) ve inovasyon yatırımı faaliyetlerinin iktisadi, bilimsel ve teknolojik uzmanlaşmaya koşut olarak bölgenin üretkenliğini, rekabetçiliğini ve iktisadi büyüme patikasını nasıl etkilediğini belirlemektedir. Yaklaşımın temel dayanağı, devletlerin bilgi tabanlı yatırımlarını sadece ‘karşılaştırmalı üstünlükleri’ (comparative advantages) olan alanlara değil, aynı zamanda girişimcilerin geliştireceği ve çeşitlilik içeren yeni faaliyetlere aktarması olarak özetlenebilir.
Politika yapımı açısından yaklaşımın dört temel unsuru olduğu söylenebilir: Girişimci keşif süreci; sektörlerden ziyade faaliyetler açısından bilgi tabanlı yatırımlarda önceliklendirme; stratejik ve uzmanlaşmış çeşitliliği sağlama; izleme ve değerlendirme. Kavramsallaştırmanın ilk dönemlerini takiben, 2012 yılında AB komisyonu tarafından yayınlanan “Guide to Research and Innovation Strategies for Smart Specialisation (RIS 3)” kılavuzu bölgeler için yöntemsel ve işlevsel bir araç sunmuştur. Kavramsallaştırmanın temel sorunsallarından biri “akıllı” olarak tarif edilen uzmanlaşma kavramının henüz yeteri kadar nesnelleşememesidir. Bir diğer sorunsa, her ne kadar ‘kalkınma’ vurgulansa da rekabetçilik ve iktisadi büyüme vurgusunun çok daha fazla telaffuz edilmesi, ama artan rekabetçilik ve büyüme çıktılarının bölgesel bölüşüm ve yeniden bölüşüm ilişkilerine yansımasına değinilmemesidir.
Yeni Nesil BİS Yaklaşımı
Belki de tam bu noktada 4. nesil BİS yaklaşımı ne olmalı ya da nereye evrilmektedir sorusunu sormak gerekiyor.
Dünya, geleceği şekillendiren ekonomik ve politik radikal dönüşümler yaşamaktadır. Dijital dönüşüm ve yeşil dönüşümün birlikte oluşturduğu ‘ikiz dönüşüm,’ hem teorik hem de politik tartışmaları şekillendiren yeni nesil kavramlardır. Sürdürülebilirliğin dijital dönüşüm stratejilerine entegre edilmesi, bölgelerin ve kuruluşların verimli bir şekilde çalışmasını sağlayabilir. Dijital-yeşil dönüşüm ayrıca yeni bilgi ve inovasyon kapasitelerinin yükseltilmesini gerektirir; bu durumda farklı coğrafyalar arasındaki bilgi akışları ve bunların araştırma ve inovasyon ağları üzerindeki etkileri giderek önem kazanacaktır (Akçomak vd., 2023). İkiz dönüşüm, bilim ve teknoloji çıktılarında yakınsama yoluyla bilginin de yakınsamasına yol açabilir. Peki ya bilgi bütünlüğü? İkiz dönüşüm nedeniyle karşılaştığımız değişiklikler ‘öğrenmeyi öğrenme’ açısından ne getirecek? Bölgeler öğrenme kapasitelerini nasıl geliştirebilir, yeni beceriler kazanabilir ve kodlanmış bilgiyi örtük yeteneklere nasıl dönüştürebilir?
İkiz dönüşümün bilgi üretimi ve bilgi yönetişimi gibi bilgiyle ilgili kavramlar üzerinde yansımaları olacağını savunuyorum. Bu değişimler, bilgi yönetişiminde yeni bir aşamayı gerektiriyor. Bilgi kavramının kendisi daha karmaşık hale gelmektedir. Bilgi süreçlerini yönetmek, bilginin aktarılmasını, paylaşılmasını, entegre edilmesini, kullanılmasını ve üretilmesini sağlamak için en iyi yönetişim yapılarını ve mekanizmalarını seçmek anlamına geliyor. Bu, ancak yurttaşların karar alma süreçlerine doğrudan katıldığı demokratik bir süreçle sağlanabilir. Dolayısıyla, başarılı stratejiler, bilgi süreçlerine daha çeşitli aktörlerin katılımını gerektirir ve bu değişiklikleri görmezden gelen kuruluşların veya bölgelerin değişimi yakalama şansı çok az olacaktır.
Yeni nesil bölgesel inovasyon stratejilerinin evriminde, aralarında özgün etkileşimler bulunan resmî ve gayriresmî yeni mekanizmalar kullanılabilir. Bilgi yakınsaması ve bilgi bütünleşmesinin karmaşık yapısı, önceden tanımlanmış modüler (parçalı) süreçlere sahip bilgi yönetişim mekanizmalarını gerektiren mevcut politika oluşturma ortamını iyileştirme potansiyeline sahiptir. Mükemmellik temelli yerel inovasyon politikalarının (Doussineau ve Bachtrögler-Unger, 2021; Wintjes ve Hollanders, 2011) uyumlaştırılması, genel olarak uyum ve özel olarak bilgi bütünleşmesi hedeflerine ulaşmak için kaçınılmaz görünmektedir. Dahası, bu politikalar iklim krizi ve yeni pandemiler gibi büyük toplumsal sorunları dikkate almalı ve kapsayıcı olmalı, sosyal inovasyonları da içermelidir.
Büyük toplumsal sorunlardan kaynaklanan baskılar, sorunu tanımlama, sorun bulma ve sorun çözme zihniyetini içeren bilgi yönetişim mekanizmalarını gerekli kılmaktadır. Bilgi yönetişimi yaklaşımı, bilginin ve kurumların kesişim noktası hakkında sistematik şekilde düşünme girişimi olarak değerlendirilebilir. BİS’te kurum bölgenin kendisidir. Bu nedenle, bilginin aktarılması, paylaşılması, bütünleştirilmesi, kullanılması ve yaratılması süreçlerinde olumlu etkiler yaratmak mümkündür. Bilgi süreçlerinin yönetişiminde, tanımlanan sorunlara uygun yönetişim yapılarının ve koordinasyon mekanizmalarının seçilmesi önem kazanmaktadır. Bu yapılar ve mekanizmalar, bölgesel paydaşların davranışlarını, özellikle de resmî ve gayriresmî bilgi süreçlerine katılımlarını etkilemek için kullanılan araçlardır. Resmî mekanizmalar; planlama, öncelikli hedef belirleme, yönergeler, kurallar ve düzenlemeler gibi mekanizmalardır. Diğer yandan, gayriresmî mekanizmalar; güven oluşturma, yönetim tarzları, bölgesel kültür ve gayriresmî iletişim kanallarını içerir. Resmî ve gayriresmî mekanizmaların eş zamanlı kullanımından yararlanmak önemlidir. Bu mekanizmalar birbirinin yerine geçebilir, birbirini tamamlayabilir ve birbirinin etkinliğini artırabilir.
BİS aktörleri tarafından bilgi yönetişiminin ve bilgi oluşumunun yönetişiminin ihmal edilmesi, yeni nesil inovasyon politikalarının ve dolayısıyla bilgi bütünlüğünün başarısı önünde önemli bir engel gibi görünmektedir. Dikkate alınması gereken ilk konu, bölgesel paydaşların daha geniş katılımının kritik olduğu bölgesel önceliklerin tanımlanmasıdır. Bu önceliklere dayanarak, (öncelikler genellikle birbirine bağlı olduğundan) işlevler arası süreçler belirlenmelidir. Temel olarak süreçlerin hedefleri, süreç performansını ölçmek ve doğrulamak için açıkça tanımlanmalıdır. İşlevler arası süreçlerin başarısının değerlendirilmesi, hedeflerin ve performans göstergelerinin tanımlanmasını gerektirir. Hem nicel hem de nitel olan bu göstergeler, farklı bilgi üretim süreçleri arasındaki ilişkiyi de tanımlar. Bu nedenle, kaynakların kullanımı için uygun öncelikler, süreç yönetişiminin bir parçası olarak kararlaştırılır. Periyodik etki değerlendirme mekanizması, gerektiğinde öncelikleri, işlevler arası süreçleri ve hedefleri yeniden tanımlamak için geri bildirimler sağlar. Göstergelere dayanarak, başarılı bölgesel vakalar için bir ödül sistemi sunulur ve bu sayede ilgili paydaşların motivasyonu sağlanır. Bu etkileşimli bölgesel bilgi yönetişim sürecinde, en kritik bileşenlerden biri süreçleri yönetmeyi öğrenmektir. Bölgelerin içindeki ve dışındaki ‘rassal’ (random) ve ‘deterministik’ güçler süreçleri yönetmeyi öğrenmek için fırsatlar yaratır. Sistemin merkezinde şeffaflık, hesap verebilirlik ve liderlik önemli bir rol oynar. Şeffaflık ve hesap verebilirlik, uygun karar almayı ve doğru eylemleri uygulamayı sağlar. Liderliğin rolü, hem bölge içinde hem de dışında güven ilişkileri kurmada önemlidir. Periyodik etki değerlendirme mekanizması, öncelikleri, işlevler arası süreçleri ve hedefleri yeniden tanımlamak için geri bildirimler sağlar.
Özetle, yeni nesil bölgesel inovasyon politikalarının bölgelerin kurumsal kapasite sorunlarını çözerek kurumsal sürdürülebilirliği sağlayabilecek bir tasarıma sahip olması ilk gerekliliktir. İkinci olaraksa özellikle bölgesel politik ortamı uzlaşmacı ve çatışma önleyici biçimde ele alamayan bölgesel inovasyon politikalarının başarılı olamayacağını söyleyebilirim. Bu nedenle yeni nesil bölgesel inovasyon politikalarında çatışmayı yönetmeye dair yeni tasarımların bulunması bir diğer gerekliliktir.
