Takip et

Odysseia’nın İktisadi Dünyası – İthake’ye Dönüşün İktisadı (II): Oikos, Armağan ve Şölen

YazarAytek Soner Alpan

3 Eylül, 2026
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.22163668 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Odysseia’da üretim, bölüşüm ve tüketim nasıl birbirine bağlanır? Dizinin ikinci yazısı, oikos, armağan ve şölen üzerinden malların yalnız maddi nesneler olmadığını; statü, hak ve yükümlülük ilişkileri içinde dolaştığını, açlık kadar yanlış tüketimin de felakete yol açabildiğini çarpıcı sahneler üzerinden gösteriyor.

Bu dizinin ilk yazısında Odysseia’nın iktisadi dünyasının kıtlıkla değil, geçimle başladığını ileri sürmüştük. Temel soru yalnızca sınırlı kaynaklar arasında neyin seçileceği değil; kimin ürettiği, paylaştırdığı ve tüketmeye hakkı olduğuydu. Eserin ana teması olan nostos yani İthake’ye dönüş de bu nedenle yalnız bir eve veya servete dönüş değil, Odysseus’un kendisini eş, baba, oğul, kral ve hane reisi yapan ilişkiler dünyasına, yani oikos’a (οἶκος) dönüşü olarak ele alınmıştı.

Şimdi o evin kapısından içeri girmek gerekiyor.

Anaakım iktisat kitaplarında üretim, değişim, bölüşüm ve tüketim çoğu kez birbirinden ayrılarak anlatılır. Önce mallar üretilir, sonra değişilir, gelirler bölüşülür ve nihayet tüketilir. Odysseia’da ise bu ayrım sürekli bulanıklaşır. Bir hayvan yetiştirildiği anda yalnızca üretim aracı değildir; servettir, statüdür, kurban olabilir, konuğa sunulabilir, şölenin parçası haline gelebilir. Bir kap şarap yalnız tüketilecek bir mal değil, depolanmış zenginlik ve konukseverliğin maddi biçimidir. Bir armağan el değiştirdiğinde yalnız sahiplik değiştirmez; insanlar ve haneler arasında ilişki kurulur.

Mimar Jean-Claude Golvin’in rekonstrüksiyonuyla Odysseus’un İthake’deki sarayı: Klasik bir kraliyet merkezinden ziyade, Miken mimarisini kırsal hane düzeniyle harmanlayan; sütunlu avlusu, ziyafet megaronu ve misafirperverlik ritüellerine ayrılmış giriş banyosuyla yaşayan bir hane tasviri. Kaynak.

Başka bir ifadeyle destanda malların bir biyografisi vardır: Üretilir, biriktirilir, taşınır, paylaştırılır, armağan edilir, kurban edilir, yenir. Polanyi’nin ekonomiyi “kurumsallaşmış bir süreç” olarak düşünmesinin burada sağladığı avantaj tam da budur. Dikkati tek tek insanların güdülerinden önce, maddi şeylerin hareketine ve bu hareketi izlenebilir örüntülerle düzenli hale getiren kurumlara çevirir. Fakat bu perspektifi “Homerik dünyada piyasa yoktur” biçiminde kapalı bir şemaya indirgememek gerekir. Alain Bresson’ın Polanyi ve Finley’ye yönelttiği önemli itirazlardan biri, antik ekonomiyi modern kapitalizmin sahip olduğu kurumların yokluğuyla tanımlamanın onun kendi içsel mantığını görünmez kılabilmesi, kendi kendini doğrulayan bir negatif akıl yürütme türetmesidir. Dolayısıyla, burada amaç “piyasa öncesi” bir dünya icat etmek değil, piyasa belirleniminde olmayan farklı dolaşım ve bölüşüm biçimlerinin nasıl yan yana işlediğini görmek olacaktır.[1] Bu yazıda savunulan temel iddialardan biri şudur: Odysseia’da ticaret ve takas vardır; fakat bunların varlığı, fiyat oluşturan piyasanın maddi hayatın örgütleyici ilkesi olduğu anlamına gelmez.[2]

Bir üretim birimi olarak oikos

Oikos’u yalnızca “ev” diye tercüme etmek yanıltıcıdır. Oikos, fiziksel konutun yanı sıra toprakları, sürüleri, depoları, hizmetçileri, köleleri, akrabaları ve bağımlıları kapsayan maddi-toplumsal bir bütündür.

Aristoteles toplumsal örgütlenmenin başlangıç noktasına oikos’u yani haneyi yerleştirir. Politika’nın birinci kitabında, gündelik ve temel ihtiyaçların karşılanması için oluşan ilk birlik olarak oikia/oikos’u, birden fazla hanenin birleşmesinden doğan daha geniş birlik olarak kōme’yi (κώμη, köy), bunların tamamlanmış birleşimi olarak da polis’i (πόλις) tarif eder. Böylece hane, onun toplumsal şemasında yalnızca özel yaşamın mekânı değil, daha geniş siyasal topluluğun maddi ve toplumsal önkoşulu olarak kavramsallaştırılır.[3] Bununla birlikte Aristoteles’in bu anlatısını Homerik toplumun gerçek tarihsel gelişiminin doğrudan bir tasviri olarak değil, dördüncü yüzyıldan geriye doğru kurulmuş retrospektif ve teorik bir soy kütüğü olarak okumak gerekir. Odysseia açısından önemli olan, bu “evrim” şemasının doğruluğundan çok, oikos’un geçim, akrabalık, mülkiyet ve otoriteyi aynı kurumsal birim içinde birleştirdiği fikridir.

Polanyi’nin terminolojisindeki “hane idaresi” (householding) bu düzenin bir yanını oldukça iyi yakalar: Üretim ve depolama, soyut bir kazanç oranı için değil, belirli bir grubun sürekliliğini ve ihtiyaçlarını kendi içinde karşılamak üzere örgütlenir. Bu, hanenin dış dünyadan kopuk olduğu anlamına gelmez. Tam tersine Odysseia’daki iyi işleyen hane üretir, saklar, armağan verir, konuk ağırlar ve başka hanelerle ilişki kurar.[4]

“Eumaios’un kulübesi” bu düzenin küçük bir modeli gibidir. Domuz Çobanı yalnız hayvanları bekleyen bir “çalışan” değildir. Sürüleri korur, üretimi gözetir, hayvan keser, konuğunu besler ve elindeki ürünün kimlere gideceğini bilir. Kendi durumunu anlatırken kullandığı birkaç mısra, üretim ile bölüşümün ne kadar iç içe olduğunu gösterir:

“ama şu köşemde mutlu tanrılar çalışmamı bereketlendirdi,
ürettiğimle yedim içtim ve dağıttım korunması gerekenlere.”
(XV.372-373, s. 264).

Üretmek, yemek ve dağıtmak aynı cümlede yan yana durur. Eumaios’un ürettiği şey önce anonim bir “ürün” yahut “çıktı” haline gelip sonra piyasaya çıkmaz. Ürün, oikos içinde ve onun ilişkileri aracılığıyla anlam kazanır. Kimin besleneceği, kime ne ayrılacağı, efendinin payının ne olduğu ve konuğun nasıl ağırlanacağı üretime sonradan eklenen “sosyal” meseleler değildir. Üretimin hangi amaçla ve hangi düzen içinde yapıldığını esas olarak bunlar belirler.

Bu, Homerik aktörlerin hesap yapmadığı anlamına da gelmez. Tarihsel aktör ne bütünüyle özgür, izole ve kusursuz bilgili bir homo economicus’tur ne de kurumların karşısında edilgen bir figür. Özne, doğanın, teknolojinin ve kurumların getirdiği sınırlamalar içinde, eksik bilgiyle ve “sınırlı rasyonalite”yle hareket eder. Eumaios sürünün nasıl korunacağını, neyin kesilebileceğini, neyin efendisine ait olduğunu bilir ve buna göre karar verir. Hesap vardır; fakat hesabın nesnesi ve sınırları toplumsal olarak verilmiştir.[5]

Destan, bu üretim dünyasını çoğu zaman arka planda bırakır. Epik anlatının ışığı tarlayı süren, sürüyü güden, tahılı öğüten veya kumaşı dokuyan ellerden çok, ürüne sahip olan ve onu dağıtan kişilere düşer. Yine de dikkatli bakıldığında emek her yerde görünür: Nausikaa çamaşır yıkar, Penelopeia dokur, hizmetçiler öğütür ve taşır, çobanlar sürüleri çoğaltır; Odysseus gerektiğinde sal yapar ve saban sürmeyi bilmesiyle övünür. Üretim mevcuttur. Fakat modern fabrikanın veya firmanın toplumsal biçiminde değil, hanenin yeniden üretimine bağlanmış halde.

Tepegözlerin verimli yoksulluğu

Jacob Jordaens’ın 1630–1635 yılları arasına tarihlenen Odysseus, Polyphemos’un Mağarasında başlıklı yağlı boya tablosunda Odysseus ile adamları, Kiklop Polyphemos’un mağarasından kaçabilmek için kendilerini koçların karınlarının altına bağlarken betimlenir. Böylece sürü mağaradan çıkarılırken hayvanların altına gizlenerek Polyphemos’un denetiminden kurtulabileceklerdir. Wikimedia Commons.

Oikos’u merkeze almak, geçtiğimiz yazıda da belirttiğimiz üzere kendi kendine yeterliliği ideal ilan etmek anlamına gelmez. Tepegözlerin dünyası bunun güçlü bir karşı örneğidir. Toprak olağanüstü verimlidir:

“ne ekin ekerler elleriyle, ne de çift sürerler,
toprak ekilmeden, işlenmeden verir onlara her şeyi.”

Ne var ki bolluğun hemen ardından toplumsal eksikliklerin listesi gelir:

“Yoktur onların dernekleri, yasaları falan.
Otururlar yüksek dağ tepelerinde, oyuk mağaralarda,
herkes kendi evini yönetir, kendi karısını, çocuğunu.”

Üstelik gemileri ve gemi yapacak marangozları da yoktur; başka insanların kentlerine gidip “alışveriş” yapamaz, mal götürüp getiremezler (IX.108-109; 112-114 ve devamı, ss.166-167). Modern iktisat diliyle bakıldığında burada iş bölümü, uzmanlaşma ve koordinasyon sorunu görmek mümkündür. Gochenour, pedagojik okumasında Odysseia’yı iş birliğinin ve uzmanlaşmanın kazançlarını tartışmak için kullanır; Cowen da gemi ustasının yokluğunu Tepegöz toplumundaki zayıf iş birliğiyle ilişkilendirir. Her iki okuma da aydınlatıcıdır, fakat metnin söyledikleri, bana kalırsa, bundan daha fazladır. Gemi ustasının yokluğu, kurultayın, ortak yasanın ve oikoi arası ilişkinin yokluğuyla aynı tasvirin parçalarıdır. Sorun yalnız bir mesleğin eksikliği değil, farklı haneleri ortak eyleme ve dolaşıma bağlayacak kurumsal dokunun zafiyetidir.[6]

Tepegözler böylece oikos’un toplumdan kopmuş biçimini de temsil eder. Doğa cömerttir, fakat cömert doğa kendi başına iyi bir iktisadi-toplumsal düzen yaratmaz. İlk yazıda Aiolos’un kapalı hanesinde gördüğümüz gibi, Odysseia’nın dünyası ne piyasa toplumuna indirgenebilir ne de mutlak otarşiye.

Armağan “bedava” değildir

Üretilen ve biriktirilen malların hane dışına çıkmasının en önemli yollarından biri armağandır. Fakat Homerik armağan, modern anlamıyla karşılıksız bir “hediye” değildir. Konukluk, geçmişte yapılmış bir iyilik, statü ve/veya gelecekte doğacak bir yükümlülük içinde anlam kazanır. Polanyi’nin karşılıklılık dediği bütünleşme biçimi tam da tek tek cömert davranışlardan fazlasını anlatır: Karşılıklı verme ancak bu hareketi süreklileştiren simetrik ve tanınmış toplumsal ilişkiler bulunduğunda bir düzen kurar.[7]

Bu açıdan xenia, yabancıya karşı irrasyonel bir savurganlık değildir. Gochenour’un oyun teorisi diliyle yeniden formüle ettiği gibi, konukluk gelenekleri birbirini tanımayan insanlar arasında iş birliğini mümkün kılan bir strateji gibi çalışabilir. Fakat Homerik dünyada bu iş birliği yalnız gelecekteki maddi karşılığın hesabına dayanmaz; Zeus’un koruması, onur, ün ve karşılıklı yükümlülük aynı ilişkinin içindedir.

Phaiaklar Odysseus’u evine gönderirken karşılıklılık başka bir bütünleşme biçimiyle, yeniden dağıtımla birleşir. Alkinoos ve ülkenin önde gelenleri ona giysiler, işlenmiş altın ve başka değerli nesneler verirler. Sonunda Alkinoos şöyle der:

“Haydi ona bir de büyük üçayak verelim,
birer leğen verelim ayrıca adam başına,
toplayalım gene halkı, onlara ödetelim bunu,
böyle bir bağış ağır gelir tek adama.”
(XIII.12-15, 227).

Johan August Malmström’ün Odysseus Phaiak Kralı Alkinoos’un Huzurunda başlıklı 1853 tarihli yağlıboya tablosunda, gemisi battıktan sonra Phaiakların ülkesine ulaşan Odysseus, Kraliçe Arete’nin dizlerine kapanarak yardım ve yurduna dönüşü için güvenli geçiş isterken betimlenir. Kral Alkinoos, Arete’nin yanında otururken saray halkı yabancının beklenmedik yakarışını hayretle izlemektedir. Wikimedia Commons.

Bu birkaç mısrada armağan ile “kamusal” bölüşüm birbirine eklemlenir. Hediyeyi herkes doğrudan vermez; verme hakkı ve onuru belirli kişilere aittir. Fakat maliyet daha sonra topluluğa yayılır. Polanyi’nin terimleriyle merkezilik, yeniden dağıtımın kurumsal koşuludur: Kaynak bir merkeze doğru ve merkezden dışarı hareket eder. Buradaki sahneyi hazır bir “yeniden dağıtım ekonomisi” etiketine sıkıştırmak gerekmez. Önemli olan, maddi aktarımın anlatıldığı bu sahnenin kişisel konukluk, aristokratik statü ve topluluk çapındaki bölüşümü aynı anda taşıyabiliyor olmasıdır.[8]

Aiolos’un rüzgâr tulumu ise armağanın toplumsal anlamından koparıldığında ne olduğunu gösterir. İthake ufukta görünürken Odysseus’un tayfası kendi arasında yakınmaya başlar:

“Biz de onunla aynı yolu aştık, elimize geçen ne?
İşte, ellerimiz boş dönüyoruz evimize şimdi.”

Odysseus’un her gittiği yerde armağan aldığını söyleyerek, Aiolos’un ona verdiği tulumda altın ve gümüş bulunduğuna karar verirler. Tulum açılır, tuluma hapsedilmiş rüzgârlar kaçar ve gemi yeniden açık denize sürüklenir (X.28-55, s. 181). Bunu açgözlülük ve açgözlülüğün toplumsal algılanışına dair bir hikâye olarak okumak kolaydır ve hiç de yanlış değildir. Oysa tayfanın yakınmasının ardında bir bölüşüm sorusu da yok mudur? Aynı yolu tepmiş, aynı tehlikeleri yaşamışlardır ama armağanların muhatabı hep Odysseus’tur. Yanıldıkları şey yalnız tulumun içeriği değildir. Xenia içinde verilen armağanı, onu veren ve alan kişilerin kimliğinden, veriliş amacından ve kurduğu karşılıklılık bağından kopararak, serbestçe biriktirilebilen ve başka amaçlarla kullanılabilen soyut bir servet stokuymuş gibi okurlar. Oysa armağanın değeri yalnızca maddi içeriğinden kaynaklanmaz; belirli kişiler arasında statü, sadakat, yükümlülük ve karşılıklılık üreten bir ilişkinin parçası olmasından doğar. Dolayısıyla bu okuma, ilişkisel bir armağanı bağlamından çıkarıp mübadele edilebilir bir servet birimine indirgediği için hatalıdır ve neticesi de bir felaket olur.[9] Görülmektedir ki karşılıklılık daha geniş bir düzlemde eşitliği garanti etmez: Armağanların sürekli Odysseus’a yönelmesi, xenia’nın tayfayı dışarıda bırakan ve lider ile adamları arasındaki statü farkını görünür kılıp pekiştiren hiyerarşik niteliğini de gösterir.

Sofrada ekonomi

Kirke’nin sofrası, Odysseia’da tüketimin toplumsal ilişkilerden bağımsız olmadığını, yeme içmenin yalnızca bedensel bir ihtiyaç değil, toplumsal kimlik ve aidiyet meselesi olduğunu gösteren karanlık bir örnektir. Odysseus’un adamlarını içeri alıp iskemlelere oturtur; peynir, bal ve arpa ununu Pramnos şarabına karıştırır, fakat içkiye onların “baba toprağını” unutmalarını sağlayacak ilaçlar da katar. İçtikleri anda adamlar domuza dönüşür ve önlerine artık insanların değil, domuzların yiyeceği olan palamut, kayın kozalağı ve kızılcık konur (X.230-243).

Burada yeme içme yalnızca bedeni doyurmaz; insanın kim olduğunu ve hangi toplumsal dünyaya ait olduğunu da belirleyen bir sınır olarak ortaya çıkar. Nitekim Kirke daha sonra Odysseus’a yemek sunduğunda, o arkadaşlarının yeniden insan olduğunu görmeden sofraya el sürmeyi reddeder: “Göster bana, Kirke, bir adam, aklı başında, / görmeden gözleriyle dostlarının kurtuluşunu, / güzel güzel yesin içsin, baksın keyfine!” (X.383-385). Odysseus için yemek, bu anda bireysel bir ihtiyaç veya haz meselesi değildir. Meşru tüketim, bozulmuş toplumsal ilişkinin önce yeniden kurulmasını gerektirir.

John William Waterhouse’un Kirke Kadehi Odysseus’a Sunarken başlıklı 1891 tarihli yağlıboya tablosunda büyücü Kirke, Odysseus’u bir hayvana dönüştürmek amacıyla hazırladığı iksiri ona uzatırken betimlenir. Kirke’nin arkasındaki aynada Odysseus’un yansıması, ayakucunda ise aynı iksirle domuza dönüştürdüğü yol arkadaşlarından biri görülür. Wikimedia Commons.

Velhasıl, mallara ilişkin hakların en görünür hale geldiği yer sofradır. Sofranın en görkemli hali ise şölen. Odysseia’da şölen dekor değildir. Bir kurumdur. Kimin sofraya oturabileceğini, hangi payı alacağını, tanrılara ne ayrılacağını ve konuğa nasıl davranılacağını gösteren bir toplumsal haritadır.

Eumaios’un sofrasında kesilen domuzun eti gelişigüzel dağıtılmaz:

“Çobanbaşı kalkıp etleri pay etti,
çünkü gönlünde doğruluk bilirdi o.
Etleri böylece bölüp ayırdı yedi paya,
birini Nymphelere ve Zeus’un oğlu Hermeias’a adadı…”
(XIV.433-436, s. 250).

Geri kalan payları oradakilere dağıtır, Odysseus’a ise domuzun kaburgalarını sunar. Yemek aynı anda kurban, paylaşım ve onurlandırmadır. Önce tanrıların hakkı ayrılır; sonra insanlar arasında paylaştırma yapılır, konuğun konumu ayrıca tanınır. Bu kuralların yaptırımı da yalnız maddi değildir. Eumaios, konuğunu öldürmesi ihtimalini tahayyül ettiğinde “adım sanım nice olur / bugünkü insanlar gözünde, gelecek kuşaklar gözünde?” diye sorar (XIV.404-405, s. 250). Dodds’ın klasik, bugün daha ihtiyatla kullanılan ifadesiyle Homerik aidōs (αἰδώς), yani başkalarının gözündeki saygınlığı yitirme korkusu, davranışı düzenleyen güçlü bir toplumsal yaptırımdır.[10]

Bu yüzden “tüketim” sözcüğü Homerik şöleni tek başına karşılamaz. Yenilen et, içilen şarap ve dağıtılan ekmek yalnız ihtiyaç gidermez; mülkiyeti, hiyerarşiyi, tanrılarla ilişkiyi, konukluğu ve itibarı yeniden sahneler.

Taliplerin iktisadi suçu: Fazla yemek değil, yanlış yemek

Penelopeia, Odysseus’un artık dönmeyeceğini varsayarak kendisiyle evlenmek isteyen ve Odysseus’un sarayında yiyip içerek hanenin kaynaklarını tüketen soylu erkeklerin, yani taliplerin, davranışını anlatırken önemli bir ayrım yapar:

“kendi mallarına kimse dokunmaz, rahat onlar,
ekmeklerini, şaraplarını evlerinde yalnız hizmetçileri yer,
onlarsa bizim eve girer çıkarlar bütün gün,
sığırlar keserler, koyunlar ve yağlı keçiler,
şölen yapar, içerler kızıl renkli şarabı,
ne var ne yok harcanır gider pisi pisine.”
(XVII.532-537, 298).

Odysseus’un sarayına bir çekirge sürüsü gibi çöken talipler aslında ne açtır ne de muhtaç. Kendi oikos’ları, kendi sürüleri ve hizmetçileri vardır. Odysseus’un mallarını kıtlık ya da ihtiyaç yüzünden tüketmezler. Krizin kaynağı malların azlığı değil, toplumsal ilişkiler tarafından düzenlenmiş tüketim hakkının ihlali, mevcut kurumsal yapının yıkımıdır. Talipler, konukluğu, ev sahibinin konuğu geçici olarak beslediği karşılıklılık ilişkisinden çıkarıp hanenin kaynaklarının sürekli kendilerine aktığı tek yönlü bir düzene dönüştürürler.

Odysseus’un uzun yokluğu modern bir iktisatçıya bir “asil-vekil” veya principal-agent problemini düşündürebilir. Gerçekten de Gochenour, Odysseus’un yokluğunda oikos’un çözülmesini modern iktisattaki “principal-agent problemi” üzerinden yorumlar. Bu problem, bir işi başkasına devreden kişinin, yani “principal”ın, işi yapan “agent”ın davranışlarını tam olarak gözlemleyememesi ve iki tarafın çıkarlarının her zaman örtüşmemesi durumunda ortaya çıkar. Efendi uzaktayken hizmetçi çalışmayı savsaklayabilir, kendisine emanet edilen kaynakları kötü kullanabilir veya efendinin çıkarlarından çok kendi çıkarını gözetebilir. Gochenour bu çerçeveyi özellikle Odysseus’un köpeği Argos üzerinden somutlaştırır.

Bir zamanlar güçlü ve iyi bakılan bir av köpeği olan Argos, efendisinin yokluğunda bakımsız bırakılmış, gübre yığınının üzerinde bitkin halde yatmaktadır; Odysseus’u tanıdıktan hemen sonra ölür. Gochenour’a göre Argos’un durumu, efendinin yokluğunda hizmetçilerin sorumluluklarını yerine getirmemesinin ve gözetim mekanizmasının çökmesinin görünür bir sonucudur.[11]

Victor John Robertson’ın Penelopeia ve Talipleri başlıklı 1900 tarihli yağlı boya tablosunda, Odysseus’un dönüşünü bekleyen Penelopeia, kayınpederi Laertes için bir kefen dokuduğunu söyleyerek taliplerini oyalar. Gündüz dokuduğunu geceleri sökerek tamamlanmasını geciktirdiği kefen, arkasındaki dokuma tezgâhında görülmektedir. Wikimedia Commons.

Bu benzetme, gözetim, vekâlet ve çıkar ayrışması problemlerini görünür kılmak bakımından yararlıdır. Ancak oikos içindeki ilişkileri özgür ve hukuken eşit taraflar arasında kurulmuş modern bir sözleşme ilişkisine de indirgememek gerekir. Homerik hanede hizmetçiler ve köleler, yalnızca bir “işveren” adına çalışan bağımsız ajanlar değil, statü, bağımlılık, mülkiyet ve kişisel sadakat ilişkileri içine gömülü kişilerdir. Başka bir deyişle sadakat, bağımlılık, statü ve mülkiyet aynı kurumsal yapı dahilinde iç içedir. Bu nedenle principal-agent modeli açıklayıcı bir analoji sunsa da ilişkinin tarihsel özgüllüğünü bütünüyle karşılamaz. Penelopeia ile evlenmek isteyen ve Odysseus’un yokluğunda onun evine yerleşerek hanenin kaynaklarını tüketen taliplerin yarattığı kriz de yalnızca bir “gözetim eksikliği” değildir; asıl mesele, oikos’un kimin tarafından yönetileceğinin belirsizleşmesi ve hanenin meşru otoritesinin fiilen askıya alınmasıdır.

Telemakhos’un söylediği gibi, “Odysseus’undur burası, orta malı değil bu ev” (XX.264, s. 336). Kesilen her hayvan yalnız o gün yenilen et değildir; sürünün gelecekteki büyümesinden eksilen üretken bir varlıktır. Boşaltılan her küp şarap geçmiş emeğin ve depolamanın tüketilmesidir. Talipler yalnız hazır malları bitirmez, hanenin geleceğini de yerler.

Dougherty’nin taliplerin “yiyiciliği” ile Polyphemos arasında kurduğu benzerlik bu nedenle önemlidir. İkisinde de sorun basit iştah değildir. Yenmemesi gereken şey yenir. Tepegöz konuğu yer; talipler ise konuğun yemesi gereken sofrayı ele geçirip ev sahibinin oikos’unu tüketir. Biri insan bedenini, diğeri hanenin maddi geleceğini yer.[12]

Her tüketilebilir şey tüketilebilir değildir

Güneş Tanrı’nın sığırları bu düzenin sınırını daha da keskinleştirir.

Pellegrino Tibaldi’nin Bologna’daki Palazzo Poggi’nin Stanza di Ulisse odasını süsleyen Helios’un Sığırlarının Çalınması başlıklı 1550-1551 tarihli freskinde, açlıktan tükenen Odysseus’un adamları, o uyurken Güneş tanrısı Helios’un kutsal sığırlarını çalıp keserken betimlenir. Sol altta izleyiciye sus işareti yapan adam, Odysseus’un uyanmamasını ister; bu kutsal yasağın çiğnenmesi, tayfanın tamamının ölümüyle sonuçlanacak felaketin başlangıcıdır. Wikimedia Commons.

Burada Odysseus’un adamları gerçekten açtır. Fırtına onları adada tutmuş, yiyecekleri tükenmiştir. Sığırlar fiziksel olarak önlerindedir. Dar anlamda bakıldığında son derece açık bir kıtlık problemi vardır: Aç insanlar ve yenilebilir hayvanlar.

Fakat hayvanlar “kaynak” olarak serbestçe mevcut değildir. Güneş Tanrı’ya aittirler ve yenmeleri yasaktır. Destan daha ilk mısralarında tayfanın sonunu bununla açıklar: “Güneş Tanrı’nın sığırlarını yemiş, budalalar,” böylece kendi dönüş yollarını kapatmışlardır (I.8-9, s. 43).

Polanyi’nin yaklaşımı burada bir kez daha devreye sokulabilir zira bu yaklaşım “maddi olarak var olan şey” ile “meşru biçimde tasarruf edilebilir şey” arasındaki mesafeyi görünür kılar. Ekonomik süreç yalnız nesnelerin yer değiştirmesinden değil, kullanım ve sahiplenme haklarının kurumsallaşmasından da oluşur. Sığır bildiğimiz sığırdır, bedeni aynıdır; fakat dini yasak, mülkiyet ve tanrısal otorite onu tayfa açısından sıradan bir gıda stokundan çıkarır. Açlık gerçektir, ama seçenek kümesi sadece doğa tarafından tanımlanmamaktadır.[13]

Helios’un sürüsü örneği, bir nesnenin maddi varlığı ile dolaşıma sokulabilirliği arasındaki ayrımı da açığa çıkarır. Neyin yenebileceği, armağan edilebileceği, kurban edilebileceği ya da bölüşülebileceği yalnız maddi özelliklere değil, nesnenin ait olduğu haklar ve yükümlülükler düzenine bağlıdır. Buradan tekil bir kıtlık ve yasak vakasından, oikos’un ürettiklerini hangi ilişkiler içinde dolaşıma soktuğu sorusuna geçebiliriz.

Oikos’un dolaşımı: “Ürettim, yedim, dağıttım”

Böyle bakıldığında üretim, bölüşüm ve tüketim üç ayrı iktisadi alan değil, aynı kurumsal bütünün birbirine bağlı uğraklarıdır. Oikos üretir, fakat ürettiği yalnız kendi içinde kalmaz. Mallar armağan, konukluk, kurban, yeniden dağıtım, yağma ve kimi zaman alışveriş yoluyla dolaşır. Bu dolaşımın biçimleri birbirini dışlamaz. Polanyi’nin kendi uyarısını hatırlamak gerekir: Karşılıklılık, yeniden dağıtım ve mübadele aynı toplumun farklı düzey ve sektörlerinde yan yana bulunabilir.

Finley’in (ve Polanyi’nin) yaklaşımı bize kapitalizm dışında bir dünya, tarih ve yaşam olduğunu anlatması açısından son derece önemlidir. Tıpkı Bresson’ın onlara dönük eleştirisi gibi. Bir kez daha yinelemekte fayda var: Antik ekonomiyi yalnız “piyasanın, paranın, büyümenin olmadığı” bir eksiklikler kataloğu olarak tarif etmek, modern kapitalizmi ölçü kabul edip geçmişi onun negatif görüntüsüne çevirme riski taşır. Üstelik Bresson’ın daha sonraki Yunan polisleri için ayrıntılı biçimde gösterdiği üzere özel mülkiyet, hukuk, agora ve emporion gibi kurumlar piyasa alışverişini engellemekten ziyade onu mümkün kılabilir. Bunları doğrudan Homerik dünyaya retrospektif şekilde projekte etmek de aynı derecede yanlış olur. Çıkarılacak sonuç daha sınırlı olmalıdır: “Gömülü ekonomi” ile “mübadeleden yoksun ekonomi” aynı şey değildir.

Odysseia’da piyasa benzeri alışverişler, satışlar ve değer karşılaştırmaları vardır. Fakat destanın merkezindeki maddi ilişkileri tek başına fiyat oluşturan anonim bir piyasa örgütlemez. Hane üretimi, konukluk, armağan, merkezî paylaştırma, kurban ve mübadele yan yana bulunur. Bir malın nasıl dolaşacağını belirleyen şey çoğu kez yalnız “ne kadar eder?” sorusu değil, “kime aittir, kim verebilir, kim alabilir, hangi pay meşrudur?” sorularıdır.

Eumaios’un “ürettim, yedim, dağıttım” ifadesi bu yüzden tesadüfen güçlü değildir. Üretim, bölüşüm ve tüketim aynı ilişkinin üç anıdır. Taliplerin yarattığı kriz de tam burada anlaşılır. İthake’de üretim tümüyle durmamıştır; sürüler çoğalmaya, şarap depolarda durmaya, hizmetçiler çalışmaya devam eder. Sorun, üretim ile meşru bölüşüm arasındaki bağın kopmasıdır. Mallar yanlış ellere akmakta; konukluk sömürüye, şölen yağmaya, tüketim ise hanenin tasfiyesine dönüşmektedir.

Odysseus’un dönüşü bu nedenle yalnız mülk sahibinin malına yeniden kavuşması değildir. Oikos’un üretim, dağıtım ve tüketim üzerindeki otoritesinin yeniden kurulmasıdır.

Burada bir sonraki yazının sorusu başlıyor. Bu düzenin “meşru” olması onun adil olduğu anlamına gelir mi? Hane kimin emeğiyle üretmektedir? Kimler mülkün parçasıdır? Mallar haneler arasında dolaşırken insanlar da alınıp satılabilir mi? Fenikyeli tüccarın kazancı neden kuşkuyla karşılanırken aristokratın serveti onur kaynağıdır? Kadınların emeği neden merkezi önemde olduğu halde siyasal otorite erkeklere aittir?

Odysseia’nın ekonomisi topluma gömülüdür. Fakat topluma gömülü olmak masum olmak değildir. Dizinin üçüncü ve son yazısında bu gömülü ekonominin karanlık yüzüne, ticarete, Fenikyelilere, köleliğe, patriyarkaya ve şiddete bakacağız.

Kaynakça

Aristotle. Aristotle’s Politics. 2. basım. Çeviri, giriş, notlar ve sözlük Carnes Lord. Chicago: University of Chicago Press, 2013.

Bresson, Alain. The Making of the Ancient Greek Economy: Institutions, Markets, and Growth in the City-States. Çev. Steven Rendall. Princeton, NJ: Princeton University Press, 2016.

Cowen, Tyler. “An Economic Approach to Homer’s Odyssey: Part II.” Econlib, 3 Şubat 2025. https://www.econlib.org/library/columns/y2025/cowenodysseypart2.html.

Dodds, E. R. The Greeks and the Irrational. Berkeley: University of California Press, 1951.

Dougherty, Carol. The Raft of Odysseus: The Ethnographic Imagination of Homer’s Odyssey. New York: Oxford University Press, 2001.

Finley, M. I. The World of Odysseus. 2. gözden geçirilmiş basım. Harmondsworth: Penguin Books, 1979.

Gochenour, Zachary. “Teaching The Odyssey in Economics.” Econlib, 7 Şubat 2022. https://www.econlib.org/library/columns/y2022/gochenourodyssey.html.

Homeros. Odysseia. Çev. Azra Erhat ve A. Kadir. 21. basım. İstanbul: Can Yayınları, 2008.

Nafissi, Mohammad. Ancient Athens and Modern Ideology: Value, Theory and Evidence in Historical Sciences. Bulletin of the Institute of Classical Studies, Supplement 80. London: Institute of Classical Studies, School of Advanced Study, University of London, 2005.

Polanyi, Karl. “Aristotle Discovers the Economy.” Trade and Market in the Early Empires: Economies in History and Theory içinde, haz. Karl Polanyi, Conrad M. Arensberg ve Harry W. Pearson, 64–94. Glencoe, IL: Free Press, 1957.

Polanyi, Karl. “The Economy as Instituted Process.” Trade and Market in the Early Empires: Economies in History and Theory içinde, haz. Karl Polanyi, Conrad M. Arensberg ve Harry W. Pearson, 243–270. Glencoe, IL: Free Press, 1957.

Polanyi, Karl. The Great Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time. 2. basım. Boston: Beacon Press, 2001. İlk basım 1944.

Anasayfa Görseli: John William Waterhouse’un 1891 tarihli Odysseus ve Sirenler adlı yağlıboya tablosunda Odysseus, büyüleyici şarkılarını dinleyebilmek için geminin direğine bağlanmış halde betimlenirken kulaklarını tıkayan tayfası kürek çekmeyi sürdürür. Kadın başlı kuşlar olarak resmedilen Sirenler gemiyi kuşatmaktadır. Tuval üzerine yağlıboya, 100,6 × 202 cm, National Gallery of Victoria, Melbourne.

  1. Polanyi’ye göre ekonomi, maddi araçların insan ile doğal ve toplumsal çevre arasındaki hareketinin kurumlar aracılığıyla birlik ve istikrar kazanmasıyla oluşan bir süreçtir. Bkz. Karl Polanyi, “The Economy as Instituted Process,” Trade and Market in the Early Empires içinde (Glencoe: Free Press, 1957), 243-250. Polanyi’nin antik ekonomi çalışmaları üzerindeki etkisi ve sınırları için bkz. Alain Bresson, The Making of the Ancient Greek Economy (Princeton: Princeton University Press, 2016), 11-20.
  2. Bu Polanyici/Finleyci okumanın daha geniş antik ekonomi tarihine taşınmasına önemli itirazlar yöneltilmiştir. Mohammad Nafissi özellikle gömülülük, primitivizm ve piyasa yokluğu arasındaki ilişkinin Polanyi ve Finley’de zaman zaman gereğinden fazla sıkı kurulduğunu, Klasik Atina’ya ilişkin kredi, ücret, bankacılık ve birbirine bağlı piyasalar hakkındaki bulguların güçlü “piyasasız ekonomi” tezini zorladığını savunur. Bununla birlikte bu itiraz, Finley’nin Homerik dünya için ticaret veya takasın varlığını reddettiği anlamına gelmez. Finley aksine “Odyssean trade”i armağan mübadelesinden açıkça ayırır, satın alma ve takas örneklerini kabul eder; reddettiği, arz ve talebin fiyat belirlediği formel bir piyasa mekanizmasının varlığıdır. Bkz. M. I. Finley, The World of Odysseus, 66-73; Mohammad Nafissi, Ancient Athens and Modern Ideology: Value, Theory and Evidence in Historical Sciences (London: Institute of Classical Studies, 2005), 180-88, 254-55.
  3. Bkz. Aristotle, Politics, I.2, 1252a24–1253a1; ayrıca Karl Polanyi, “Aristotle Discovers the Economy,” Trade and Market in the Early Empires: Economies in History and Theory, ed. Karl Polanyi, Conrad M. Arensberg ve Harry W. Pearson (Glencoe: Free Press, 1957), 64–94
  4. Polanyi, hane idaresini bir grubun ihtiyaçlarını karşılamak üzere üretme ve depolama ilkesi olarak tanımlar; bunu kazanç dürtüsü veya piyasanın varlığıyla özdeşleştirmez. Karl Polanyi, The Great Transformation (Boston: Beacon Press, 2001 [1944]), 53-55. Oikonomia ile para kazanma arasındaki Aristotelesçi ayrımın Polanyi tarafından yorumu için bkz. “Aristotle Discovers the Economy,” Trade and Market in the Early Empires içinde, 64-94.
  5. Bresson, kusursuz bilgiye sahip bağımsız homo economicus yerine doğal, teknolojik ve kurumsal kısıtlar altında eksik bilgiyle hareket eden, rasyonalitesi sınırlı tarihsel aktörü öne çıkarır. Bkz. Bresson, The Making of the Ancient Greek Economy, 16-30, özellikle 22-28. Bu yaklaşım bir yandan kurumları hesaba katarken öte yandan strateji ve tercih yapmayı da dışlamaz.
  6. Tepegözleri iş bölümü ve iş birliği açısından okuyan pedagojik yaklaşım için bkz. Zachary Gochenour, “Teaching The Odyssey in Economics,” Econlib, 7 Şubat 2022, https://www.econlib.org/library/columns/y2022/gochenourodyssey.html. Gemi ustasının yokluğunu özellikle iş birliği eksikliğiyle ilişkilendiren yorum için bkz. Tyler Cowen, “An Economic Approach to Homer’s Odyssey: Part II,” Econlib, 3 Şubat 2025, https://www.econlib.org/library/columns/y2025/cowenodysseypart2.html.
  7. Polanyi’de karşılıklılık, tek tek cömert davranışların toplamı değil, simetrik toplumsal konumlar tarafından kurumsallaştırılmış bir dolaşım biçimidir. Polanyi, “The Economy as Instituted Process,” 250-253. Homerik konukluğun yabancılar arasında iş birliği sağlayan bir strateji olarak oyun teorisiyle okunması için bkz. Gochenour, “Teaching The Odyssey in Economics,” “Strategy and Game Theory” bölümü.
  8. Polanyi yeniden dağıtımı malların bir merkeze doğru ve merkezden yeniden dışarı hareketi olarak tanımlar; bu biçimin kurumsal desteği merkeziliktir. Polanyi, “The Economy as Instituted Process,” 253-256; The Great Transformation, 49-55. Phaiak sahnesindeki statü boyutu için ayrıca bkz. M. I. Finley, The World of Odysseus, 2. basım (New York: Penguin Books, 1979), 96-99.
  9. Aiolos’un tulumunun konukluk armağanı olarak yorumu için bkz. Carol Dougherty, The Raft of Odysseus (New York: Oxford University Press, 2001), 43-45.
  10. Dodds, Homerik insan üzerinde aidōs’un ve başkalarının gözündeki itibarı yitirme korkusunun güçlü bir toplumsal yaptırım olduğunu vurgular. E. R. Dodds, The Greeks and the Irrational (Berkeley: University of California Press, 1951), 17-18. “Utanç kültürü/suçluluk kültürü” ikiliği tartışmalı olsa da Eumaios’un “adım sanım” kaygısını anlamak için de açıklayıcıdır.
  11. Bkz. Zachary Gochenour, “Teaching The Odyssey in Economics,” Econlib, 7 Şubat 2022, “Agency Dilemma” bölümü.
  12. Taliplerin Odysseus’un hanesini “yiyip bitirmesi” ile Polyphemos’un yamyamlığı arasındaki paralellik için bkz. Dougherty, The Raft of Odysseus, 164-169. Dougherty, bu benzetmenin Odysseus’un şiddetini bir yeniden kuruluş eylemi olarak çerçevelediğini, fakat destanın katliamın kanlı niteliğini tümüyle örtmediğini de vurgular.
  13. Polanyi’nin “süreç” kavramı fiziksel yer değiştirmelerin yanı sıra sahiplenme hareketlerini, yani maddi şeyler üzerindeki tasarrufun el değiştirmesini de kapsar. Polanyi, “The Economy as Instituted Process,” 248-250. Güneş Tanrı’nın sığırları bu nedenle fiziksel mevcudiyet ile meşru kullanım hakkı arasındaki ayrımı görünür kılar.
Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Aytek Soner Alpan (2026). Odysseia’nın İktisadi Dünyası – İthake’ye Dönüşün İktisadı (II): Oikos, Armağan ve Şölen. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.22163668
  • Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü’nden lisans derecesini, ODTÜ İktisat Bölümü’nden yüksek lisans derecesini aldı. University of California, San Diego’da tarih doktorasını tamamladı. Çalışmaları 1923 Türk-Yunan nüfus mübadelesi, zorunlu yer değiştirme ve iktisadi sonuçları, muhacir/mülteci deneyimi, Osmanlı İmparatorluğu ve Yunanistan’daki Türkçe konuşan Ortodoks topluluklar ile tarih, hafıza ve tarihyazımı ekseninde yoğunlaşır. Μουχατζηρναμέ / Muhacirname: Poetry’s Voice for the Karamanlidhes Refugees kitabının eş-editörüdür. Tatavla üzerine yayımladığı kitabında, 1929 Tatavla Yangını’nı merkeze alarak semtin dönüşümünü, kentsel hafızanın nasıl yeniden kurulduğunu ve yangının kentsel mekânın millileştirilmesi sürecindeki rolünü tarihsel bir çerçevede tartışır. Halen British Institute at Ankara (BIAA) bünyesinde doktora-sonrası araştırmacı olarak çalışmakta ve ODTÜ İktisat Bölümü’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak ders vermektedir.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı
Dil bilgisi, anlam bozukluğu ve noktalama kontrolü

Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.