2022 sonrasında bankaların net faiz marjı çökerken ücret ve komisyon gelirleri katlandı. Kredinin, mevduatın ve dövizin aynı anda yönetildiği idari rejim faiz aracılığını sıkıştırınca, bankalar kârlılığı paranın gündelik dolaşımını ücretlendirerek yeniden kurdu.
Bankalar, kapitalist ekonomide fon fazlası bulunanlarla fon açığı bulunanlar arasında aracılık yapar. Farklı kesimlerde biriken fonları merkezileştirir, bunları krediye dönüştürür ve böylece üretim ile dolaşımın finansmanına katılırlar. Ancak bu yalnızca teknik bir aracılık değildir. Banka, para-sermayenin dolaşımını örgütleyen ve bu süreçten pay alan kapitalist bir kurumdur. Faiz geliri de bu ilişkinin başlıca gelir biçimlerinden biridir.
Banka kârlılığı hiçbir zaman yalnızca mevduata ödenen faiz ile kredilerden alınan faiz arasındaki farktan oluşmaz. Bankalar aynı zamanda hesapları, kartları, ödeme sistemlerini, para transferlerini ve diğer finansal hizmetleri ücretlendirir. Faiz geliri, para-sermayenin kredi biçiminde dolaşıma sokulmasına dayanırken ücret ve komisyon gelirleri, hanehalkı ile şirketlerin finansal dolaşıma katılmak için bankacılık altyapısını kullanmalarından doğar.
Türkiye’de son yıllarda dikkat çekici olan, ücret ve komisyon gelirlerinin banka bilançolarındaki ağırlığının belirgin biçimde artmasıdır. Bu artış, net faiz marjının 2022’de yüzde 6,8’den 2024’te yaklaşık yüzde 3,2’ye gerilediği bir dönemde gerçekleşti. Ancak bu gelişmeyi yalnızca faiz marjının daralmasına karşı verilmiş bir tepki olarak görmek yeterli değildir. Asıl mesele, 2021 sonrasında kurulan para ve kredi rejiminin bankaların faiz aracılığı üzerinden kâr elde etme koşullarını nasıl değiştirdiği ve bankaların bu değişime gelir yapılarını yeniden düzenleyerek nasıl karşılık verdiğidir.
Bankaların değişen ekonomik koşullar karşısında yeni kâr alanlarına yönelmesi ilk kez yaşanmıyor. Benzer bir dönüşüm 2001 krizi sonrasında da ortaya çıkmıştı. O döneme kadar yüksek kamu açıkları, bankalara devlet iç borçlanma senetleri üzerinden yüksek getirili ve görece güvenli bir kazanç alanı sunuyordu. Kriz sonrasındaki mali disiplin politikaları kamu borçlanmasının bankacılık kârı içindeki yerini daraltırken, büyük şirketlerin uluslararası piyasalardan borçlanma olanakları da genişledi. Bankaların hem devleti hem de büyük şirketleri finanse ederek elde ettikleri geleneksel gelir alanları böylece yeniden şekillendi.
Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması, yoğunlaşmanın artması ve yabancı bankaların sektöre girişi de bu dönüşümü hızlandırdı. Bankalar yeni kâr kaynakları arayışıyla hanehalkına yöneldi. Bir yandan tüketici kredilerini ve kredi kartlarını hızla yaygınlaştırırken, diğer yandan da daha önce ücretsiz sundukları para transferi, fatura tahsilatı, çek-senet işlemleri ve kart hizmetleri gibi pek çok faaliyeti ücretlendirmeye başladılar. Hanehalkı gelirleri, bankalar açısından giderek daha önemli bir kâr alanına dönüştü (Karaçimen, 2014).
Bugünkü yönelim ise farklı bir tarihsel bağlamda ortaya çıkıyor. 2021’den 2023 ortasına kadar para ve kredi politikası, düşük reel faiz yoluyla kredi genişlemesini sürdürmeye çalışırken aynı anda döviz talebini sınırlamayı, tasarrufları TL’de tutmayı ve kur üzerindeki baskıyı yönetmeyi hedefleyen idari bir çerçeve içinde yeniden örgütlendi. Kredinin fiyatı, miktarı ve kullanım alanı ile mevduatın para cinsi ve bileşimi, çok sayıda düzenleme aracılığıyla yönlendirildi. Bu rejim, bankaların faiz aracılığı üzerinden kârlılık üretme koşullarını yeniden belirledi.
Bankalar bu değişime pasif biçimde maruz kalan kurumlar değildi. Kârlılıklarını korumak için faaliyetlerini ve gelir kaynaklarını yeniden düzenlediler. Ücret ve komisyon gelirlerindeki hızlı yükseliş de bu yeniden yapılanmanın en görünür sonuçlarından biri oldu.
Banka kârlarında ne değişti?
Şekil 1, mevduat bankalarının net faiz gelirleri ile net ücret-komisyon gelirlerinin ortalama aktife oranını 2003–2025 dönemi için birlikte gösteriyor.
Şekil 1. Mevduat bankalarında net faiz geliri ve net ücret-komisyon gelirinin ortalama aktife oranı, 2003–2025
Kaynak: BDDK Aylık Bülten verilerinden yazarın hesaplamaları.
Net faiz marjı 2022’de yüzde 6,8’e çıkarak serinin en yüksek düzeylerinden birine ulaştı. Ardından hızla gerileyerek 2024’te yaklaşık yüzde 3,2’ye düştü. Buna karşılık net ücret-komisyon gelirlerinin ortalama aktife oranı 2021’de yüzde 1 civarındayken 2023’te yüzde 1,8’e, 2024’te yüzde 2,5’e ve 2025’te yüzde 2,6’ya yükseldi. Başka bir ifadeyle, ücret ve komisyon gelirleri yalnızca bankaların toplam gelirleri içindeki pay olarak değil, bilanço büyüklüğüne oranla da iki kattan fazla arttı.
İki serinin ters yönlü hareketi, ücret-komisyon kanalının faiz marjının daraldığı dönemde banka kârlılığını destekleyen daha önemli bir işlev kazandığını düşündürüyor. Ancak burada geçici bir telafiden daha fazlası var. Net faiz marjı 2025’te yeniden yüzde 4,2’ye yükselirken ücret-komisyon yoğunluğu gerilemedi. Marj sıkışması bankaların bu gelir kanalına yönelmesini hızlandırmış olabilir; fakat ortaya çıkan değişim, faiz marjının kısmen toparlanmasından sonra da devam etti. Yani bankalar, kredi ile mevduat arasındaki faiz farkından elde edilen gelirin yanına, hanehalkı ile şirketlerin finansal sistem içindeki faaliyetlerinin daha geniş bir bölümünün ücretlendirilmesi eklenmiştir.
Peki faiz aracılığı üzerinden kârlılık üretme alanı neden daraldı?
Faiz marjı neden daraldı?
Şekil 2, yeni kullandırılan ticari ve ihtiyaç kredilerinin faizleri ile yeni TL mevduat faizi arasındaki gösterge makasları aylık olarak sunuyor.[1]
Şekil 2. Kredi ve mevduat faizleri arasındaki gösterge makaslar, aylık, 2021–2026
Kaynak: TCMB EVDS verilerinden yazarın hesaplamaları.
Ticari kredi ile TL mevduat arasındaki gösterge makas 2022’nin sonlarında hızla daraldı, 2023’ün ilk yarısında negatife döndü ve Haziran 2023’te yaklaşık eksi 12 puana kadar geriledi. Bu zamanlama önemlidir. Ticari makastaki bozulma, Haziran 2023’te başlayan politika faizi artışlarından sonra değil, onlardan önce, düşük politika faizinin idari araçlarla sürdürüldüğü rejim içinde ortaya çıktı.
Düşük politika faizinin bankaların fonlama maliyetlerini de düşük tutması beklenebilirdi. Ancak bankalar esas olarak Merkez Bankası’ndan değil, mevduat toplayarak fonlanıyordu. Üstelik uygulanan rejim politika faizinden ibaret değildi. Bankanın bilançosunun kredi ve mevduat tarafı farklı düzenlemelerle aynı anda yönlendiriliyordu.
Ticari kredi tarafında TCMB’nin yayımladığı referans oran, hukuki bir faiz tavanı olmamakla birlikte fiilî bir fiyat sınırı yarattı. Bankalar ticari kredi faizini bu oranın belirli katlarının üzerine çıkardıklarında, verdikleri kredinin önemli bir bölümüne karşılık uzun vadeli TL menkul kıymet tutmak zorunda kalıyordu. Böylece yüksek faizli ticari kredi vermenin banka açısından maliyeti artırıldı.
Mevduat tarafında ise bankalara döviz mevduatını azaltma ve TL mevduatın toplam mevduat içindeki payını yükseltme hedefleri getirildi. Bu hedefleri tutturmak isteyen bankalar, tasarrufları TL’de tutabilmek için birbirleriyle daha yoğun bir mevduat rekabetine girdi. Mevduata ödenen faiz yükselirken bankalar artan maliyetlerini ticari kredi faizlerine aynı ölçüde yansıtamadı. Ticari kredi ile mevduat arasındaki fiyatlama alanı bu nedenle iki taraftan daraldı.
Buradaki sıkışma, tekil bir düzenlemenin istenmeyen sonucu değildi. Devlet, düşük faizle kredi genişlemesini sürdürürken bu politikanın döviz talebi ve kur üzerindeki etkilerini de sınırlamaya çalışıyordu. Kredinin fiyatını ve yönünü denetlemek, mevduatı TL’de tutmak ve kuru büyük bir faiz artışına başvurmadan yönetmek aynı politika düzeneklerinin parçalarıydı. Ancak bu hedefler banka bilançosunun aktif ve pasif taraflarını farklı yönlerde etkiledi: ticari kredi fiyatı sınırlandırılırken TL mevduatın maliyeti yükseldi.
Bu politika bileşimini Türkiye’nin uluslararası para ve finans sistemi içindeki konumundan bağımsız düşünmek mümkün değildir. Türkiye’nin döviz ihtiyacı, sermaye hareketlerine bağımlılığı ve kur istikrarsızlığı, düşük faiz politikasının sonuçlarının idari araçlarla yönetilmesini gerekli kıldı. Uluslararası parasal hiyerarşi banka kârını doğrudan belirlemedi; fakat yarattığı baskılar, kredi ve mevduatı aynı anda yönlendiren devlet politikaları aracılığıyla banka bilançosuna taşındı. Ticari kredi makasındaki daralma bu dolayımın somut sonuçlarından biriydi.
Haziran 2023 sonrasında politika ve piyasa faizlerinin yükselmesiyle ticari kredi makası yeniden pozitife döndü. Ancak ücret-komisyon gelirlerindeki yükseliş tersine çevrilmedi. Şekil 1, ücret yoğunluğunun 2024 ve 2025’te artmayı sürdürdüğünü gösteriyor. Dolayısıyla ücret gelirlerinin büyümesini, ticari makasın negatif olduğu birkaç aya indirgemek doğru değildir. Makas sıkışması bu yönelimi hızlandırmış, fakat ücret-komisyon kanalı daha sonra banka kârlılığının yerleşik bir bileşeni olarak varlığını sürdürmüştür.
Şekil 2 aynı zamanda ticari kredi ile ihtiyaç kredisi arasındaki farklılaşmayı da gösteriyor. Ticari kredi makası negatif değerlere inerken, ihtiyaç kredisi ile TL mevduat arasındaki makas pozitif ve görece geniş kaldı. Düzenleme rejimi bütün kredi türlerini eşit biçimde etkilemedi. Ticari kredinin fiyatı daha yoğun biçimde sınırlandırılırken ihtiyaç kredilerinde bankalara daha geniş bir fiyatlama alanı bırakıldı. Ayrıca bu dönemde kamu ve özel bankaların kredi büyümesi ve kredi kompozisyonu bakımından farklılaştığını da not etmek gerekir.
Peki bu dönemde hızla büyüyen ücret ve komisyon gelirleri tam olarak nereden geliyordu?
Finansal dolaşımın ücretlendirilmesi
BDDK verileri ücret ve komisyon gelirlerini iki temel gruba ayırıyor: kredilerden alınan ücret ve komisyonlar ile bankacılık hizmet gelirleri. Son yıllardaki yükselişin ağırlıklı olarak bankacılık hizmet gelirlerinden kaynaklanması önemlidir. Bu, artan gelirin esas olarak kredi kullandırılırken alınan ek ücretlerden değil, bankacılık hizmetlerinin daha yoğun biçimde ücretlendirilmesinden doğduğunu gösteriyor.
Şekil 3: Bankacılık Hizmet Gelirleri ve Kredi Ücretleri Ortalama Aktife Oranları 2003–2025)
Kaynak: BDDK Aylık Bülten verilerinden yazarın hesaplamaları.
Bununla birlikte “bankacılık hizmet gelirleri” geniş bir kategoridir. Kart, POS, para transferi, hesap, ödeme sistemi ve diğer hizmetlerin toplam artışa ayrı ayrı ne kadar katkı yaptığı bu verilerden görülemiyor. Ücret ve komisyonların ne kadarının hanehalkından, ne kadarının küçük, orta veya büyük şirketlerden alındığı dair veriye BDDK üzerinden erişilemiyor. Dolayısıyla gelir artışının toplumsal yükünü mevcut bilanço verileriyle kesin olarak dağıtmak mümkün değildir.
Yine de bu gelişmenin politik iktisadi anlamı açıktır. Bankacılık hizmetleri bugün gündelik ekonomik yaşama dışarıdan eklenen ve kullanılıp kullanılmaması bütünüyle kişinin tercihine bırakılan hizmetler değildir. Ücret ve sosyal transfer ödemeleri, faturaların tahsili, gündelik tüketim ve işletmelerin ödemeleri giderek banka hesapları, kartlar ve elektronik ödeme sistemleri üzerinden yürür. Son yıllardaki yüksek enflasyonun nakit işlemleri güçleştirmesi de kartlı ve elektronik ödemelerin gündelik dolaşımdaki ağırlığını artıran etkenlerden biridir. Bankalar böylece yalnızca para-sermayenin kredi biçimindeki dolaşımını değil, gündelik ekonomik yaşamın para ve ödeme altyapısını da denetler.
Bu konum yeni değildir. Bankacılığın temel işlevlerinden biri, toplumun farklı kesimlerindeki para gelirlerini merkezileştirmek ve ödemelerin önemli bir bölümünün banka hesapları üzerinden gerçekleşmesini sağlamaktır. Değişen, bu kurumsal konumun daha yoğun biçimde doğrudan gelire çevrilmesidir. Hanehalkı ve firmalar yalnızca kredi kullandıklarında değil, kendi paralarını aktardıklarında, harcadıklarında ve tahsil ettiklerinde de bankaya gelir yaratmaktadır.
Bu nedenle ücret-komisyon gelirlerindeki artış, yalnızca bankacılık ürünlerinin çeşitlenmesi olarak görülemez. Finansal dolaşımın daha geniş bir bölümü ücretlendirilmektedir. Anaakım iktisadın genellikle “finansal içerilme” olarak ele aldığı süreç de bu açıdan çift yönlüdür. Bankacılık hizmetlerine erişim genişlerken, hanehalkı ve şirketlerin gelir ve ödeme akışları bankalar için daha geniş bir kâr alanına açılır.
2001 sonrası ile bugün arasında birebir bir tekrar yoktur. O dönemde kamu borçlanmasının sunduğu kâr olanaklarının azalması ve büyük şirketlerin dış finansmana yönelmesi, bankaları tüketici kredilerine ve hanehalkı gelirlerine yöneltmişti. 2021 sonrasında ise kredi ve mevduatın farklı idari araçlarla yönetilmesi, faiz aracılığının fiyatlama alanını daralttı. İki dönemin ortak noktası, bankaların değişen birikim ve politika koşulları karşısında kâr kaynaklarını yeniden düzenlemesidir.
Bugünkü dönemin özgüllüğü, bankacılık hizmet gelirlerinin belirgin biçimde büyümesidir. Banka kârı yalnızca mevduat ile kredi arasındaki faiz farkından değil, hanehalkı ve firmaların bankacılık sistemi içindeki gündelik hareketlerinden de daha yoğun biçimde elde edilmektedir. Ücret ve komisyon gelirlerindeki yükselişin politik iktisadi anlamı burada yatıyor: finansal dolaşımın altyapısı, bankalar açısından giderek daha geniş bir kâr alanına dönüşüyor.
Kaynakça
Karacimen, E. (2014). Financialization in Turkey: The Case of Consumer Debt. Journal of Balkan and Near Eastern Studies, 16(2), 161–180. https://doi.org/10.1080/19448953.2014.910393
Notlar
- Bu göstergeler bankaların tam kâr marjı değildir; vadesiz mevduatı, diğer fonlama kaynaklarını, kredi riskini, zorunlu karşılık maliyetlerini ve ücret gelirlerini içermez. Bununla birlikte, bankaların yeni kredi ile yeni mevduatı hangi göreli fiyatlardan işlettiğini göstermesi bakımından önemlidir. ↑
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.



