Takip et

Latin Amerika’nın Doğal Kaynak Laneti: Kamulaştırmadan Kaynak Milliyetçiliğine –III-

YazarEmine Tahsin

25 Mayıs, 2026 ,
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.20350167 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Tarihsel olarak kamulaştırma politikalarının yabancı sermaye karşıtlığı ile özdeşleştirildiği Latin Amerika’da, son yıllarda, kaynak milliyetçiliğine yönelik stratejiler giderek kamulaştırma politikalarının yerini alıyor. İstihdam koşullarının iyileştirilmesi ve ekolojik adaletin sağlanmasına yönelik düzenlemeler ise geri planda kalıyor.

Latin Amerika’da doğal kaynaklara dayalı birikim süreci, sömürgecilik döneminden itibaren şekillenmiş ve bölgenin küresel ekonomi içindeki bağımlı konumunu belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur. Özellikle madenlerin özütlenmesi (ekstraktivizm), bu tarihsel sürekliliğin en belirgin örneklerinden birini oluşturmaktadır. And bölgesindeki gümüş, altın ve daha sonra hidrokarbon üretimi, bölgenin küresel sistem içerisindeki konumunun zaman içinde nasıl yeniden üretildiğine dair somut örnekler sunmaktadır. Potosí ve Oruro gibi merkezlerde özütlenen madenler, İspanyol İmparatorluğu’nun “darphanesi” işlevini görmüş; ancak yaratılan zenginlik bölgesel kalkınmaya dönüşememiştir (Marichal, 2006).

Dell (2010), Peru özelinde “mita”[1] uygulamalarının etkilerinin günümüzde dahi sürdüğüne dikkat çekmekte ve kurumsal yapıların eşitsizliklerin derinleşmesine katkı sunduğunu bulgular üzerinden ortaya koymaktadır. Bu bölgeler günümüzde de yoksulluk, eşitsizlik ve çevresel tahribatın yoğunlaştığı alanlar olarak öne çıkmaktadır.

Latin Amerika, dünyanın en büyük ikinci hidrokarbon rezervine sahiptir. Tablo 1’de aktarılan madencilik rezervleri oranları da bölgenin küresel ölçekteki önemini göstermektedir. Bununla birlikte, Latin Amerika ve Karayipler bölgesi, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının özellikle madencilik sektöründe yoğunlaştığı bir yapıya sahiptir. Bölgedeki birçok ülke küresel ölçekte önemli maden rezervlerine sahip olmasına rağmen, doğal kaynak rant gelirlerinin kalkınmacı dönüşümü desteklemediği koşullar belirginliğini korumaktadır.

Grafik 1: Orta ve Güney Amerika küresel maden rezervleri (%)

Kaynak: Bu veriler, International Energy Agency (IEA)’nın (2025) hüküm ve koşullarına tabidir: https://www.iea.org/t_c/termsandconditions/

Bölgenin sahip olduğu rezerv yapısı ve yatırım dinamikleri, doğal kaynak rantının elde edilme ve kullanım biçimlerini şekillendirmektedir. Tarihsel olarak yabancı sermayeye bağımlılık, kaynak yönetişimi üzerinde hem ulusal hem de uluslararası düzeyde önemli çatışma başlıkları üretmiştir.

Kaynak milliyetçiliği tartışmalarının zemini

Doğal kaynakların özütlenme koşulları ve kullanımı, yalnızca iktisadi olgular ile sınırlı olmayan, aynı zamanda mülkiyet ilişkileri, egemenlik ve uluslararası güç dengeleriyle doğrudan bağlantılı bir tartışma alanıdır. Kaynakların kontrolüne yönelik stratejiler, ulusal ve uluslararası düzeyde önemli bir çatışma alanı oluşturmaktadır. Bunun ötesinde doğal kaynakların kullanım koşulları, emeğin konumu ve çevre koşullarının dönüşümünü doğrudan etkileyen unsurlar barındırmaktadır.

Doğal kaynakların özütlenmesi, yabancı sermayeye bağımlı koşulların yeniden üretilmesi anlamına da gelmektedir. Bölge özelinde kamulaştırma stratejileri 1930’lu yıllarda özellikle yabancı sermaye bağımlılığının kırılmasına yönelik bir müdahale alanı olarak gündeme gelmiştir. Bu stratejiler, devletin ekonomik alandaki rolünün yeniden tanımlanmasını ve yabancı sermaye egemenliğinin sınırlandırılmasını amaçlamıştır.

Özellikle son yıllarda doğal kaynakların kontrolüne yönelik stratejiler, “kaynak milliyetçiliği (resource nationalism)” kapsamında değerlendirilmektedir. En genel anlamıyla kaynak milliyetçiliği, devletin doğal kaynaklar yönetimindeki etkinliğini artırmayı ve yabancı sermayeye bağımlılığı azaltmayı hedefleyen politika setini ifade etmektedir. Mares (2010), bu yaklaşımı devletin doğal zenginliklerini “ulusal fayda” doğrultusunda kullanma yönündeki normatif bir çaba olarak tanımlamaktadır.

Kaynak milliyetçiliği söylemi, daha fazla gelir ve kontrol sağlama amacıyla geliştirilen stratejileri kapsamaktadır. Stratejiler, doğrudan kamulaştırma uygulamalarından, düzenlemeler ve vergilendirmenin daha “incelikli” biçimlerine doğru evrilmektedir (Monaldi, 2020). Ayrıca bu süreç, büyük ölçüde ulusal hükümetler tarafından yönlendirilen bir yapıdan, bölgesel yönetimlerin ve yerel toplulukların da giderek daha fazla rol üstlendiği çok katmanlı bir ekseni temel almaktadır.

Son yıllarda kaynak milliyetçiliğinin yeniden yükselişi yalnızca ideolojik dinamiklerle değil, aynı zamanda küresel emtia talebindeki değişimler ve enerji dönüşümü süreciyle bağlantılı olarak artan maden talebi üzerinden de açıklanmaktadır. Bu bağlamda devletlerin geliştirdiği stratejiler, kaynak milliyetçiliği çerçevesinde yeniden tartışılmaktadır.

Arbatli (2018), kaynak milliyetçiliği söyleminin yükselişini üç temel dönüşüm üzerinden açıklamaktadır:

  1. İdeolojik motivasyonlardan pragmatik politikalara geçiş
  2. Doğrudan kamulaştırmadan “yumuşak ve kademeli el koyma” biçimlerine geçiş
  3. Uluslararası petrol şirketlerine karşı ulusal şirketlerin artan rolü

Kamulaştırma politikalarının tarihsel evrimi

Latin Amerika’da doğal kaynakların yönetiminde kamulaştırma stratejileri 1930’lu yıllardan itibaren belirginleşmiştir. Bu dönem, “içe dönük sanayileşme” stratejileri ve sendikal hareketlerin yükselişiyle birlikte devletin ekonomik alandaki rolünün arttığı bir evreyi temsil etmekte; kamulaştırma stratejileri de bu dönüşümün bir bileşenini oluşturmaktadır.

Kamulaştırma, özellikle petrol ve madencilik sektörlerinde devletin daha aktif rol üstlenmesi, doğal kaynak rantının yeniden dağıtılması ve ulusal egemenliğin güçlendirilmesi amacıyla gündeme gelen, ideolojik boyutu güçlü bir strateji olmuştur (Haslam & Heidrich, 2016).

Meksika’nın 1938’de petrol sektörünü kamulaştırması bu açıdan tarihsel bir dönüm noktasıdır. Benzer şekilde Bolivya’nın 1937’de Standard Oil varlıklarını kamulaştırması, Peru’nun 1968’de askeri yönetim altında petrol sektörünü devletleştirmesi ve Şili’de Salvador Allende döneminde bakır madenlerinin kamulaştırılması bu sürecin önemli örnekleridir.

Tablo 1: Petrol üretimine yönelik politikalar zaman çizelgesi

1970’ler

Venezuela ve Ekvador’da kamulaştırmalar.

1990’lar

Arjantin, Bolivya, Brezilya ve Peru’da ulusal petrol şirketlerinin özelleştirilmesi ve liberalizasyon.

Ekvador ve Venezuela’da liberalizasyon.

2002–2012

Arjantin, Bolivya, Ekvador ve Venezuela’da kamulaştırma.

Brezilya’da devletin kontrolünün artırılması.

Kolombiya’da liberalizasyon.

2012–2018

Arjantin, Brezilya, Bolivya, Ekvador, Kolombiya, Meksika ve Venezuela’da liberalleşme.

Kaynak: Monaldi (2020)

Ancak, 1980 sonrası dönemde Washington Uzlaşısı politikalarının etkisiyle kamulaştırma stratejileri büyük ölçüde terk edilmiştir. Petrol ve madencilik sektörlerinde özelleştirme ve liberalizasyon uygulamaları yaygınlaşmış; Arjantin, Bolivya, Brezilya ve Peru gibi ülkelerde kamu şirketleri yabancı sermayeye açılmıştır. Bu süreçte doğrudan yabancı yatırımlar hızla artmış ve hidrokarbon ile madencilik sektörleri uluslararası şirketlerin temel faaliyet alanlarından biri haline gelmiştir.

2007 sonrası dönemde doğrudan yabancı yatırımların yaklaşık dörtte biri hidrokarbon ve madencilik sektörlerinde yoğunlaşmıştır (CEPAL, 2014). 2005–2024 döneminde madencilik ve metal sektörlerine yönelik doğrudan yabancı yatırımların %84’ü Şili, Peru, Brezilya ve Arjantin’de gerçekleşmektedir. Kritik madenlere yönelik yatırımların yaklaşık %24’ü ise Kanada ve Birleşik Krallık (her biri %20), Çin (%14) ve Avustralya (%11) kaynaklıdır (CEPAL, 2025).

2000’li yıllarda kamulaştırma dalgası

2000’li yıllarda emtia fiyatlarındaki canlanma ve sol hükümetlerin iktidara gelmesiyle birlikte, devletin doğal kaynaklar üzerindeki rolünü yeniden güçlendirmeyi hedefleyen politikalar gündeme gelmiştir. Ancak bu süreçte kamulaştırma uygulamalarının tek tip bir yapı sergilemediği görülmektedir. Ülkelerin kaynak yapıları, güç ilişkileri ve hükümetlerin ideolojik tercihleri, kamulaştırma stratejilerinin kapsamını belirleyen temel faktörler olmuştur.

Bu politikalar dört temel eksen üzerinden sınıflandırılmaktadır. Buna göre seçenekler:

  1. hükümetin şirkette çoğunluk ya da %100 hisseye sahip olması
  2. kamu şirketinin sektörde en az %50 hisseye sahip olması
  3. tazminat konusunda uzlaşı sağlanıp sağlanmaması
  4. vergiler ve/veya telif oranlarının artırılarak kontrolün güçlendirilmesi (Berrios, Marak ve Morgenstern, 2011)

2000’li yıllarda hidrokarbon alanında müzakereye dayalı kamulaştırma stratejileri öne çıkmıştır. Bu kapsamda bazı ülkelerde yabancı şirketlerle yapılan sözleşmeler yeniden düzenlenmiş; devletin gelirden aldığı pay artırılmış ve vergi oranları yükseltilmiştir. Bolivya ve Ekvador bu yaklaşımın öne çıkan örnekleridir. Bu ülkelerde mülkiyet tamamen devralınmamış, ancak devletin rant gelirlerine yönelik kontrolü artırılmıştır.

Venezuela örneğinde ise kamulaştırma stratejilerinin ideolojik boyutu daha belirgin bir nitelik taşımaktadır. Petrol yasası (2001) ile özel şirketlerin devlet şirketi PDVSA ile ortaklık kurması zorunlu hale getirilmiştir. Orinoco Kuşağı’ndaki projelerde devlet payı %60’a çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler sonucunda Exxon Mobil ve Conoco gibi şirketler ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştur.

Brezilya ve Arjantin’de ise doğrudan kamulaştırma yerine devlet şirketlerinin etkinliğinin artırıldığı bir model öne çıkmıştır. Petrobras (Brezilya) ve Enarsa (Arjantin) aracılığıyla devletin sektördeki rolü genişletilmiş; enerji güvenliği ve gelir dağılımı hedefleri daha belirgin hale gelmiştir.

Şili, Peru ve Kolombiya gibi ülkelerde ise özel sektör ağırlıklı yapı büyük ölçüde korunmuş ve yabancı yatırımları teşvik eden politikalar sürdürülmüştür. Özellikle Şili’de bakır üretimi devlet-özel sektör işbirliği üzerinden yürütülmekte; ancak elde edilen rant gelirlerinin yeniden bölüşüm politikalarına aktarılması görece sınırlı kalmaktadır.

Bu dönemde Latin Amerika’da hidrokarbon sektöründe devletin artan rolü, kamu yatırımlarının güçlenmesiyle birlikte belirginleşmiştir. Bölgenin en büyük yatırımcı şirketi olan Petrobas (Brezilya) ile Ecopetrol (Kolombiya), aynı zamanda hisse senedi tahvil piyasasında işlem gören şirketler olarak faaliyetlerini sürdürmeleri açısından diğer devlet işletmelerinden farklılaşmıştır. Devlet şirketlerinin faaliyetleri, ülkelerin yerel, bölgesel ve küresel ölçekte etkinliğini artıran dinamikleri de beraberinde getirmiştir.

Tablo 2: Hidrokarbon şirketleri

Şirket

Ülke

Mülkiyet Yapısı

Petrobras

Brezilya

Karma (devlet çoğunluk hissesi + halka açık)

Pemex

Meksika

%100 devlet

Ecopetrol

Kolombiya

Yaklaşık %88 devlet

YPF

Arjantin

%51 devlet (karma yapı)

PDVSA

Venezuela

%100 devlet

YPFB

Bolivya

%100 devlet

Kaynak: Yazar tarafından üretilmiştir (Tahsin, 2022).

Kaynakların kontrolü ve kısıtlar

Kamulaştırma politikalarının en önemli sınırlılıklarından birini yatırım bağımlılığı oluşturmaktadır. Petrol ve madencilik sektörleri yüksek teknoloji, yoğun sermaye gereksinimi ve uzun vadeli finansman ihtiyacı nedeniyle devletlerin çoğu zaman uluslararası şirketlerle işbirliğini sürdürmesini zorunlu kılmaktadır.

Dolayısıyla kamulaştırma süreçleri ekonomik bağımsızlığın kurumsallaşması yerine, yeniden müzakere edilmiş bir bağımlılık biçimi üretmiştir.

Bir diğer temel sınırlılık ise doğal kaynak gelirlerinin üretim yapısında kalıcı dönüşüm yaratamamasıdır. Sektörlerin sermaye yoğun yapısı, sınırlı istihdam yaratmakta ve büyüme-istihdam bağını zayıflatmaktadır.

2004–2011 döneminde Latin Amerika’da madencilik rant gelirleri yaklaşık dört kat artmasına rağmen devletlerin bu ranttan elde ettiği pay yaklaşık %33 düzeyinde kalmıştır. Bu eğilim kaynak yönetişimi ve gelir dağılımı açısından yapısal sınırlılıkların devam ettiğine işaret etmektedir (UNECE, 2022).

Şili örneğinde bu durum daha belirgindir. 2004–2009 döneminde madencilikten elde edilen mali gelirler sektör rantının %35,7’sine ulaşmıştır. Ancak kamu gelirlerindeki artış görece sınırlı kalmıştır. CODELCO toplam bakır üretiminin üçte birini kontrol etmesine rağmen sektör mali gelirlerinin %22’sini sağlamaktadır. Bu da toplam mali katkının yaklaşık üçte ikisine karşılık gelmektedir. Buna karşılık özel madencilik şirketlerinin mali katkısı sektör gelirlerinin %13,6’sı düzeyinde kalmıştır (UNECE, 2022).

Madencilik, çevresel anlaşmazlıklar ve ekolojik adalet

Doğal kaynakların özütlenmesi faaliyetleri, aynı zamanda çevresel ve toplumsal çatışmaların merkezinde yer almaktadır. Özellikle çalışma koşulları, ücret düzeyleri, çevresel tahribat ve yerli toplulukların hakları bu alandaki temel gerilim başlıklarını oluşturmaktadır (Bebbington, 2009). Bölge genelinde enformel istihdam oranı yaklaşık %50 düzeyindedir. Madencilik faaliyetlerindeki istihdam biçimleri bu oranın yüksekliğinin başlıca nedenini oluşturmaktadır.

2000–2020 yılları arasında Şili ve Peru’da madencilikle bağlantılı anlaşmazlıklar dört kat artmıştır (Poveda, 2021). Latin Amerika Madencilik Çatışmaları Gözlemevi’ne (OCMAL) göre madencilikle bağlantılı anlaşmazlıkların %68’i Güney Amerika’da gerçekleşmiştir. Su kaynaklarının kirlenmesi, su stresi, açık ocak madenciliği ve yerli toplulukların yaşam alanlarının daralması, anlaşmazlıkların başlıca nedenleri arasında yer almaktadır (Foss vd.,2024).

Brezilya’da 2015 yılında Fundão barajının çökmesi, Meksika’da 2014 yılında Sonora Nehri’nde meydana gelen asit sızıntısı ve Bolivya ile Şili’de yaşanan çok sayıda atık barajı çökmesi gibi çevre felaketleri, madenciliğe yönelik kamuoyu muhalefetini artırmış ve topluluklar, şirketler ile hükümetler arasındaki güvensizliği derinleştirmiştir.

Su kaynaklarının aşırı kullanımı, toprak kaybı ve çevresel tahribat, birçok bölgede toplumsal direniş hareketlerini güçlendirmiştir. Şili’de Atacama Çölü’ndeki lityum üretimi su krizlerini derinleştirirken, Peru ve Ekvador’da bakır ve petrol projeleri yerli halklarla devlet arasında çatışmalara yol açmıştır. Bu nedenle doğal kaynakların kullanım biçimi, ekolojik adalet ve ortak zenginliklerin paylaşımı bağlamında da yoğun biçimde tartışılmaktadır. Özellikle Amazon havzasının madencilik faaliyetlerine açılması ve koruma mekanizmalarının yetersizliği, çevresel tahribatın boyutlarını artırmaktadır. Brezilya’da Amazon ormanlarının önemli bir bölümünün petrol ve madencilik faaliyetlerine tahsis edilmesi ya da Peru’da toprağın yaklaşık %21’inin madenciliğe ayrılması (Petras, 2020), sürdürülebilirlik ile ekstraktivizm arasındaki gerilimi görünür hale getirmektedir.

Lityum üçgeni ve yeni kaynak milliyetçiliği

Enerji dönüşümü süreciyle birlikte Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde doğal kaynakların “stratejik” önemi yeniden artmıştır. Özellikle Şili, Arjantin ve Bolivya’dan oluşan “lityum üçgeni”, dünya rezervlerinin önemli bir bölümünü barındırmaktadır. Elektrikli araçlar ve batarya teknolojilerinin yaygınlaşması, lityumu kaynak temelli küresel rekabetin merkezine yerleştirmiştir.

2023 itibarıyla Şili, Arjantin, Brezilya, Bolivya ve Meksika küresel lityum rezervlerinin yaklaşık %55,7’sine sahip olup, dünya üretiminin %30’dan fazlasını gerçekleştirmektedir. Bu durum devlet müdahalelerini yeniden gündeme taşımış; bazı ülkeler lityumu stratejik sektör ilan ederek kamu kontrolünü artırma yönünde adımlar atmıştır (Lee, 2025).

Bununla birlikte bölge ülkeleri farklı stratejik yönelimler izlemektedir. Şili hibrit bir model benimserken, Arjantin daha açık bir liberal yatırım yaklaşımını sürdürmektedir. Bolivya ise devletçi bir model çerçevesinde lityum sektörünü doğrudan kontrol etmeye çalışmaktadır. Ancak Bolivya deneyimi, güçlü kaynak milliyetçiliği politikalarına rağmen teknoloji ve sermaye eksikliğinin üretim kapasitesini sınırladığını göstermektedir. Şili’de lityum özütlenme faaliyetlerinin kısmi kamulaştırılması ve yeni telif sistemlerinin gündeme gelmesi; Meksika’da lityumun kamulaştırılması ve Panama’daki büyük bakır madenlerinin kapatılması, yeni kaynak milliyetçiliği dalgasının güncel örnekleri arasında değerlendirilmektedir.

Kaynak milliyetçiliği ve derinleşen eşitsizlikler

Bugün enerji dönüşümü ve kritik mineraller etrafında şekillenen yeni küresel rekabet, Latin Amerika’nın stratejik önemini yeniden artırmaktadır. Ancak ekolojik adalet, yerli toplulukların hakları, çevresel sürdürülebilirlik ve eşitsizliklerin derinleşmesi gibi sorunlar, neo-ekstraktivist dalganın temel çelişkileri olmaya devam etmektedir. Daha da önemlisi, kaynak milliyetçiliği yaklaşımlarının kavramsallaştırılması ve uygulanması, doğal kaynakların “ortak zenginlikler” olarak tanımlanmasına dayalı kurumsal düzenlemelerin önüne geçmektedir. Bu durum, istihdam koşullarına ilişkin yasal düzenlemelerin de geri planda kaldığı bir zemine işaret etmektedir.

Yeni kaynak milliyetçiliği dalgası, devletlerin kaynak paylaşımına yönelik küresel rekabet ve çatışmalara uyum sağlama biçimlerini yansıtan bir çerçeve sunmakla birlikte, çoğu durumda mevcut yapının yeniden üretimine katkıda bulunmaktadır. Latin Amerika deneyimleri de, kaynak milliyetçiliği stratejilerinin, ekstraktivist yapıyı dönüştürmek yerine önemli ölçüde yeniden ürettiğini göstermektedir.

Bu nedenle bölgedeki temel çelişki, yalnızca kaynakların kimin tarafından kontrol edildiği değil; aynı zamanda bu kaynakların hangi üretim ve toplumsal yeniden dağıtım süreçlerine bağlı olarak gerçekleştiği ile ilgilidir.

Bu bağlamda, doğal kaynakların “ortak zenginlik” olarak yeniden tanımlanması ile emek ve ekoloji ekseninde kurumsal çerçevelerin geliştirilmesi, hem teorik hem de politik düzeyde önemli bir tartışma ve mücadele alanı olarak öne çıkmaktadır.

Kaynakça

Arbatli, E. (2018). Resource nationalism revisited: A new conceptualization in light of changing actors and strategies in the oil industry. Energy Research & Social Science, 40, 101–108.

Bebbington, A. (2009). Latin America: Contesting extraction, producing geographies. Singapore Journal of Tropical Geography, 30, 7–12.

Berrios, R., Marak, A., & Morgenstern, S. (2011). Explaining hydrocarbon nationalization in Latin America: Economics and political ideology. Review of International Political Economy, 18(5), 673–697. https://doi.org/10.1080/09692290.2010.493733

Campodónico, H. (2011). An energy panorama of Latin America. In J. A. Ocampo & J. Ros (Eds.), The Oxford handbook of Latin American economics (pp. 636–659). Oxford University Press.

CEPAL. (2014). Foreign direct investment in Latin America and the Caribbean 2013. Santiago, Chile.

CEPAL. (2025). Foreign direct investment in Latin America and the Caribbean 2025.

Dell, M. (2010). The persistent effects of Peru’s mining mita. Econometrica, 78(6), 1863–1903.

Foss, M. M., Mónago, T. O., Leiss, B. C., & Monaldi, F. J. (2024). Political risk and resource nationalism in Latin American mining and minerals.

Haslam, P. A., & Heidrich, P. (2016). From neoliberalism to resource nationalism: States, firms and development. In P. A. Haslam & P. Heidrich (Eds.), The political economy of natural resources and development (pp. 1–32). Routledge.

Lee, S. (2025). What explains variants in resource nationalism in Latin America’s lithium industry? The Extractive Industries and Society, 24, 101697.

Mares, D. (2010). Resource nationalism and energy security in Latin America: Implications for global oil supplies. Baker Institute, Rice University.

Marichal, C. (2006). The Spanish-American silver peso: Export commodity and global money of the Ancien Régime, 1550–1800. In S. Topik, C. Marichal, & Z. Frank (Eds.), From silver to cocaine: Latin American commodity chains and the building of the world economy, 1500–2000.

Monaldi, F. J. (2020). The cyclical phenomenon of resource nationalism in Latin America. In E. Hannah (Ed.), Oxford Research Encyclopedia of Politics. Oxford University Press. https://doi.org/10.1093/acrefore/9780190228637.013.1523

Petras, J. (2020). Extractive capitalism: Development and resistance dynamics. In H. Veltmeyer & E. Z. Lau (Eds.), Buen vivir and the challenges to capitalism in Latin America (pp. 31–49). Routledge.

Tahsin, E. (2022). Latin Amerika’nın On Yılı- Kalkınma Teori ve Deneyimleri, Ekin Yayınevi.

UNECE. (2023). Latin American mining sector: Review of current trends and prospects. https://unece.org/fileadmin/DAM/energy/se/pp/unfc_egrm/unfc_ws_IAEA_CYTED_UNECE_Santiago_July2013/9_July/10_Acquatella_LatAm_MiningSector.pdf

Notlar

  1. Emeğe zorla el koyma biçimleri.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Emine Tahsin (2026). Latin Amerika’nın Doğal Kaynak Laneti: Kamulaştırmadan Kaynak Milliyetçiliğine –III-. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.20350167
  • Emine Tahsin, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü’nde öğretim üyesidir. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İngilizce İktisat bölümünde, yüksek lisans ve doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat bölümünde tamamladı. 2011-2012 yılları arasında, doktora sonrası araştırmalarına, Londra Üniversitesi, Latin Amerika Çalışmaları Enstitüsü’nde (Institute of Latin American Studies) devam etti. Kalkınma iktisadı, Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde kalkınma deneyimleri alanlarında araştırmalar yürütmektedir. İktisadi kalkınma, iktisadi büyüme, uluslararası ekonomi politik alanında lisans ve lisans üstü düzeyinde dersler vermektedir.

    Diğer Yazıları