Kamusal eğitim harcamasının GSYH payının yüksek olduğu ülkelerde, ortalama beşerî sermaye de daha yüksek. Türkiye kamusal eğitim harcamasının GSYH payı açısından geride kaldı ve Güney Kore gibi ülkelerin başarısını yakalayamadı. Basitçe, Türkiye’de devlet eğitime yeterli düzeyde yatırım yapmıyor.
Yirmi birinci asrın ilk çeyreğini geride bırakmışken, Türkiye, beşerî sermayesinin niceliği ve niteliği bakımından ne durumda, ne yapmalı? Bir yazı dizisi.
Bu makale, Türkiye’de beşerî sermaye birikimi hakkında bazı saptamalar yapan bir yazı dizisinin üçüncü bölümü. Bir önceki bölümde, beşerî sermayenin eğitim bileşenleri bakımından önemli nicelik ve nitelik açıklarımız olduğunu ortaya koymuştum. Bu bölümde, Türkiye’de Gayri Safi Yurt içi Hasıla’nın (GSYH’nin) ne kadarının eğitim için harcandığına bakıyorum. Önceki bölümde olduğu gibi, bu bölümde de çok sayıda ülkenin verilerine bakarak bazı karşılaştırmalı bulgular paylaşıyorum.
Dünya Beşerî Sermaye Harcamaları Veri Tabanı
Yakın zaman önce Nitin Bharti ve çalışma arkadaşları tarafından yayınlanan yeni bir veri tabanı, ülkelerin eğitim ve sağlık için yaptıkları harcamaları, zaman içinde ve ülkeler arasında karşılaştırmamıza imkan tanıyor (Bharti vd., 2025). Araştırmacılar, harcamaların karşılaştırılabilir olması için nüfusun yaş dağılımına bağlı olarak bazı düzeltmeler yapıyorlar. Örneğin, 2025 yılında ve Türkiye için, düzeltilmemiş veride kamusal eğitim harcamalarının GSYH payı %2,8 iken, düzeltilmiş veride bu istatistiğin %2 civarında olduğunu görüyoruz.
Bharti ve arkadaşları, ayrıca, kapsamlı arşiv işlerini üstlenerek ve iktisadi tarihçilerin çeşitli çalışmalarından faydalanarak, verilerin başlangıç tarihini 1800 yılına kadar götürüyorlar. Kuşkusuz, bir veri tabanı, ölçüm hataları ve temsiliyet gibi sorunlar taşıyabilir. Ancak bu yeni veri tabanında, hükûmet gelirinin kaynaklarına ve hangi hedeflere harcandığına ilişkin veriler de var. Bu veriler kullanılarak çok çeşitli çözümleler yapılabilir ve özellikle uzun dönemde neler olup bittiği hakkında bazı sonuçlara ulaşılabilir. Dünya Beşerî Sermaye Harcamaları Veri Tabanı, Türkiye de dâhil olmak üzere, çeşitli kalkınma düzeylerinde bulunan 48 ülkeyi kapsıyor.
Türkiye’de ve Seçilmiş Ülkelerde Eğitim Harcamaları
Şekil 1’de, kamusal eğitim harcamalarının GSYH içindeki payının, bu yazı dizisinin önceki bölümlerinde dikkate aldığım Beşerî Sermaye Endeksi (BSE) ile nasıl bir ilişkiye sahip olduğunu görüyoruz. Burada, herhangi bir istatistiksel analiz yapmadan gördüğümüz, ilişkinin aynı yönde olduğu. Basitçe, bugün gelirinin daha fazlasını kamusal eğitim için harcayan ülkeler, bugün daha yüksek beşerî sermaye düzeyine sahipler.
Şekil 1. Kamusal Eğitim Harcaması ve Beşerî Sermaye
Kaynak: Bharti vd. (2025), Dünya Bankası (2020)
Tabii ki, bir nedensellik iddiasında bulunmuyorum. Burada gördüğümüz, en yüzeysel biçimde ifade edersem, coğrafya, kültür ve kurumlar gibi kök nedenlerin her iki değişkeni de uzun dönemde belirliyor olması. Ancak bazı konulara yine de dikkat çekmem gerekir. İlk olarak, Şekil 1’de ve aşağıdaki şekillerde, öğrenci başına yapılan harcamaya bakmıyorum. Bharti vd. (2025) yaşa bağlı olarak bir düzeltme yapıyor olsa da, karşılaştırılabilir bir para birimi cinsinden ölçtüğümüz öğrenci başına yapılan harcama daha farklı bir fotoğraf gösterebilirdi; muhtemelen daha güçlü bir ilişki görüyor olurduk. İkincisi, harcamanın ne türde bir harcama olduğuna da bakamıyorum. Yani, cari harcama mı, yoksa sermaye harcaması mı diye bir ayrıma gidemiyorum. Genelde, eğitimde, cari harcamalar toplamı sermaye harcamasından daha büyüktür. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine bakınca, örneğin, 2024 yılında toplam eğitim harcamasının yaklaşık %85’inin cari harcama olduğu, bu cari harcamanın da yaklaşık %75’inin personel harcaması olduğu görülüyor. Üçüncüsü, Bharti vd. (2025) verilerinde, eğitim için yapılan kamusal ve özel harcamalar, tüm öğretim düzeyleri için geçerli olan toplamlar olarak veriliyor. Oysa, örneğin ilköğretim veya yükseköğretim düzeylerinde yapılan harcamalar beşerî sermaye birikimi için daha önemli olabilir. Son olarak, 2020 yılında ulaşılmış olan BSE değerinin çok uzun yıllar boyunca yapılan harcamalara bağlı olduğu açık. Bunun için, aşağıda, geçmişe dönük bazı eğitim harcaması bilgilerine geri döneceğim.
Şekil 1’in kuzeydoğu ucunda üç ülke dikkat çekiyor; Danimarka, Güney Kore ve İsveç. Bu ülkelerde GSYH içindeki kamusal eğitim harcaması payı %5’in üzerinde. Aynı istatistik Türkiye için %2’nin çok az altında ve verisi bulunan ülkeler arasında bu bakımdan en çok benzeştiğimiz ülkeler İran, Nijerya ve Vietnam. Bunlar arasında, Vietnam’dan daha kötü, ancak İran ve Nijerya’dan daha iyi bir BSE performansı sergiliyoruz.
Akla gelen bir soru şu olmalı: Acaba beşerî sermaye birikimi için kamusal eğitim harcaması değil de özel eğitim harcaması daha önemli olabilir mi? Şekil 2’de, yine 2020 için, BSE değerlerini dikey eksende, özel eğitim harcamalarının GSYH payını ise yatay eksende resmediyorum. Yanıt basit: Özel eğitim harcamasının GSYH içindeki payı, BSE ile ilişkili değil.
Şekil 2. Özel Eğitim Harcaması ve Beşerî Sermaye

Kaynak: Bharti vd. (2025), Dünya Bankası (2020)
Şekil 1 ve Şekil 2 bize şunu da düşündürtüyor olmalı: Belki de, devletin eğitim harcamasında bir “açık” bıraktığı ülkelerde, insanlar bunu özel eğitim harcaması yaparak telafi ederler. Veya, tersine, devlet eğitimin finansmanında yeterince büyük bir rol oynuyorsa, özel harcamanın payı fazla büyük olmaz. Örneğin, kamusal harcama payının yüksek olduğu İsveç, Norveç ve Danimarka’da böyle bir ikame ilişkisinin geçerli olduğu açık biçimde görülüyor. Bangladeş ve Rwanda gibi bazı ülkelerde de, kamusal harcama payı düşük iken özel harcama payının yüksek olduğunu görüyoruz. Yani, en azından bazı ülkelerde, kamusal ve özel eğitim harcamaları arasında bir ikame ilişkisi olduğu görülüyor. Yine de, asıl önemli bulgu, beşerî sermaye düzeyinin özel harcamalar ile değil, kamusal harcamalar ile ilişkili olduğu. Bunun neden böyle olduğunu mikro temeller ile açıklayabilen bir politik iktisat makalesi, en yüksek etki derecesine sahip olan bilimsel dergilerde kendine kolayca yer bulurdu.
Şimdi, dinamik etkilere bakalım. Yani, geçmişte GSYH’nin ne kadarının kamusal eğitim harcamasına ayrıldığını sorgulayalım. Şekil 3, yedi tane seçilmiş ülkedeki durumu 1980-2025 dönemi için resmediyor. Bunlardan biri Türkiye. Karşılaştırma için, Şekil 1’in iki köşesinde yer alan üçer ülkeye odaklanıyorum. Danimarka, Güney Kore ve İsveç bir köşeyi (yüksek BSE, yüksek harcama payı), Bangladeş, Pakistan ve Sudan da diğer köşeyi (düşük BSE, düşük harcama payı) temsil ediyor.
Şekil 3. Seçilmiş Ülkelerde Kamusal Eğitim Harcaması, 1980–2025

Kaynak: Bharti vd. (2025), Dünya Bankası (2020)
Seçilmiş ülkeler arasında, GSYH düzeyine göreli olarak, istikrarlı biçimde yüksek kamusal eğitim harcaması yapan ülke İsveç. Başlangıçta İsveç’e yakınlaşması en kolay görünen Danimarka, 1980’lerin ikinci yarısında bir atılım gerçekleştiriyor, ancak İsveç’in altında kalmaya devam ediyor. Asıl mucize, şaşırtıcı olmayan biçimde, Güney Kore’den geliyor: 1980 yılında %2,5’ten daha az olan pay, bugün %6’nın üzerinde ve Güney Kore’nin deneyiminde, tek bir kırılma noktası değil, inatçı bir tırmanma görüyoruz. Güney Kore’nin dünya standartlarına olan yakınsamayı tamamlamış olduğu anlaşılıyor.
Diğer seçilmiş ülkelerimizden Bangladeş, Pakistan ve Türkiye, 1980’de %1’den daha düşük bir istatistik ile yarışa başlıyorlar. Bangladeş, 45 yıllık süreçte, %1’in üzerine çıkmayı zor da olsa başarmışa benziyor. Pakistan ise %1 etrafında dalgalanmaya devam ediyor. GSYH içindeki kamusal eğitim harcaması payının %1,5’ten başlayarak azaldığı ve bugün %0,5’in altında kaldığı ülke ise, savaşlar, çatışmalar ve başka politik dertler ile yüzleşmek zorunda kalan Sudan.
Türkiye’nin durumu ilginç: Tıpkı Güney Kore’de olduğu gibi, 1980-2010 arasındaki dönemde aslında umut veren ve inatçı bir tırmanış var. Hatta, 2010’lara kadar, Güney Kore ile Türkiye’nin aynı hızdaki artışı sürdürdüğünü anlıyoruz. Ancak Türkiye’deki yukarı yönlü ivme 2010’larda duruyor ve GSYH içindeki kamusal eğitim harcaması payı %2 etrafında dalgalanmaya başlıyor. Bu nedenle, yaklaşık 30 yıl boyunca kapanmayan Güney Kore-Türkiye farkı, 2010’lardan sonra hızla açılıyor. Türkiye’de, 2010’dan sonra, kamusal eğitim harcamasına ayrılan kaynağın neden büyütülmediği çok iyi bir araştırma sorusu. N’oldu 2010 dolaylarında?
Türkiye için beşerî sermayenin politik iktisadına giriş
Yazı dizisinin üçüncü bölümünü sonlandırırken, dizinin final bölümü hakkında birkaç ipucu paylaşmama izin verin. Benim neslim, “Eğitim şart!” sloganının gerçek anlamından koparak bir mizah unsuruna dönüştüğünü hatırlayacaktır. Eğitim şart veya değil, ancak eğitim bir şart ise, bazı şeyleri başarmak için bir önşart ise hatta, nasıl bir eğitimden bahsediyoruz ve kim için şart?
Türkiye için bir dinamik genel denge modeli kurarak bazı yapısal parametreler hakkında somut ve niceliksel şeyler söyleyebildiğim bir makalemde, Türkiye’yi 2015 yılı itibariyle Güney Kore’nin beşerî sermayesine ulaştıracak bazı deneyler tasarlamıştım (Attar, 2019). Model, dört farklı mikro mekanizmayı belirlememe izin veriyordu. İnsanların boş zaman tercihi yeterince zayıf olsa, doğurganlığın birim zaman maliyeti yeterince yüksek olsa, insanlar çocuklarının refahını yeterince güçlü biçimde önemsiyor olsa ve çocuklar için yapılan eğitim harcamasının yaşam boyu getirisi yeterince yüksek olsa, biz 2015 yılında Güney Kore ile aynı beşerî sermaye düzeyine sahip olabilirmişiz, bunu başarabilirmişiz. Bunlara ayrı ayrı bakınca, boş zaman tercihinin ve çocukların refahına yönelik diğerkâmlık tercihinin kolayca değişmeyeceğini düşünmek mantıklı olur. Doğurganlığın birim zaman maliyetinin gerçek hayatta tam olarak neye karşılık geleceği ve hangi somut politika hamleleri ile değiştirilebileceği de çok açık değil ilk bakışta. Geriye, çocuklar için yapılan eğitim harcamasının yaşam boyu getirisi kalıyor ve bunun doğrudan eğitim sistemlerimizin niteliği ile bağlantılı olduğu açık. O halde, eğitim sistemlerimizin niteliğini yükseltmek için ne yapacağız? Herhalde, kamusal eğitim harcamasının rolü apaçık ortadayken, parayı doğru amaçlar ve hedefler için, doğru planlama yaklaşımı ile, doğru miktarda harcayacak bir hükûmete ihtiyacımız var. Ancak, unutmamak gerekir ki, gerçek bir yapısal reform (i) pahalıdır, (ii) risklidir, (iii) ancak yeterince uzun vadede elde edilen getiriler yaratır ve (iv) kısa vadede bazı kaybedenlerin olması kaçınılmazdır. Yani, Türkiye’de bir hükûmetin, ideolojisinden bağımsız olarak, gerçek bir eğitim reformunu tasarlayıp hayata geçirmemesi için çeşitli güçlü nedenler var. Ya da biz bir toplum olarak, bir hükûmeti, gerçek bir eğitim reformu yapma konusunda niyetlenmesi için nasıl yönlendireceğiz, o hükûmeti gerçek bir eğitim reformu için taahhütte bulunmaya nasıl zorlayacağız ve taahhütte bulunan bir hükûmetin gerçek eğitim reformunu yapmasının yürürlüğünü nasıl sağlayacağız? İşte, bu, politik iktisat.
Türkiye için beşerî sermayenin politik iktisadı hakkında düşünmeye, yazı dizisinin dördüncü bölümünde, Türkiye’deki bölgesel beşerî sermaye eşitsizliği örüntülerini ortaya koyarak devam edeceğiz.
Kaynakça
Attar, M. A. (2019). Long-Run Economic Growth in Turkey: Sources, Pitfalls, and Prospects. In: A. Akkoyunlu-Wigley, & S. Çağatay (Eds.) The Dynamics of Growth in Emerging Economies: The Case of Turkey (pp. 15-47). Routledge.
Bharti, N., Gethin, A., Jenmana, T. M., Mo, Z., Piketty, T., & Yang, L. (2025). Human capital, unequal opportunities and productivity convergence: A global historical perspective, 1800-2100. Journal of Public Economics 255, 105578.
Dünya Bankası (2020). Dünya Bankası Beşerî Sermaye Endeksi. https://datacatalog.worldbank.org/search/dataset/0038030/human-capital-index

