Takip et

Çin Nereye Gidiyor?

Çin son 30 yılın ekonomik mucizesi. Olağanüstü büyüme performansı ile az gelişmiş bir ülkeden orta gelirli bir ülke düzeyine yükseldi, dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü oldu. Çin, özellikle ABD’nin baskılarına karşın büyümeye devam edebilecek mi? Teknoloji taklit ve transfer eden bir ülkeden teknoloji üreten bir ülkeye dönüşebilecek mi?

Çin Halk Cumhuriyeti, 1980’lerde çok hızlı bir büyüme temposu yakaladı. Yılda %10’u aşan büyüme hızı ile üretim (GSYİH) 24 yılda, yani sadece bir nesilde, yaklaşık on katına çıktı. Bu büyüme hızına daha önce Japonya (1960-1970’ler) ve Güney Kore de (1970-1980’ler) ulaşmıştı, fakat bu iki ülkeden çok daha büyük bir nüfusa ve çok farklı bir iktisadi sisteme sahip olan Çin’in bu hızda büyümesi önce şüphe ile karşılandı, istatistikler sorgulandı. Çin’den yapılan ithalatın daha da hızlı artmasıyla birlikte büyüme hızından çok, bunun sürdürülebilirliği sorgulanmaya başladı. Ama Çin yaklaşık 30 yıl boyunca bu tempoda büyüyerek günümüzde ABD’den sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisi hâline geldi. Artık Çin dünyadaki tüm ülkelerin en önemli tedarikçilerden biri.

Çin’in ekonomik olarak güçlenmesi uluslararası ilişkilerde de önemli bir dönüşüme yol açtı. Dünyanın en büyük iki ekonomisi olan ABD ve Çin arasındaki rekabetle birlikte artık “kurala dayalı uluslararası sistem”in sonuna gelindiği, yeni bir sistemin kurulmakta olduğu vurgulanıyor. Bu yazıda yeni uluslararası sistem içerisinde Çin’in konumunu belirleyebilecek iki sürece değineceğiz.

“Çin mucizesi”

Bu iki sürece değinmeden önce, Çin’in büyümesi ve mevcut konumuna ilişkin iki göstergeye bakalım. Şekil 1’de ABD, Çin, Japonya ve G. Kore’nin 1960-2024 döneminde Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) değerleri görülüyor [1]. Japonya 1960’lardan 1980’lere kadar hızlı bir şekilde büyümesine karşın 1990’lardan itibaren büyüme ivmesini kaybediyor. G. Kore 2000’lerden sonra, 1960-2000 dönemi kadar olmasa da ABD’den daha hızlı büyümeye devam ediyor. Çin ise 1980-sonrası olağanüstü büyüme performansı ile sürekli olarak ABD’ye yakınlaşıyor.

Şekil 1. ABD, Çin, Japonya ve G. Kore’nin GSYİH değerleri, 1960-2024

İktisadi refah açısından önemli olan gösterge toplam gelir (GSYİH) değil, kişi başına gelir. Karşılaştırma amacıyla Satın Alma Gücü Paritesine (SPG) göre hesaplanan kişi başına GSYİH değerlerini kullanıyoruz [2]. Kişi başına GSYİH göstergesinde de benzer eğilimler gözlemleniyor. Bunlara ek olarak ABD-Japonya arasındaki farkın 1990’lara kadar kapanmasına karşın, son 30 yılda Japonya’nın geride kalmaya başladığı, G. Kore’nin ABD’ye yakınsamasının da son 20 yıllık dönemde oldukça yavaşladığı görülüyor. Çin ise ABD’ye yakınsamaya devam ediyor.

Şekil 2. ABD, Çin, Japonya ve G. Kore’nin kişi başına GSYİH değerleri, 1960-2024

Çin için de benzer bir öngörüde bulunmak mümkün: Az gelişmiş ülkeler düşük bir gelir düzeyinden başladıkları için gelişmiş ülkelerin teknolojisini taklit veya transfer ederek ve yatırımlar yoluyla sermaye yoğunluğunu artırarak hızlı bir şekilde kişi başına gelirlerini yükseltebilirler, fakat gelişmiş ülkelere yakınsadıkça hızlı büyümek zorlaşır. Çünkü hem sermaye yoğunluğunu artırmak için çok daha fazla yatırım yapmaları, hem de teknoloji taklidi/transferi yerine kendilerinin yeni teknoloji geliştirmesi gerekir.

Bu öngörünün bir ölçüde gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Çin’in yıllık GSYİH büyüme hızı 1980-2011 döneminde %10.1’den 2012-2024 döneminde %6.2’ye düştü. Fakat Çin’in son yıllardaki büyüme hızı hâlâ gelişmiş ülkelerden daha yüksek. Örneğin ABD’nin 2012-2024 dönemindeki ortalama büyüme hızı %2.4’tü. Bu fark devam ettiği sürece Çin, hem mutlak büyüklük olarak, hem de kişi başına gelir açısından ABD’ye yakınsamaya devam edecek. Bu yakınsamayı yavaşlatacak veya durduracak iki etken var: Çin’in bilimsel/teknolojik gelişimi ve ABD’nin politikaları.

Bilindiği gibi Çin’in yükselişi ABD’nin politikalarında en önemli hedef hâline geldi. ABD, son yıllarda artan ölçüde Çin’in büyümesini ve özellikle teknolojik alanlarda gelişimini engellemek için ekonomik (gümrük vergileri, Çin-menşeli belirli ürünlerin kullanımının yasaklanması), teknolojik (ileri teknoloji ürünlerinin Çin’e ihracatının yasaklanması) ve askerî (Çin’e petrol satışının engellenmesi) tedbirler alıyor; Çin’in ABD ve Avrupa pazarlarına girmesini ve ileri teknoloji ürünlerine erişimini engellemeye çalışıyor. Bu politikalar ne kadar başarılı olabilir?

Çin’in ihracata bağımlılığı

Çin’in hızlı büyümesinde ihracatın önemi yadsınamaz. Çin ekonomik büyümesini büyük ölçüde ihracat yoluyla gerçekleştirdi; ihracatı artarken özellikle makine, teçhizat ve hammadde ithalatı da arttı. Fakat ihracatın büyümenin motoru olması ve ithalatın artması Çin’in dış piyasalara bağımlılığını da artıran bir etken. Peki bu bağımlılık zamanla nasıl değişti?

Şekil 3 dört ülke için 1960-2024 döneminde dış ticaretin (ihracat + ithalat) GSYİH’ye oranını gösteriyor. Tahmin edilebileceği gibi, Çin’de bu oran 1980’lerden itibaren hızlı bir şekilde artıyor ve 2006’da, 2007-2008 küresel finansal krizinden önce en üst noktasına ulaşıyor (%63.6) ve bu tarihten sonra aynı hızla düşüyor (2024’de %37.2). Bu oran Çin gibi hızlı büyüme gerçekleştirmiş olan G. Kore’de çok yüksek (2024’de %84).

Şekil 3. Dış ticaret/GSYİH oranı, 1960-2924

Çin’de dış ticaret/GSYİH oranının düşmesinin iki nedeni var. Birincisi hizmet sektörünün büyümesi. Dış ticaret oranı imalat sanayiine göre çok düşük olduğu için hizmetlerin ekonomideki payının artması, dış ticaret/GSYH oranının düşmesine yol açıyor. Bu oranın ABD’de de düşük olmasının en önemli nedeni bu. İkinci olarak, gelir düzeyi arttıkça iç talebin artması da dış ticaret oranının düşmesini sağlıyor. Fakat nedeni ne olursa olsun, dış ticaret oranının düşmesi Çin’in dış piyasalara olan bağımlılığının azalması anlamına geliyor. Ayrıca dış ticarette Çin’in bölgesel ve ürün düzeyindeki çeşitliliği de belirli bir ülkenin, örneğin ABD’nin, kısıtlamalarına karşı daha dayanıklı olmasını sağlıyor. Geçtiğimiz yıl Trump’ın gümrük vergilerini artırma tehditlerine sadece Çin’in aynı şekilde cevap verebilmesinin nedeni bu.

Çin’in bilimsel/teknolojik kapasitesi

2026 Çin astrolojisine göre “Bing Wu (Ateş Atı) Yılı” olarak adlandırılıyor. 17 Şubat’ta başlayan yeni yıl için yapılan kutlamalar Çin’in yapay zekâ ve robotik teknolojisindeki kapasitesini göstermeye yönelik şovlarla geçti. DeepSeek ve Seedance 2.0 gibi yapay zekâ programları ve dövüş sanatı icra eden insansı robotlar hayret ve (Batı’da) endişe ile izlendi. Bu konudaki haberlerde, “Çin insansı dövüş sanatları robotlarını sergiliyor: Avrupa endişelenmeli mi” (EuroNews) ve “Çin’in dans eden robotları: Ne kadar endişelenmeliyiz?” (Guardian) gibi başlıkların kullanılması şaşırtıcı değil [3].

Yapay zekâ ve robotlarla ilgili bu örnekler münferit başarılar olarak kabul edilebilir. Çin’de gelişmiş bir bilimsel/teknolojik ekosistem olduğunu görmek için başka verilere bakmak gerekli. Bu konuda pek çok gösterge kullanılabilir. Bu göstergelerin çoğu benzer sonuçlar verdiği için burada sonuçları çok çarpıcı olan Nature dergisinin “Araştırma Liderleri” endeksine bakacağız [4]. Bu endeks araştırma merkezlerinin bir yıl içindeki yüksek nitelikli araştırma çıktıları ile hesaplanmaktadır.

Bu endekse göre 2016 yılında dünyanın önde gelen 10 araştırma merkezi aşağıdaki şekilde sıralanıyor:

  1. Chinese Academy of Sciences (CAS), Çin
  2. Harvard University, ABD
  3. French National Centre for Scientific Research (CNRS), Fransa
  4. Max Planck Society, Almanya
  5. Stanford University, ABD
  6. Massachusetts Institute of Technology (MIT), ABD
  7. Helmholtz Association of German Research Centres, Almanya
  8. The University of Tokyo (UTokyo), Japonya
  9. University of Oxford, İngiltere
  10. University of Cambridge, İngiltere

Görüldüğü gibi listede ABD 3, Almanya 2, İngiltere 2, Japonya 1, Fransa 1 ve Çin 1 merkez ile temsil ediliyor. 2025 sıralamasında ise durum oldukça farklı:

  1. Chinese Academy of Sciences (CAS), Çin
  2. Harvard University, ABD
  3. University of Science and Technology of China (USTC), Çin
  4. Zhejiang University (ZJU), Çin
  5. Peking University (PKU), Çin
  6. University of Chinese Academy of Sciences (UCAS), Çin
  7. Tsinghua University, Çin
  8. Nanjing University (NJU), Çin
  9. Max Planck Society, Almanya
  10. Shanghai Jiao Tong University (SJTU), Çin

2025 yılında, sadece son 10 yıllık dönemde, En İyi 10 araştırma merkezi arasında Çin’in payı birden sekize çıkmış durumda. İlk 10’da ABD ve Almanya’dan sadece birer merkez bulunuyor.

Bu araştırma merkezlerinin çoğu üniversite veya kamusal kuruluşlar. İktisadi açıdan şirketler kesiminin daha önemli olduğu söylenebilir. Şirketlere bağlı araştırma merkezlerinde Çin’in konumu (şimdilik) bu kadar güçlü değil, fakat bu alanda da Çin’in gelişimi çok çarpıcı: 2016’da en iyi 100 şirket araştırma merkezi arasında 6 Çin’li şirket yer alırken 2025’de bu sayı 25’e yükselmiş durumda.

Sonuç yerine

Uluslararası iş bölümündeki değişen konumu ve bilimsel/teknolojik kapasitesinin gelişimi sonucunda Çin’in kısa ve orta dönemde (diğer ülkelere göre) yüksek bir tempoda büyümeye devam edeceğini ve dünyada iki iktisadi-teknolojik gücün olduğunu/olacağını söyleyebiliriz: ABD ve Çin. Yeni teknolojilerin özelliklerinden dolayı ABD ve Çin ile dünyanın geri kalanı arasındaki bilimsel-teknolojik uçurumun şimdiden çok geniş olduğunu ve giderek daha da açılacağını söylemek mümkün. Bu sürecin iktisadi ve politik yansımaları ve Türkiye gibi orta ölçekteki ülkelerin neler yapabileceği bundan sonraki yazımızın konusu olacak.

Notlar

  1. Bu yazıdaki tüm veriler Dünya Bankası’nın World Development Indicators veri tabanından çekilmiştir.

  2. Kişi başına GSYİH’nin, piyasa dışı üretimi kapsamaması, çevre maliyetlerini içermemesi ve ölçüm sorunları gibi nedenlerle refah göstergesi olarak önemli kısıtları var. Fakat uzun bir dönem tüm ülkeler için hesaplanmasından dolayı bu göstergeyi kullanıyoruz.

  3. https://www.euronews.com/next/2026/02/21/china-showcases-humanoid-martial-arts-robots-should-europe-be-worried

    https://www.theguardian.com/world/2026/feb/18/china-dancing-humanoid-robots-festival-show

  4. https://www.nature.com/nature-index/research-leaders/

  • 1960'da Düzce'de doğdu. 1977'de Ankara Fen Lisesi'ni ve 1982'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Makina Mühendisliği Bölümü'nü bitirdi. 1985'de ODTÜ İktisat Bölümü'nden yüksek lisans ve 1989'da Case Western Reserve University (CWRU, Ohio/ABD) İktisat Bölümü'nden doktora derecesini aldı. 1982-85 yıllarında Aselsan A.Ş.'de Araştırma Mühendisi, 1985-89 yıllarında CWRU'da Araştırma Görevlisi, 1989-1992 yıllarında Industrial Research Institute'de (IUI, Stokholm/İsveç) Araştırmacı olarak çalıştı. Türkiye İstatistik Kurumu, TÜBİTAK ve Merkez Bankası’nda danışman olarak görev aldı. University of Salerno (Salerno), Université Panthéon–Assas (Paris), Université Montesquieu Bordeaux IV (Bordeaux), Universidad de Deusto (San Sebastián) ve Royal Institute of Technology’de (Stokholm) misafir öğretim üyesi olarak bulundu. 1992'den beri ODTÜ'de öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Sanayi ve teknoloji politikaları, işgücü piyasası politikaları, sınai dinamikler, küçük firma iktisadı, teknik etkinlik ve üretkenlik tahmini, evrimci iktisat, etki analizi ve mikrosimülasyon konularında araştırma faaliyetlerini yürütmektedir. Bilim Akademisi üyesidir.

    Diğer Yazıları