Bu makale, Amerikan siyasetindeki sertleşmeyi “kültür savaşları” başlığına sıkıştırmak yerine, daha derindeki bir soruya odaklanıyor: Uzun süredir yavaşlayan kapitalizm, siyasetin dilini ve işleyişini nasıl değiştiriyor? 2022 ara seçimleri sonrasında Dylan Riley ve Robert Brenner’in ortaya attığı “siyasal kapitalizm” kavramı, durgunluk koşullarında kârın artık üretken yatırımdan çok devletle kurulan ilişkiler, düzenleme savaşları ve siyasal erişim kanalları üzerinden şekillendiğini iddia ediyor. Makale, bu tezi temel alarak güncel tartışmanın ana hatlarını izliyor. Tim Barker’ın “yeni bir şey yok” itirazı, Aaron Benanav’ın durgunluk ve emek piyasaları vurgusu, Grey Anderson ve Lola Seaton’un jeopolitik rekabet, sanayi politikası ve statü grupları siyaseti üzerine katkıları, “siyasal kapitalizm” çerçevesinin neyi açıkladığını ve nerede zorlandığını görünür kılıyor. Üretimci koalisyonların yerini mali koalisyonların alması, devlet destekli birikim biçimleri ve “memnuniyetsizliğin” kimlikler etrafında siyasete tercüme edilmesi, tartışmanın ortak eksenleri olarak öne çıkıyor. Sonuç olarak makale, “siyasal kapitalizm” kavramının yalnızca bir ekonomi politik teşhis değil, aynı zamanda meşruiyet krizlerini ve kamusal algıyı anlamak için de güçlü bir mercek sunduğunu savunuyor.
Uzun Düşüş Çağında İktisat ve Siyaset
Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 2022 yılında gerçekleştirilen ara seçimlerinin ardından Dylan Riley ve Robert Brenner, New Left Review dergisinde yayımladıkları “Amerikan Siyaseti Üzerine Yedi Tez” başlıklı makaleleriyle geniş yankı uyandıran bir tartışma başlattılar. Yazarlar, Amerikan siyasetindeki güncel çalkantıları “kültür savaşları” veya geçici seçim stratejileri üzerinden okumak yerine, kapitalizmin girdiği yeni bir yapısal evre olan “siyasal kapitalizm” kavramıyla açıklamaya çalıştılar. Burada küçük bir ironiden söz edilebilir: literatürde “Brenner Tartışması” denince akla gelen, Brenner’in 1970’lerin ortasında feodalizmden kapitalizme geçişi İngiltere’deki kırsal sınıf ilişkileri ekseninde yeniden tartışmaya açtığı o klasik polemik, bir kuşağın referans metinlerini üretmişti; bugün ise Brenner imzası bu kez çağdaş ABD siyaseti üzerinden benzer bir “mıknatıs” etkisi yaratıyor. Görünen o ki tarihsel geçişin mekanizmalarını tartıştığımız ilk “Brenner Tartışması”ndan sonra, şimdi de bir başka geçişi, güncel rejimin siyasal-ekonomik mantığını, kapitalizmin birikim rejiminin karakterlerini tartıştığımız yeni bir Brenner tartışmamız oldu. Bu makale, Riley ve Brenner’in temel argümanlarını merkeze alarak, Tim Barker, Aaron Benanav, Grey Anderson ve Lola Seaton gibi isimlerin katkılarıyla şekillenen bu teorik tartışmayı daha ileri tartışmalara zemin hazırlaması için özetlemeyi amaçlamaktadır.
Merkez Tez: Siyasal Kapitalizmin Yükselişi
Riley ve Brenner’in analizi, Amerikan siyasetindeki tektonik kaymaların, “siyasal kapitalizm” adını verdikleri yeni bir birikim rejimiyle ilişkili olduğu iddiasına dayanır.[1] Yazarlara göre, yirminci yüzyılın büyük bölümünde siyasi partiler, ekonomik büyümeyi ve istihdamı artırmayı vadeden “üretimci koalisyonlar” (productivist coalitions) kurabiliyorlardı. Ancak 1970’lerden itibaren başlayan “uzun düşüş” (long downturn) ve ardından gelen seküler durgunluk (secular stagnation), bu zemini ortadan kaldırmıştır.[2]
Siyasal kapitalizm rejimi altında, getiri oranının temel belirleyicisi artık üretken yatırım değil, “ham siyasi güçtür”. Ekonomik büyümenin durakladığı bir ortamda, sermaye birikimi giderek artan oranda devlet müdahalesine bağımlı hale gelmiştir. Yazarlar, bu yeni rejimi “siyasi yollardan kurgulanmış soygun” (politically constituted rip-off) mekanizmalarıyla tanımlar: vergi indirimleri, kamu varlıklarının özelleştirilmesi, düşük faiz oranları, niceliksel genişleme ve doğrudan özel sektöre yönelik devasa devlet harcamaları. Bu sistemde sermaye, kullanım değeri üretmek için tesislere ve ekipmana yatırım yapmaktan ziyade, siyasete yatırım yaparak getiri elde etmeye odaklanmaktadır.
Riley ve Brenner’e göre bu ekonomik yapı, siyasal yapıyı da derinden dönüştürmüştür. Büyümenin olmadığı bir ortamda partiler, artık bir “sınıf uzlaşısı” yaratamamakta, bunun yerine “mali koalisyonlara” (fiscal coalitions) dönüşmektedir.[3] Bu durum, işçi sınıfı içinde “sınıf siyaseti” olmayan ama son derece “maddi” temellere dayanan yeni bir siyaset biçimi ortaya çıkarmıştır. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler, işçi sınıfının farklı kesimlerine (diplomalı ve diplomasız) hitap eden, ancak sınıf temelli olmayan “statü grupları” stratejileri izlemektedir.[4] Örneğin, üniversite mezunu olmayan beyaz işçilerin Cumhuriyetçilere kayması, “kültürel” bir tepki değil, göçmen karşıtlığı yoluyla emek güçlerinin değerini korumaya çalışan rasyonel (ancak sınıf siyaseti olmayan) bir strateji olarak okunmalıdır.[5] Benzer şekilde, Demokratların tabanını oluşturan diplomalı kesim de “liyakat” ve “uzmanlık” üzerinden kendi emek gücünün değerini artırmaya çalışmaktadır.[6]
Ekonomik Eleştiriler: Kâr Oranları ve Tarihsel Süreklilik
Riley ve Brenner’in tezleri, özellikle ekonomik temelleri açısından çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır. Tim Barker, “Siyasal Kapitalizm Hakkında Bazı Sorular” başlıklı yazısında, bu kavramın yeniliğini sorgular. Barker, devletin sermaye birikimindeki rolünün her zaman var olduğunu, 19. yüzyıl demiryollarından askeri-endüstriyel komplekse kadar “ham siyasi gücün” kapitalizmde hep rol oynadığını hatırlatır.[7] Barker’a göre, Riley ve Brenner’in listelediği vergi indirimleri veya sübvansiyonlar gibi mekanizmaların çoğu, kapitalizmin “altın çağı” olan 1945-1973 döneminde de mevcuttur; dolayısıyla “niceliksel genişleme” hariç, bu politikaların yeni bir birikim rejimi oluşturduğu iddiası şüphelidir.[8]
Barker’ın bir diğer önemli eleştirisi, Riley ve Brenner’in analizinin temelini oluşturan “kâr oranlarının düşüşü” tezinedir. Barker, verilerin 1970’lerden sonra kâr oranlarında epik bir düşüşten ziyade, daha düşük ama istikrarlı bir döngüye işaret ettiğini savunur.[9] Eğer kârlar yüksekse ama yatırım düşükse (Barker’ın öne sürdüğü gibi), sorunun kaynağı kârlılık krizi değil, şirketlerin hissedar değerini önceleyen yönetimsel tercihleri olabilir. Ayrıca Barker, Biden yönetiminin CHIPS Yasası[10] gibi sanayi politikalarını sadece bir “soygun” mekanizması olarak görmenin, devletin meşruiyet sağlama veya stratejik yatırım yapma kapasitesini göz ardı ettiğini belirtir.[11]
Aaron Benanav ise tartışmaya, durgunluğun nedenlerine dair daha yapısal bir açıklama getirerek katılır. Benanav, Brenner’in “aşırı kapasite” (overcapacity) teorisinin doğru olduğunu ancak eksik kaldığını savunur.[12] Ona göre durgunluğun temel sebebi, talebin sanayiden hizmetler sektörüne kaymasıdır.[13] Sanayi sektöründe verimlilik artışı hızlıyken, hizmet sektöründe bu artış çok daha yavaştır.[14] Ekonomiler geliştikçe ve harcamalar hizmetlere kaydıkça, genel ekonomik büyüme ve verimlilik artışı yavaşlar. Bu durum, Brenner’in “aşırı kapasite” hikayesini tamamlar: Sanayide arz kendi talebini yaratmayı bırakmıştır.[15] Benanav ayrıca, Barker’ın kâr oranlarının istikrarına dair gözlemini, sermayenin emek payını düşürerek ve sömürüyü artırarak kârlılığını korumasıyla açıklar. Bu durum, temel verimlilik ve yatırım sorunlarını maskelemektedir.[16]
Jeopolitik Boyut ve Devlet Stratejisi
Tartışmanın bir diğer önemli boyutu, “siyasal kapitalizmin” uluslararası ve jeopolitik bağlamıdır. Grey Anderson, Biden yönetiminin sanayi politikalarının (IRA, CHIPS Yasası) sadece içsel bir ekonomik dağıtım mekanizması olarak görülemeyeceğini, bunun temel motivasyonunun Çin’e karşı yürütülen jeostratejik rekabet olduğunu vurgular. Anderson’a göre, bu yeni altyapı harcamalarının mantığı “temelde jeopolitiktir” ve kökleri New Deal’dan ziyade Soğuk Savaş’ın askeri Keynesçiliğinde aranmalıdır.[17]
Biden yönetiminin Çin’e yönelik teknoloji ihracatı kısıtlamaları ve yerli üretimi teşvik etmesi, ekonomik bir “ayrışma”dan ziyade, Çin’in teknolojik gelişimini “boğma” amacı taşıyan agresif bir stratejidir. Anderson, solun bu politikaları sadece “yetersiz sosyal harcama” veya “şirketlere hediye” olarak eleştirmesinin, meselenin arkasındaki savaş hazırlığı ve emperyal rekabet boyutunu (askeri Keynesçilik) gözden kaçırdığını belirtir.
Riley ve Brenner’in Cevabı: Teori Derinleşiyor
Eleştirilere verdikleri “Uzun Düşüş ve Siyasi Sonuçları” başlıklı yanıtta Riley ve Brenner, tezlerini daha da detaylandırarak savunurlar. Bu savunmanın merkezinde, Barker’ın kâr oranlarının istikrara kavuştuğu yönündeki iddiasını çürütmek için sundukları ampirik veriler yer alır. Yazarlar, Barker’ın kâr oranlarına ilişkin eleştirisine, gerçekleşen kâr oranının gelecekteki yatırım kararları için en iyi gösterge olduğunu ve bu oranın savaş sonrası döneme kıyasla inatçı bir şekilde düşük kaldığını göstererek yanıt verirler.[18]
ABD İmalat Sektörünün Net Kârlılık Oranı [Stoklar Hariç] (1948-2021)
Kaynak: Riley and Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results,” 37.
ABD imalat sanayindeki kâr oranları 1950’ler ve 60’larda zirve yapmış, 1970’lerde keskin bir düşüşe geçmiş ve takip eden on yıllarda, küreselleşme ve düşen işgücü maliyetlerine rağmen, asla savaş sonrası dönemin seviyelerine geri dönememiştir. Riley and Brenner, imalat sanayinin ekonomideki payı küçülse de, bu sektördeki kârlılık düşüşünün genel ekonomik dinamizmi aşağı çektiğini ve yatırımları finans ve varlık spekülasyonuna yönlendirdiğini vurgularlar.[19]
Yazarlar, “siyasal kapitalizm” kavramını netleştirirken, bunun sadece devletin ekonomiye müdahalesi olarak görülmemesi gerektiğini, sermaye birikiminin “M-C-M'” (Para-Meta-Para) döngüsünden “M-A-M'” (Para-Varlık-Para) döngüsüne kaydığı yeni bir değerlenme devresi olduğunu belirtirler. Bu yeni devrede, kârlar üretimden ziyade varlık fiyatlarının (borsa, emlak vb.) devlet desteğiyle şişirilmesinden elde edilmektedir.[20] Bu durum, 2008 krizi sonrası uygulanan “özelleştirilmiş Keynesçilik” ve varlık fiyatı enflasyonu ile doruğa ulaşmıştır.[21]
“Siyasal kapitalizm” tartışması, Cédric Durand ve Yanis Varoufakis gibi entelektüel ve siyasal figürlerin öne sürdüğü “teknofeodalizm” teziyle[22] de yakından ilişkilidir ancak ondan önemli farklılıklar gösterir. Teknofeodalizm savunucuları, dijital platformların “bulut rantları” üzerinden artı değer sızdırdığı ve piyasa rekabetinin yerini feodal benzeri bağımlılık ilişkilerinin aldığı yeni bir üretim tarzının doğduğunu iddia ederler. Tim Barker, Brenner’ın daha önceki çalışmalarında “Kapitalizmden Feodalizme mi?” sorusunu sorarak bu hatta yaklaştığını hatırlatsa da,[23] Riley ve Brenner son yanıtlarında bu kavramla aralarına net bir mesafe koyarlar. Yazarlara göre, teknoloji devleri tekelci rantlar elde etseler de kapitalist niteliğini korumaktadırlar. Bu şirketler hâlâ son derece rekabetçi, teknolojik yatırım odaklı ve piyasa rekabeti tarafından disipline edilen yapılardır. Bununla birlikte, ekonominin genelinde kâr artık büyük ölçüde devlet destekli krediye bağımlı hale gelmiştir. Dolayısıyla yaşanan süreç feodalizme dönüş değil, kapitalist mantığın siyasi araçlarla ve varlık piyasaları üzerinden (M-A-M’ döngüsüyle) sürdürülmesidir.[24] Bu ayrım, mevcut rejimin hâlâ kapitalist yasalarla, ancak siyasi bir kabuk içinde, işlediğini vurgulaması açısından kritiktir.
Siyaset cephesinde ise Riley ve Brenner, “sınıfın siyasetten kopuşu” (class dealignment) tezini reddederler. Onlara göre işçi sınıfı, eğitim düzeyine göre bölünmüş durumdadır: Diplomasız işçiler (özellikle beyazlar) maddi çıkarlarını sosyal harcamalara karşı çıkarak ve “yerlilik” üzerinden korumaya çalışırken, diplomalı işçiler (hizmet sektörü ve kamu çalışanları) sosyal harcamaları destekleyen Demokrat Parti’ye yönelmektedir.[25] Bu bölünme, durgunluk ekonomisinin yarattığı sıfır toplamlı oyunun bir sonucudur ve partilerin “tercihlerinden” ziyade yapısal zorunluluklardan kaynaklanmaktadır.[26]
Sonuç: Çıkışsızlık ve Siyasetin Sınırları
Lola Seaton’ın “Siyasal Kapitalizm Üzerine Düşünceler” başlıklı yazısında özetlediği gibi, bu tartışma aslında, 2008 krizinin ardından gelen uzun durgunluk döneminin entelektüel bir muhasebesidir.[27] Seaton, tartışmanın, ekonomik durgunluğun siyaseti nasıl yeniden yapılandırdığını ve bu yapılandırılmış siyasetin ekonomiyi değiştirme konusundaki acizliğini gözler önüne serdiğini belirtir.[28]
Brenner ve Riley’nin çizdiği tablo oldukça karamsardır: Siyasal kapitalizm, kârların üretime değil siyasi güce dayandığı, büyümenin olmadığı ve bu nedenle anlamlı bir yeniden dağıtımın imkansızlaştığı bir rejimdir.[29] Bu rejimde, sermaye birikimi ile genel refah arasındaki yapısal bağ kopmuştur.[30] Jamie Merchant ve Grey Anderson’ın eklediği gibi, bu yapısal kriz aynı zamanda devletleri “parçalanmış bir devlet kapitalizmi cehennemine” ve jeopolitik çatışmalara sürüklemektedir.[31]
Sonuç olarak, “siyasal kapitalizm” tartışması, günümüz krizinin sadece yanlış politik tercihlerden kaynaklanmadığını, kapitalizmin girdiği derin yapısal tıkanıklığın bir ürünü olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tablodan çıkan ders, mevcut durgunluk koşullarında eski sosyal demokrat uzlaşıların (büyüme ve yeniden dağıtım) artık mümkün olmadığı ve siyasi mücadelenin, yatırım süreçlerinin demokratikleştirilmesi gibi daha radikal hedeflere yönelmesi gerektiğidir.[32] Riley ve Brenner’in analizi, mevcut düzenin kendi kendini onarma kapasitesinin tükendiğini ve “neyin geldiğini” anlamak için eski düşünce kalıplarının yetersiz kaldığını göstermektedir.
Bu yazıda, “Υeni Brenner Tartışması”nın ana hatlarını özetlemeye çalıştım. Bir sonraki yazıda buradan devam ederek düğümün hangi kavramsal ve tarihsel sorulara bağlandığının izini sürmeye çalışacağım.
Postscriptum: Siyasal Kapitalizmin Popüler Sezgisi Olarak Epstein Vakası
“Siyasal kapitalizm” tartışmasını burada noktalarken, güncel bir parantezi açmadan geçmek zor. Zira bazen iyi teori, en istemediğimiz örnekle kapımıza dayanır ve “bu sadece kavramsal bir tartışma değil miydi?” deme lüksünü elimizden alır. Zaten tam da böyle olması gerekir: teori, işlevseldir. Hayatı açıklamak için vardır; açıklıyorsa işe yarar, açıklamıyorsa raf süsü olmaya mahkumdur.
Riley ve Brenner’in “siyasal kapitalizm” kavramı, yukarıda özetlediğimiz gibi, kârın artık üretken yatırımdan çok siyasal erişim, düzenleme tasarımı ve devlet eliyle yaratılan rant kanallarından türediği bir rejimi tarif etmektedir. Bu çerçeveden bakınca, bugün tüm dünyayı meşgul eden ve tüm dünyanın midesini bulandıran Jeffrey Epstein etrafındaki tartışma, tek başına “skandal” ya da “ahlaki çürüme” hikâyesi olmaktan çıkmaktadır. Kanımca, bu tartışma, magazinel ve konspiratif yanları bir kenara bırakılırsa, mali gücün siyasal-hukuki dokunulmazlık, şebeke kurma ve itibar üretme kapasitesine dair daha geniş ve bu tartışmaya içkin yapısal bir sezgiyi görünür kıldığı için de önemlidir.
Epstein tartışmasının kamuoyu tarafında bu kadar “çekici” olmasının görece marjinal ve dediğim gibi “sezgisel” bir nedeni, siyasal kapitalizmin gündelik algıda soyut kalan mekanizmalarını somutlaştırmasıdır: zenginlik yalnızca piyasa mekanizmalarıyla, üretim ve değişim ilişkileriyle değil, kurumlara nüfuz eden ilişkiler ağında da birikmektedir. Davaların nasıl yürüdüğü, hangi kurumların nasıl davrandığı, hangi kapıların kime açıldığı soruları, Riley–Brenner’in “politically constituted rip-off” dediği şeyin popüler dile tercümesidir. İnsanlar, büyüme vaadi olmayan bir düzende refahın nasıl dağıtıldığını anlamaya çalışırken, “liste”, “koruma”, “bağlantı” gibi motiflere sarılır; çünkü siyasal kapitalizmde getirinin anahtarı çoğu zaman tam da bu bağlantısallıktır.
Öte yandan Epstein tartışması, Riley-Brenner’in “statü grupları siyaseti” tespitini de besler: moral krizler ve skandal anlatıları hızla sürmekte olan kültür savaşlarının malzemesine dönüşür, sınıf uzlaşısı üretmeyen partilerin tabanlarını öfke ve aidiyet üzerinden konsolide etmesine yarar. Böylece yapısal soru (yatırım, ücretler, üretkenlik, devletin rant dağıtım mimarisi) geri plana itilmiş olur. Bu nedenle “Epstein dosyası”, bir yanda sezgisel düzeyde siyasal kapitalizmi davet ederken diğer yandan onu görünmez kılmak için de kullanılabilen sis perdesi işlevi de görmektedir.
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” New Left Review 138 (Kasım-Aralık 2022): 5. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 6-7. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 9, 12. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 10. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 23. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 10. ↑
- Tim Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” New Left Review 140/141 (Mart–Haziran 2023): 36–37. ↑
- Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” 37. ↑
- Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” 47–49. ↑
- ABD CHIPS ve Bilim Yasası (CHIPS and Science Act), özellikle yarı iletken (çip) üretimini Asya’ya olan bağımlılığı azaltmak amacıyla ABD’ye geri getirmeyi hedefleyen, 2022 yılında Joe Biden yönetimi tarafından imzalanan kapsamlı bir yasa tasarısıdır. ↑
- Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” 41. ↑
- Aaron Benanav, “A Dissipating Glut?,” New Left Review 140/141 (Mart–Haziran 2023): 60–61. ↑
- Benanav, “A Dissipating Glut?,” 56, passim. ↑
- Benanav, “A Dissipating Glut?,” 71. ↑
- Benanav, “A Dissipating Glut?,” 72. ↑
- Benanav, “A Dissipating Glut?,” 76. ↑
- Grey Anderson, “Strategies of Denial,” Sidecar, 15 Haziran 2023. ↑
- Dylan Riley and Robert Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results: A Reply to Critics,” New Left Review 155 (September–October 2025): 37, 47. ↑
- Riley and Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results,” 47-49. ↑
- Riley and Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results,” 54. ↑
- Riley and Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results,” 44. ↑
- Bkz. Cédric Durand, How Silicon Valley Unleashed Techno-Feudalism: The Making of the Digital Economy (Londra: Verso, 2024); Yanis Varoufakis, Technofeudalism: What Killed Capitalism (New York: Melville House, 2024). ↑
- Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” 37. ↑
- Riley and Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results,” 54-55. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 6, 8. Ayrıca bkz. Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” 39. ↑
- Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” 40. ↑
- Lola Seaton, “Reflections on ‘Political Capitalism’,” New Left Review 142 (Temmuz–Ağustos 2023): 5-6. ↑
- Seaton, “Reflections on ‘Political Capitalism’, 21. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 26. ↑
- Riley and Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results,” 70. ↑
- Seaton, “Reflections on ‘Political Capitalism’, 14-15. ↑
- Seaton, “Reflections on ‘Political Capitalism’, 26-27. ↑

