Türkiye gibi ithal girdi bağımlılığı yüksek ve uluslararası piyasalarda kendi para birimiyle işlem yapamayan ekonomilerde döviz kuru yalnızca bir makroekonomik değişken değil; ekonomik istikrarın, enflasyon dinamiklerinin ve bölüşüm ilişkilerinin temel belirleyicilerinden biridir[1]. Kur hareketleri üretim maliyetlerini, şirket bilançolarını ve ekonomiye yönelik beklentileri eş zamanlı olarak etkileyerek tüm ekonomi geneline yayılır[2]. Bu etki zinciri içinde firmaların fiyat belirleme kararları özel bir önem taşır.
Bu yazı dizisi, Türkiye’de döviz kuru hareketlerinin firmaların fiyatlama stratejilerinde bir değişime yol açıp açmadığını incelemektedir. Yazı, özellikle kur artışlarının fiyatlara yalnızca maliyet kanalı üzerinden mi yansıdığı yoksa firmaların artan belirsizlik ve finansal baskı ortamında sahip oldukları piyasa gücünü fiyatlara daha etkin biçimde mi yansıttıkları sorusuna odaklanmakta ve izleyen bölümlerde ise bu ilişkiyi üretim yapısı ve bilanço büyüklükleri çerçevesinde ele almaktadır.
Enflasyon ve Döviz Kuru İlişkisi: Maliyet ve Ötesi
Bizim gibi gelişmekte olan ekonomilerde döviz kurunun birçok makroekonomik değişkenle doğrudan ve güçlü bir ilişki içinde olduğu açıktır. Bu ilişkiler arasında en bilinen ve en fazla tartışılan ilişki ise kur hareketlerinin enflasyon oranına yansımasıdır[3]. Geleneksel iktisat teorilerinde kur şoklarının fiyat seviyesi üzerindeki etkisi kabul görmekle beraber, bu etki ağırlıklı olarak “maliyet kanalı” üzerinden ele alınmıştır. Bu yaklaşıma göre döviz kuru; ithal ara mal ve enerji fiyatlarını yerel para cinsinden artıracak, bu da maliyetleri şişirerek genel fiyat seviyesini yükseltecektir. Para birimi dolar karşısında değer kaybetmeye meyilli gelişmekte olan ülkeler de her kur şokunun akabinde yeni bir enflasyonist sürece girecek ve bu durum kuru “çapalayana” kadar devam edecektir. Dolayısıyla enflasyon karşıtı politikalar içerisinde döviz kuruna yönelik uygulamaların olması da alışılagelmiş bir durumdur.
Esasında bu ifade döviz kuru enflasyon ilişkisinin bir yönünü ifade etmek açısından oldukça başarılı bir ifadedir. Gerçekten de döviz kurundaki değişimlerin ülkemizde hem algısal hem de ekonomik olarak yansıdığı ilk kalem maliyetler olagelmiştir. Ancak, hikâye tamamıyla bu kısımdan ibaret değildir. Her ne kadar ülkemizde döviz kurunda yüksek artış ile yüksek enflasyon dönemleri hep üst üste gelse de kur şoklarının fiyatlama mekanizması üzerinde yalnızca maliyet kalemini etkilediği argümanı, firmaların “fiyatlama güçlerini” göz ardı etmektedir. Bu yaklaşıma göre firmalar piyasa mekanizmasında fiyatlar üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmayan “fiyat alıcı” birimler olarak ele alınır. Bu durumda kur artışları sadece maliyetlere yansıyacak ve enflasyon sadece bu maliyetteki artıştan kaynaklı olacaktır. Ancak; oligopolcü ve tekelci rekabetin yer aldığı, yani piyasanın bir veya birkaç büyük firma tarafından domine edildiği günümüz koşullarında piyasalardaki büyük oyuncular, fiyatları maliyetlerin de üzerinde bir şekilde artırabilmekte, bu da ekonominin geneline sirayet eden birtakım sonuçlar ortaya koymaktadır.
Kar Oranı- Enflasyon İlişkisi: Fırtınada Yolunu Bulanlar
Geleneksel açıklamanın göz ardı ettiği bu gerçek, kâr marjlarındaki değişimin de enflasyon üzerinde önemli bir etkisi olabileceğini ortaya koymaktadır. Literatürdeki kökleri daha eskiye dayansa da uzun süre iktisat tartışmalarının merkezinde yer almayan “kâr enflasyonu” kavramı, özellikle pandemi sonrasında yeniden gündeme gelmiştir[4]. İlk olarak ABD ve Avrupa’da gözlenen yüksek enflasyon oranlarını açıklama çabası içinde, özellikle heterodoks iktisatçılar tarafından olmak üzere, daha sistematik biçimde tartışmaya açılmış; ancak zamanla birçok ana akım kurum ve iktisatçı tarafından da ciddiye alınmaya başlanmıştır[5].
Bu yaklaşımın ortaya çıktığı bağlam ve tartışmaların merkez üssü olarak ele alınan ülkeler esas olarak gelişmiş ekonomilerdir. Pandemiyle birlikte küresel değer zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve artan belirsizlik ortamı, firmaların fiyatlama davranışlarını değiştirmiştir. Teorik olarak bu çerçevede savunulan mekanizma şudur: Firmalar yalnızca artan maliyetleri fiyatlara yansıtmakla kalmamış, aynı zamanda belirsizlik ve talep koşullarını fırsat bilerek maliyetlerin üzerine ekledikleri kâr marjlarını da artırmışlardır. Dolayısıyla burada iddia edilen şey, maliyet şoklarının varlığında fiyat artışlarının sadece “geçişkenlik” yoluyla değil, marj genişlemesi yoluyla da güçlenebileceğidir.
Merkezinde yükselen belirsizliklerin yer aldığı bu argümanın, insanlık tarihinin en büyük kaos dönemlerinden biri olan pandemi sürecinde tartışmaya açılması muhakkak anlamlıdır. Ancak gelişmiş ülkeleri odağına alan bu anlatı, söz konusu ülkeler için her ne kadar yeni bir tartışma başlığı olsa da, gelişmekte olan ülkeler açısından hikâyenin temeli çok daha eskiye dayanmaktadır.
ABD dışındaki gelişmiş ekonomiler, dolar kullanmasalar dahi, döviz kurunda yaşanan sert değer kayıplarının yaratabileceği makroekonomik kırılganlıklardan büyük ölçüde azadedir. Zira kendi para birimlerinin uluslararası alanda hâlâ ciddi bir karşılığı ve prestiji mevcuttur. Kendi para birimleriyle ticaret yapabilme ve küresel piyasalarda yine kendi para birimleri cinsinden borçlanabilme imkânı, bu ülkelere geniş bir politika alanı kazandırmıştır. Bu görece sağlam ekonomik yapı sayesinde, kurdaki hareketlenmeler onlar için çoğu zaman bir rekabet gücü ayarlaması ya da finansal hesap düzeltmesi olarak kalmaktadır.
Dolayısıyla tartışma gelişmiş ekonomiler üzerinden kurulduğunda, döviz kurunun enflasyon dinamiklerinin merkezine yerleştirilmemesi şaşırtıcı değildir.
Oysa Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için tablo oldukça farklıdır. Bu ekonomilerde döviz kurunun hayati öneminden dolayı, yüksek kur oynaklığı ve yerel paradaki sert değer kayıpları, belirsizlik ortamını kronik bir şekilde etkilemektedir. Bu nedenle, ‘kâr enflasyonu’ tartışmalarına gelişmekte olan ülkeler bağlamında döviz kuru şoklarını dahil etmek bir seçenek değil, zarurettir. Bu ilişkiyi kurmak, kur şoklarını sadece “maliyet artışı”na indirgeyen dar çerçeveyi kıracak; anlatılanın başkasına ait bir mesele değil, tam da bizim hikâyemiz olduğunu görünür kılacaktır[6].
Bu bağlamda; gündelik hayatımızı en çok etkileyen Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) enflasyonunu referans alıp, fiyat artışlarının kaynaklarını anlamak için tüketim mallarının üretildiği alana, yani sanayi sektörüne yakından bakmak oldukça faydalı olacaktır. Piyasaların dev firmalar tarafından domine edildiği ve rekabetin oldukça çetin geçtiği yerli sanayide, fiyatlama politikalarının kurla olan ilişkisini ortaya koymak bu tartışmaya oldukça somut bir katkı sunacaktır. Elbette her firmanın üretim tekniği, dış ticaretle olan bağı ve büyüklüğü birbirinden farklıdır ve bu durum kur şokuna verilen tepkinin şiddetini de değiştirebilir. Ancak ekonomide aslan payını alan ve enflasyon sepetinde önemli bir yer tutan ana sektörlerin bu durum karşısındaki tutumu, başlıkta da bahsettiğim etiketlerin perde arkasındaki asıl hikâyeyi anlamamız için bize net bilgiler verecektir. Yazının ikinci bölümünde, sanayi sektöründe yer alan firmaların endüstri bazında yayınlanan bilançoları üzerinden belli başlı istatistiklerden faydalanarak, ilk kısımda sunduğum teorik birikimin veriler üzerinden doğrulanıp doğrulanmadığını hep birlikte göreceğiz.
Kaynakça
Benlialper, A., & Cömert, H. (2016). Implicit asymmetric exchange rate peg under inflation targeting regimes: The case of Turkey. Cambridge Journal of Economics, 40(6), 1553–1580. https://doi.org/10.1093/cje/bev073
Bernanke, B. S., & Blanchard, O. (2025). What caused the US pandemic-era inflation? American Economic Journal: Macroeconomics, 17(3), 1–35. https://doi.org/10.1257/mac.20230195
Cömert, H. (2026) Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkelerde döviz kuru ve enflasyon dinamikleri I. Katman Portal. https://katmanportal.com/turkiye-ve-diger-gelismekte-olan-ulkelerde-doviz-kuru-ve-enflasyon-dinamikleri-i/
Loungani, P., & Swagel, P. (2001). Sources of inflation in developing countries (IMF Working Paper No. 2001/198). International Monetary Fund.
Mutlugün, B. (2025). A post-Keynesian-structuralist empirical approach to inflationary pressures in Türkiye. Structural Change and Economic Dynamics, 75.
Şengül, Z. (2020). Drivers of inflation in developing countries (Yüksek lisans tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi). METU Open Institutional Repository. https://open.metu.edu.tr/handle/11511/69267
Weber, I. M., & Wasner, E. (2023). Sellers’ inflation, profits and conflict: Why can large firms hike prices in an emergency? Review of Keynesian Economics, 11(2), 183–213.
Yusifzada, T., Cömert, H., & Parmaksız, K. (2024, October). Is “high inflation” always and everywhere an exchange rate phenomenon? (Political Economy Research Institute Working Paper Series No. 609). Political Economy Research Institute, University of Massachusetts Amherst. https://peri.umass.edu/wp-content/uploads/2025/01/WP609b.pdf
The Guardian. (2023, December 7). Greedflation: Corporate profiteering boosted global prices, study finds. https://www.theguardian.com/business/2023/dec/07/greedflation-corporate-profiteering-boosted-global-prices-study
Yapay Zeka Beyanı: Bu yazının hazırlanma sürecinde, yazım ve noktalama hatalarının düzeltilmesi ve akıcılık bağlamında cümlelerin düzeltilmesi noktasında yapay zeka araçlarından sınırlı ölçüde yararlanılmıştır. Yazının içeriği, anlatım örgüsü ve argümanların sorumluluğu yazara aittir.
Notlar
- Döviz kuru, bir para biriminin başka bir para birimi cinsinden değerini ifade eder ve döviz kuru hareketleri merkeze alınan para birimine göre farklı biçimlerde tanımlanabilir. Türkiye’de gündelik kullanımda kur genellikle yabancı paranın (özellikle doların) Türk lirası cinsinden değeri olarak ele alındığından, bu yazıda da aynı tanım esas alınacaktır. Bu çerçevede kur artışı TL’nin değer kaybını, kur düşüşü ise TL’nin değer kazanmasını ifade etmektedir. ↑
- Bu bağlamda benzer bir çerçeve için Hasan Cömert’in Katman’daki yazısına da bakılabilir. ↑
- Bu konuda çalışmalar için bkz. Benlialper ve Cömert (2016), Şengül (2020), Yusufizade vd. (2024), Mutlugün (2025). ↑
- Bu yaklaşımın temelindeki argümanların izini, Abba Lerner’ın 1958 yılında ABD Kongresi Ortak Ekonomik Komitesi’ne (Joint Economic Committee) sunduğu görüşlere kadar sürmek mümkün olsa da popülaritesini pandemi döneminde yükselen küresel enflasyon döneminde kazanmıştır. ↑
- Örneğin, Weber ve Wasner (2023), Bernarke ve Blanchard (2023) ve Guardian (2023) ↑
- Bu noktada bir hususun altını çizmek gerekir. Bu tartışma, enflasyonu yalnızca “kâr artışı” ile açıklama iddiası taşımamaktadır. Amaç, kur şokları altında firmaların marj ayarlamalarının da fiyat dinamiklerine katkıda bulunabileceğini hatırlatmaktır. Nitekim döviz kurundaki yükselişin maliyet kanalı üzerinden enflasyonist bir etki yarattığı zaten genel kabul görmektedir. Burada sorgulanan mesele, söz konusu etkinin yalnızca maliyet geçişkenliğiyle mi sınırlı olduğu, yoksa kâr marjlarındaki artışlarla da güçlenip güçlenmediğidir. ↑
