Takip et

Organize Suçun Ekonomi-Politiği ve Devletin Katmanları

22 Şubat 2026 ve ertesinde Meksika’da yaşanan endişe verici gelişmeler beni bu yazıyı yazmaya sevk etti. Ama okurken siz yine de çok uzaklarda yaşanan ibretlik bir vaka olarak düşünmeyin.

DOI:10.5281/zenodo.19206554 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

22 Şubat 2026 ve ertesinde Meksika’da yaşanan endişe verici gelişmeler beni bu yazıyı yazmaya sevk etti. Bir uyuşturucu karteli liderinin Meksika ordusu tarafından öldürülmesinin ardından ülkenin üçte birinde kartel üyeleri ile devletin güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı. Kartelin yol kapatma ve kundakçılık eylemleri sebebiyle insanlar korku içinde evlerine kapandı. Meksika’da yaşanan son olay 2006 yılında dönemin Başkanı Felipe Calderon’un başlattığı “Uyuşturucu Savaşı”ndan itibaren gelişen bir süreç. Uyuşturucu kaçakçılığı örgütleri ve devlet arasındaki çatışmalar o yıllardan beri belli bir yoğunlukta sürmekteydi. Uyuşturucu kaçakçılığını, çete üyelerini tutuklayarak ve cezalandırarak sona erdirmenin mümkün olmayacağı gün kadar açıktı. Zira, 2006 yılından beri bu çetelerden 60.000 kişi öldürüldü. Ancak suçla değil suçluyla mücadele edildiği için, suç mutlaka başka bir yerden, başka bir biçimiyle baş verdi. Üstelik, bu yaklaşım kaçakçılığı ve örgütlü suçu daha da yeraltına itti. Suç ağlarının Guatemala, Honduras, Kolombiya, Peru, Şili gibi ülkelere geçmesine ve orada faaliyetlerine devam etmesine yol açtı.

Yalnızca Meksika’nın komşusu olan veya Latin Amerika bölgesindeki ülkelerde değil, örgütlü suç tüm dünyada giderek büyüyor. Dahası, örgütler arasındaki bağlar da ortaya çıktıkça meselenin küresel boyutu da görünür hale geliyor. Bu durumun altında yatan katmanlara doğru inmek için gerçekçi-ilişkisel bir inceleme yapmak gerekir. Bu inceleme için önce yirminci yüzyılın ilk yarısına gitmekte fayda var. Sonra biraz daha derine, devletin katmanlarına doğru inmek lazım.

1910’ların başı, 1. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası ekonomik durgunluk, düşük kârlılık ve belirsizlikle karakterize edilir. Bu ortamda her türlü kaçakçılık önemli bir sermaye birikim aracı olarak gelişti. Kaçakçılığa konu olan mallar nelerdi? Silah, alkol ve uyuşturucu. 1920-1933 arasında ABD’de alkollü içeceklerin satılmasının ve üretilmesinin yasaklandığı yıllar, alkol ve başta afyon olmak üzere uyuşturucuların ve bu çeteleri devletten ve birbirinden koruyacak silahların kaçakçılığının iyice yoğunlaştığı dönem oldu. 1880-1920 yılları arasında gerçekleşen Büyük İtalyan göç dalgası ile Güney İtalya’daki sosyo-ekonomik krizden kaçan milyonlarla birlikte Sicilya mafyası da ABD’ye taşındı ve göçmen gettolarındaki kamusal boşluğu mafya doldurdu. Bu yoğunlaşmanın en belirgin olduğu coğrafyaların başında Küba adası geliyordu. Küba, Batista diktatörlüğü altında tam bir yasadışı suç adası haline geldi. Küba Devrimi sonrasında bu suç çeteleri Şili, Kolombiya ve Miami’ye kaçtılar. Bu çeteler Soğuk Savaş yıllarında sosyalist sol karşısında ABD destekli hükümetlerin/orduların işine yarayan kontra gerillalar oldular. ABD içinde de Nixon ve CIA destekleriyle mafyanın işçi sendikaları içindeki hakimiyeti artık bir sır değil. (Bu paragrafta kısa kısa not düştüğüm süreçleri sonraki haftalarda birkaç yazı ile derinleştirmek şart.)

İşte yoğunlaşan ve tekelleşen bu güç ağları toplumsal ilişkilerin dengesini etkileyecek önemli dinamiklerdir. Devletler bir yandan yasadışı afyon tüketimini engellemek ve tıbbi afyon ticaretini düzenlemek için 1912 ve 1925’te afyon konvansiyonları üzerinde anlaşıyorlar; diğer taraftan bu ticareti düzenlerken, örgütlü suç çeteleriyle yakın ilişkiler geliştiriyorlardı. Bu sırada para kaynağı sorgulanmadan hızla yeni kurulmakta olan Las Vegas’a, Monte Carlo’ya akıyordu. Bu kumar merkezlerindeki düzenleme ve kurumsal boşlukları da mafya dolduruyordu. “Las Vegas’ta olan, Las Vegas’ta kalır” sözü devlet-mafya simbiyosisi sayesinde orada “her şeyin” mümkün olduğuna işaret eder.

Tam da bu noktada, 1910-1920 Devrimi sonrası Meksika devlet sisteminin şekillendiği yılların tüm dünyada örgütlü suç ağlarının geliştiği dönemeçle eş zamanlılığı, Meksika’yı önemli bir vaka haline getiriyor. Meksika, devlet ile yasadışı çetelerin örgütsel ağlarının birlikte örülmesine ilişkin önemli bir örnektir. Weber’in rasyonel bürokrasisi mafyatik gri alanla birleşerek, devlet tekelini genişletti. Bu nedenle sık sık Meksika devletine dair “başarısız devlet” tartışmaları yapılır (Morton, 2012). Ancak bu tartışmayı Latin Amerika’nın birkaç ülkesinin içsel dinamikleri bağlamından çıkarıp, bir anormallik veya tarihin izleğinden bir sapma olarak görmemek gerek.

Bir katman daha derine gidersek, kapitalist devletin kurumsallığını sermaye birikim süreci ve toplumsal dinamiklerin perspektifinden anlamak daha açıklayıcı olacaktır. Zira, devlet iktidarının toplumsal güç ilişkilerinde bağımsız bir kaynağı olmadığını, devlet iktidarının sermaye içi rekabet ve iş birlikleri ile sınıflar arası mücadele dinamiklerinden süzülerek şekillendiğini vurgulamak önemlidir. Çok basitçe söylersek, süper zenginlerin güç ve servetlerini ne tür ilişkiler ve ekonomik faaliyetler üzerinden biriktirdikleri ve bunların toplumun diğer kesimleriyle kurduğu ağlar, devlet kurumlarının işleyişinin yapıtaşlarıdır. Hukukun kapsamı ve sınırları -yasal ve yasadışı ayrımı da- yine toplumsal ilişkilerin dinamikleriyle şekillenir. Dolayısıyla, devletlerin iktidarları, kurumsallaşmaları da bu süreçlere entegre biçimde değerlendirilmelidir. Burada geçerken Antonio Gramsci’nin entegre devlet (lo stato integrale) kavramsallaşmasının devlet-toplum ilişkisini ikilik olarak değil, bir bütün içinde anlamamız açısından önemli olduğunun altını çizelim (Jessop, 2014).

Devletin kurumsal yapısının toplumsal ilişkilerden ayrıksı anlaşılması gerektiğini iddia eden ana akım kuramsal çerçeve Weberci gelenektir. Ancak Weber’in kendisi bile, sınıf siyasetini devlet kurumlarından, bürokrasinin yapılanmasından bağımsız incelemedi. Devletin kurumsal yapılarının farklılaşması Weber için ontolojik farklılaşma anlamına gelmiyordu. Devletin bürokrasisinin burjuvazinin belirlediği hedeflere yönelik politikalar uygulamasına, bu anlamıyla devletin bir araç olarak kullanmasına karşı değildi. Karşı olduğu şey, bürokrasinin kendisinin hedef belirlemesiydi. Dolayısıyla, Weber’in sosyolojisi, üretim araçlarının mülkiyeti ile şiddet araçlarının mülkiyeti arasındaki bağlantıların analiziydi. Weber devlet tanımında devleti “fiziksel şiddetin meşru kullanımı üzerinde tekel iddiasında bulunan tek Gemeinschaft olarak tanımlar. Gemeinschaft (human community) ise cemiyet, topluluk olarak Türkçe’ye çevrilebilir. Dolayısıyla toplumsallık ve şiddet Weber’de devletin tam içinde kendini gösterir (Weber, 1946: 3-4). Öznelci Weber ile soğuk savaş yıllarının politik bağlamında pozitivist olarak çerçevelenen Weberciliği birbirinden ayırma işini başka bir yazıda detaylıca ele almak lazım.

Mafya çetelerinin devlet yapılarıyla iç içe geçerek simbiyosis bir iktidar yapısı kurduğunu -Latin Amerika veya Afrika bölgesi devletleriyle sınırlı tutmadan ve anormallik olarak tanımlamadan- kabul etmek yerinde bir başlangıç noktası olacaktır. Charles Tilly’nin “çeteler devlet yapar” (rackets make states) tezine göre (1985:169) Avrupa devletleri eşkıyalıktan (banditry) meşru egemenliğe evrilen rüşvet ağları üzerinden kurumsallaşmıştır. Tilly devletler ve suç çeteleri arasındaki ilişkiyi devletin tarihselliğinin merkezine yerleştirir. Belki de “derin devlet” diye ifade edilenler devletin bu katmanlı yapısına ve en derinde yatan gerçek katmanına farkında olmadan yapılan bir göndermedir.  

Devletin gerçek katmanından fiili katmanına geçersek, yaklaşık yirmi yıldır yaşanan dipsiz kriz koşullarında en derindeki dinamiklerin fiili katmana tesir ettiğini iddia edebiliriz. 2008 krizi ve ardından COVID-19 pandemisi sonrası süren ekonomik durgunluk ve enflasyon bağlamında yaşanan ticaret savaşlarıyla artan gümrük tarifeleri ve kota kısıtları kaçakçılığı yeniden kârlı kılıyor. Savaş eğilimleri silah kaçakçılığını güdülüyor. Kentsel yoksulluğun ve yoksunluğun boyutlarıyla birlikte yeni kuşak çetelerin hem gençleri kadrolarına katmaları hem de geniş halk kitlelerini kontrol altına almaları mümkün hale geldi. Sosyal politikaların yarattığı boşluk karteller tarafından dolduruldu. Toplumsal dışlanma sonucu hiçbir yere ait hissetmeyen gençleri (arzdan talebe) kendi çevresinde topladı.

Bu yazı Meksika’da yaşananlarla başladı. Ama okurken siz yine de çok uzaklarda yaşanan ibretlik bir vaka olarak düşünmeyin. Interpol verilerine göre küresel organize suç endekslerinde Türkiye’nin sıralamalarına bakmanızı öneririm. Yani Latin şair Horatius’un dediği gibi: mutato nomine, de te fabula narratur.

Kaynakça

Adam Morton (2012) The War on Drugs in Mexico: a failed state? Third World Quarterly, 33:9, 1631-1645, DOI: 10.1080/01436597.2012.720837

Bob Jessop (2014) Gramsci and the State. https://bobjessop.wordpress.com/wp-content/uploads/2014/04/3-lectures-on-gramsci.pdf

Charles Tilly (1985) Making War and State Making as Organized Crime. P. B. Evans, D. Rueschemeyer, & T. Skocpol (der), Bringing the State Back in (s. 169-191). Cambridge: Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/CBO9780511628283.008

Max Weber (1946) Politics as Vocation, New York, Oxford University Press.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Aylin Topal (2026). Organize Suçun Ekonomi-Politiği ve Devletin Katmanları. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19206554

  • ODTÜ Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümünde öğretim üyesidir. Aynı zamanda ODTÜ Latin ve Kuzey Amerika Çalışmaları Anabilim dalı başkanıdır. Lisans derecesini ODTÜ, yüksek lisans derecesini ise Bilkent Üniversitesi’nde aldıktan sonra doktorasını New School for Social Research’de tamamladı. Pittsburgh, Harvard ve Oxford Üniversitelerinde ziyaretçi öğretim üyesi olarak bulundu. Kırsal ve bölgesel kalkınma, toplumsal hareketler, tarım-gıda politikaları ve iklim krizi konularında Türkiye’de ve Latin Amerika ülkelerinde çalışmalar yürütmektedir. Türk Sosyal Bilimler Derneği Genel Sekreteri, Foça Bilimler Köyü Akademik Kurulu Üyesi, Praksis ve Critical Sociology dergilerinde editörler kurulu üyesidir.

    Diğer Yazıları