Takip et

Kalkınma Finansmanında “Yön Değiştirme” Zamanı

YazarPınar Kahya

23 Mart, 2026 , ,
DOI:10.5281/zenodo.19160615 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Geçtiğimiz ay Katman’da uluslararası ticaretin yönetişimindeki aksamayı ele almıştım. Bu ay, bir başka sorunlu alana, uluslararası finansal sisteme yakından bakalım ve birkaç soruyla başlayalım: Gelişmekte olan ülkelerin temel sorunu gerçekten finansman eksikliği mi? Yoksa küresel finans sistemi kalkınmayı finanse etmek yerine sürekli yeni borç döngüleri ve kırılganlıklar mı üretiyor? Bugün kalkınma ve iklim tartışmaları genellikle yeni fonların büyüklüğü veya milyar dolarlık taahhütler etrafında dönüyor ancak asıl mesele, bu kaynakların hangi kurumsal ve politik çerçeve içinde, hangi koşullarla mobilize edildiği.

Uluslararası Kalkınma Ekonomisi Birliği (IDEAs) tarafından 2025 yılında yayımlanan “Time to Pivot: Financing for Development in a New Era” raporu, ismiyle müsemma bir yön değiştirme çağrısı yapıyor. Jan Kregel ve C. P. Chandrasekhar editörlüğünde hazırlanan kapsamlı çalışma, mevcut finansal mimarinin yalnızca yetersiz değil, aynı zamanda miadını doldurmuş olduğunu savunuyor.

Küresel Güney merkezli bir ilerici ekonomistler ağı olan IDEAs, ana akım (ortodoks) iktisat politikalarının kalkınma sorunlarını çözmede başarısız olduğunu savunarak, kalkınma zorluklarını aşmaya uygun, “alternatif ve heterodoks ekonomik analiz araçlarını geliştirmeye ve kullanmaya kararlı” bir bilim insanı ağıdır. IDEAs’ın kendi vizyon belgesinde amaç: “Gelişmekte olan ekonomilerin sorunlarını analiz etmek ve çözmek için ortodoks olmayan yaklaşımlara ilgi duyan ve bu yaklaşımları benimseyen araştırmacı, eğitmen ve uygulamacılardan oluşan çoğulcu bir ağ inşa etmek” olarak ifade edilir.

“Time to Pivot” raporu da bu perspektifin bir ürünü olarak, Bretton Woods sonrası kurulan ve özel finansın tahakkümüne giren “sistem olmayan sistem”i (non-system) sert bir dille eleştiriyor. Raporun giriş bölümleri, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan yapının tarihsel bir muhasebesini yapıyor. Yazarlar, 1944’te kurulan IMF ve IBRD (Dünya Bankası) mimarisinin başlangıçta yeni bir finansal mimari sağladığını ancak 1970’lerden itibaren bu yapının evrilerek parçalı ve istikrarsız bir hal aldığını belirtiyor:

“Mihver devletleri yenmek için birleşen uluslar, uluslararası finans sisteminin köklü bir reforma ihtiyaç duyduğu görüşünü paylaşıyordu… Ancak 1990’ların sonunda, BM üyesi devletler uluslararası finansal mimarinin bir başka reforma ihtiyacı olduğu görüşünde birleşti. Sonuç 2002 Monterrey Konferansı oldu.” (Kregel & Chandrasekhar, 2025:1)

Ancak rapor, Monterrey Uzlaşısı’nın (2002) beklenen “sistemsel devrimi” yapamadığını vurguluyor. Monterrey, sistemin karşı karşıya olduğu temel sorunlara dair bir değerlendirme sunamadığı gibi, tüm ulusların üzerinde mutabık kalabileceği bir çözüm de üretemedi. 2025 yılına gelindiğinde, Birleşmiş Milletler bu başarısızlığı ve uluslararası finansal mimaride köklü bir revizyon yolu oluşturulamamasını yeniden incelemek zorunda kaldı.

Raporun en çarpıcı analizlerinden biri, kalkınma için aktığı varsayılan sermayenin aslında aksi yönde hareket ettiği. Literatürde “ters kaynak transferi” olarak bilinen olgu, gelişmekte olan ülkelerin borç servisi ve kâr transferleri yoluyla net kaynak aktarıcısı haline gelmesidir.

Rapora göre, 1970’lerden bu yana hakim olan parçalı reformlar, gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarına cevap vermek yerine onları küresel piyasaların insafına bırakmıştır. Bu süreçte ortaya çıkan en büyük sorun “finansal taahhütlerin mutlak büyüklüğü değil, bu taahhütleri mümkün kılacak finansal yapının gerektirdiği reformdur”(Kregel & Chandrasekhar, 2025:2). Eğer mimari bozuksa, içine ne kadar para dökerseniz dökün, sistem kaynakları emen bir kara deliğe dönüşmektedir.

Günümüzde finansal sistemin reformu tartışmaları iklim kriziyle ayrılmaz bir bütün haline geldi. “Time to Pivot” raporu, 2015 Paris Anlaşması ve sonrasındaki COP zirvelerini (özellikle COP29) bu perspektifle eleştiriyor. Rapor, iklim tartışmalarının sistemsel reform önerilerini “görmezden gelme veya küçümseme” eğiliminde olduğunu ve bunun yerine sadece sayısal hedeflere odaklandığını savunuyor:

“Mevcut iklim tartışmaları, finansal sistemin reformuna ilişkin önerileri geçiştirme eğilimindedir. COP29, 100 milyar dolarlık eski taahhüdün yerine 2035’e kadar yıllık 300 milyar dolarlık yeni bir hedef belirlemeye odaklandı… Ancak bu hedefler, hükümetleri nadiren tutulan finansal taahhütlerde bulunmaya teşvik ederken, bu taahhütlerin gerçekleşmesini sağlayacak küresel bir finansal mimari tasarımının önemini göz ardı etmektedir.”(Kregel & Chandrasekhar, 2025:23)

Buradaki asıl tehlike, iklim finansmanının gelişmekte olan ülkelerin “yerel kalkınma politikalarını finanse etme kabiliyetlerinden ödün vermesine” neden olmasıdır. Rapor, çözümün bir “Monterrey Sistemi” veya daha güncel ifadesiyle, finansman hedeflerine ulaşılmasını garanti altına alacak bir “İklim Finansmanı Sistemi” tasarlamaktan geçtiğini belirtiyor.

Rapor, iklim krizinin sadece bir finansman rakamı olmadığını, büyük bir nüfus ve üretim kayması anlamına geldiğini hatırlatıyor. Sel, kuraklık ve aşırı sıcaklıkların etkileri bölgeler arasında eşitsiz dağılıyor. Bu noktada geleneksel “kayıp ve hasar” tazminatlarının ötesine geçen bir dizi politika önerisi sunuyor: nüfusun coğrafi yeniden dağılımı yani iklim nedeniyle yaşanmaz hale gelen bölgelerden göçün finansmanı, gıda güvenliği yani tarımsal üretim lokasyonlarının değişen iklim koşullarına göre yeniden planlanması ve sosyal koruma, diğer bir deyişle geçiş sürecinde halkın temel ihtiyaçlarını ve sağlık hizmetlerini koruyacak güçlü sosyal devlet harcamaları.

Raporun uyarısı ise net: Bu devasa dönüşüm, mevcut borç yükü altındaki ülkelerin sırtına bırakılamaz. Eğer ülkeler endüstriyel üretimlerini taşımak ve gıda sistemlerini yeniden kurmak zorundaysa, bu maliyet “geleneksel kredi” mekanizmalarıyla karşılanamaz. Alternatif olarak sunulan sosyal piyasaların finansı toplumsal ihtiyaçlara hizmet eder hale getirebileceği savunuluyor. Ayrıca, vergilendirme konusunda da radikal bir duruş sergileniyor: Çok uluslu şirketlerin ve ultra zenginlerin vergilendirilmesi, küresel bir vergi iş birliği ve BM çatısı altında adil bir vergi sözleşmesinin kamu kaynaklarını artırmak için vazgeçilmez olduğu ifade ediliyor.

“Time to Pivot”, adından da anlaşılacağı üzere artık bir “milat” noktasında olduğumuzu ilan ediyor. Raporun editörleri Jan Kregel ve C. P. Chandrasekhar, 2002 Monterrey Konferansı’nın ıskaladığı şansı bugün iklim krizi baskısı altında yeniden yakalamamız gerektiğini söylüyorlar.

Sonuç olarak, çözülmesi gereken en temel çelişki, küresel finans sistemi kalkınmayı finanse edecek şekilde yeniden mi tasarlanacak, yoksa kalkınma ve iklim politikaları, mevcut adaletsiz finansal düzenin izin verdiği dar alanlarda “hayatta kalma savaşı” mı verecek?

IDEAs’ın bu raporu, vaktin dolduğunu ve artık parçalı iyileştirmelerin (piecemeal reforms) işe yaramayacağını doyurucu biçimde tartışıyor. Eğer finansın kendisini nasıl örgütleyeceğimize dair yeni ve cesur bir tartışma başlatmazsak, belirlenen hiçbir sayısal hedefe ulaşılamayacak ve gelişmekte olan dünya, bitmek bilmeyen bir “geçiş süreci” maliyeti altında ezilmeye devam edecek.

Kaynakça

Kregel, J., & Chandrasekhar, C. P. (Eds.). (2025). Time to pivot: Financing for development in a new era. International Development Economics Associates (IDEAs).

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Pınar Kahya (2026). Kalkınma Finansmanında “Yön Değiştirme” Zamanı. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19160615
  • Lisans eğitimini ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünde tamamladı. Yüksek lisans derecesini de aldığı ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde Hindistan’da kalkınma politikalarının finansallaşması üzerine yazdığı doktora tezini 2024 yılında tamamladı. İnönü Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler  Bölümünde görev yapmaktadır. Uluslararası politik ekonomi çerçevesinde Küresel Güney’de devlet, finans ve kalkınma üzerine çalışmaktadır.

    Diğer Yazıları