Takip et

Türkiye’nin Yaşam Memnuniyeti Verileri Ne Diyor?

YazarCem Oyvat

19 Mart, 2026 , ,
DOI:10.5281/zenodo.19050244 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırmaları, ekonomik büyümeye rağmen kendisini “mutlu” olarak tanımlayanların oranının son yıllarda azaldığını ortaya koyuyor. Araştırmaların bulguları, Türkiye’de refahın yalnızca büyüme verileri üzerinden değil, daha geniş ve çok boyutlu bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

TÜİK, 2025 Yaşam Memnuniyeti Araştırması istatistiklerini açıkladı. Yaşam memnuniyeti tam bir refah göstergesi değil; ancak ekonomik büyümenin tek kalkınma göstergesi olmadığını hatırlatması açısından önemli. Para her zaman aynı oranda saadet getirmiyor. Kuşkusuz ekonomik büyüme diğer değişkenleri etkiliyor, ancak iktisadi kalkınma tek bir değişkene bağlı değil. Yaşam Memnuniyeti Araştırmaları, aynı zamanda geleceğe dair umuda, kamu hizmetlerine ilişkin algılara ve önceliklendirilen problemlere dair bir çerçeve sunuyor; izlenen politikaların olası siyasal etkileri hakkında da fikir veriyor.

TÜİK’in 2025 Yaşam Memnuniyeti Araştırması’nda düzenli olarak sorulan sorulardan biri de “Ülkenin en önemli sorunu nedir?” sorusu. 2025 verilerine göre katılımcıların %31,3’ü “hayat pahalılığı”nı en önemli sorun olarak görüyor ve bu başlık birinci sırada yer alıyor. İkinci sırada %16,5 ile “yoksulluk” var. Dahası, toplam nüfusun yarıdan fazlası ekonomiyi (yani hayat pahalılığını, yoksulluğu ve işsizliği) en büyük sorun olarak görüyor. Üçüncü en önemli problem ise %16,1 ile “eğitim”.

2015-2016’da %40-50’lere çıkmış olan “terör”ün oranı 2025’te %1,8’e inmiş durumda. “Dış göç”ü en büyük sorun olarak görenlerin oranı ise sadece %1,6. Aslında bakarsanız, Türkiye’de göçmen karşıtı söylemin yüksek olmasına rağmen dış göçü en büyük sorun olarak görenlerin oranı hiçbir yıl %6’yı geçmedi. Elbette dış göçü sorun olarak görenlerin toplam oranı bundan daha yüksek; ancak bunu birinci sorun olarak görenlerin oranı oldukça sınırlı.

Uzun döneme bakıldığında, ekonomiyle ilgili faktörleri en büyük sorun olarak görenlerin oranının 2018’deki Rahip Brunson kriziyle sıçradığını, COVID-19 pandemisi ve 2021 yılındaki kur kriziyle zirve yaptığını görüyoruz (Grafik 1). Ekonomide artan memnuniyetsizliğin siyasete, özellikle seçimlere etkisi olduğu da açık. Nitekim Ümit Akçay, Krizin Gölgesinde En Uzun Beş Yıl (2018-2023) kitabında kur krizine yol açan ancak işsizliği azaltan politika faiz kararlarının AKP’nin 2023 seçimlerini kazanmasında olduğunu iddiasını dile getiriyordu[1]. Grafik 1’deki veriler de Akçay’ın yüksek işsizliğin 2021 öncesinde AKP açısından önemli bir sorun teşkil ettiği ve seçim döneminde oy verme davranışını etkilediği yönündeki argümanını kısmen destekler nitelikte. Zira 2020’de nüfusun %18,5’i işsizliği en büyük problem olarak görüyordu; bu oran seçim yılı öncesinde, 2022’de %9,0’a kadar gerilemişti[2].

Ancak seçimlerin hemen öncesinde hayat pahalılığını en büyük problem olarak görenlerin oranı %33,0’a çıktı. Kur krizinin yarattığı enflasyon, iktidarın popülaritesini olumsuz etkileyen önemli bir faktör oldu ve toplamda ekonomiyle ilgili faktörleri en büyük problem olarak gören nüfusun oranı arttı. Hayat pahalılığı hâlâ en yüksek oranda dile getirilen sorun ve Mehmet Şimşek programları bu durumu çok az değiştirdi. Böyle bakıldığında Erdoğan/AKP, genel seçimleri muhtemelen faiz düşürme kararları ve onu takip eden kur krizi sayesinde değil, bunlara rağmen kazandı; nitekim, 2024’teki yerel seçimlerde sürpriz bir hezimete uğradı.


metin, ekran görüntüsü, yazı tipi, diyagram içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Büyümeye rağmen yaşam memnuniyeti düştü

TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırmaları’ndaki ilginç noktalardan biri de Türkiye’deki reel kişi başına gelirin 2003’ten bu yana neredeyse 2,5 katına çıkmış olmasına rağmen, “mutlu” veya “çok mutlu” olduğunu söyleyenlerin oranının düşmüş olması (Grafik 1).

Ekonomik büyümenin bireylerin mutluluk beyanını artırmadığı iddiasını iktisatçı Richard Easterlin popüler hâle getirdi[3]. Bu iddia “Easterlin Paradoksu” olarak biliniyor. Easterlin’e göre büyümeyle birlikte mutluluk normları ve ideal yaşam anlayışı da değişiyor. Bu nedenle aynı ülke içinde zenginler fakirlere kıyasla daha mutlu olsalar da, milli gelirdeki artış uzun vadede ortalama mutluluk düzeyini artırmıyor. Easterlin bu durumu, 1,76 metre boyundaki bir erkeğin Hindistan’da uzun sayılabileceğini düşünüp, ABD’de aynı boyla o kadar da uzun olmadığını düşünmesine benzetiyor.

Easterlin’in bu iddiasını destekleyen ampirik çalışmalar[4] olduğu gibi, Easterlin Paradoksu’nu yanlışlayan ve kişi başına gelirdeki artışın mutluluk seviyesini artırdığını gösteren çalışmalar[5] da mevcut. Yani mesele hâlâ tartışmalı. Ancak AKP Türkiyesi, Easterlin Paradoksu’nu destekleyen bir örnek olmanın ötesinde, ekonomik büyümeye rağmen mutluluk oranının gerilediği bir vaka olarak karşımıza çıkıyor. 2003-2012 döneminde “mutlu” veya “çok mutlu” olduğunu söyleyenlerin ortalaması %58,8 iken, bu oran 2018-2025 döneminde %51,1’e düşüyor. 2025 yılı için açıklanan oran ise %53,3. Dahası, “çok mutlu” olduğunu söyleyenlerin oranı 2003’te %12 iken, 2025’te %4,4’e gerilemiş durumda.


metin, ekran görüntüsü, öykü gelişim çizgisi; kumpas; grafiğini çıkarma, yazı tipi içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Tabii refahı ve buna bağlı olarak yaşam memnuniyetini etkileyen tek unsur gelir değil. Mesela 2025 Dünya Mutluluk Raporu tahminlerine göre “hayatınızda ne yapacağınızı seçme özgürlüğünüzden memnun musunuz, yoksa memnun değil misiniz?” sorusuna “evet” diyenlerin rapor ettiği mutluluk seviyesi daha yüksek[6]. Bu sonuç, refahı yalnızca gerçekleşmelerle değil, bireylerin sahip olduğu özgürlüklerle de tanımlayan Amartya Sen’in Yapabilirlikler Yaklaşımı ile de uyumlu. Tabii Sen’in (ve bu sorunun) kastettiği yalnızca politik özgürlükler ya da ataerkil ve geleneksel yapıların yarattığı kısıtlamalar değil; aynı zamanda sosyoekonomik koşulların sunduğu imkânlar.

Kurumsal yapının yaşam memnuniyeti üzerindeki etkilerine odaklanan çalışmalar da mevcut. Literatürde, demokrasinin mutluluğu olumlu etkilediğini gösteren bulgular[7] olduğu gibi, “yolsuzluk olduğu” algısının mutluluğu olumsuz etkilediğini ortaya koyan çalışmalar da var[8]. Helliwell ve ortak yazarlarının bir başka ampirik çalışması ise demokrasinin mutluluğu yalnızca kamunun belirli bir kalite düzeyinde hizmet sunduğu ülkelerde artırdığını, diğer ülkelerde ise anlamlı bir etkisi olmadığını buluyor[9].

Türkiye’de ise iktidarın otoriterleşmesinin belirginleştiği 2013 yılından itibaren mutluluk düzeyinde bir gerileme dikkat çekiyor. 2012-2015 döneminde mutlu/çok mutlu olduğunu beyan edenlerin oranında 4,4 puanlık bir düşüş var. 2016 ve 2017 yıllarında, askeri darbe girişimi ve OHAL dönemini kapsayan süreçte, mutluluk düzeyinde bir sıçrama görülüyor. Ancak bu artış, paradoksal biçimde, OHAL döneminde yaşanan yoğun tutuklamalar ve KHK uygulamalarının bireylerin anket yanıtlarını etkilemiş olabileceği ihtimaliyle de açıklanabilir. Sonuç olarak, Gezi, barış sürecinin sonlanması, IŞİD saldırıları, darbe girişimi ve OHAL’i kapsayan 2012-2018 döneminin sonunda mutlu/çok mutlu olduğunu beyan edenlerin oranında toplam 7,6 puanlık bir düşüş gerçekleşmiş.

Genel resme bakıldığında ise Dünya Bankası’nın Söz Hakkı ve Hesap Verebilirlik Endeksi ile mutluluk oranları arasında 2003-2024 dönemi için 0,70 gibi yüksek bir korelasyon mevcut (Grafik 3). Elbette bu sonuçları temkinli değerlendirmek gerekir; zira korelasyon tek başına nedensellik göstermiyor. Nitekim 2018 ve 2021 sonrası yüksek enflasyon dönemleri ve bu dönemlerde Grafik 1’de görüldüğü gibi ekonomik sıkıntılar, özellikle hayat pahalılığı da öne çıkıyor. Enflasyon, reel gelir artışının olduğu durumlarda dahi memnuniyetsizlik yaratıyor olabilir.

Grafik 3: Genel mutluluk düzeyi ve Türkiye’nin Söz Hakkı ve Hesap Verebilirlik Endeksi

Kaynak: Dünya Bankası World Governance Indicators ve TÜİK, Yaşam Memnuniyeti Araştırması (2003-2025)

Ayrıca enflasyon farklı toplumsal grupları farklı biçimlerde etkiliyor ve bazı kesimlerin gelirini gerçekten azaltıyor. Özellikle emekliler son dönemdeki yüksek enflasyondan oldukça olumsuz etkilendi. Ayrıca her hanenin maruz kaldığı enflasyon oranı da farklı. Daha düşük gelirli kesimler özellikle gıda enflasyonundan daha fazla etkileniyor ve bu durum milli gelir deflatörü ya da ortalama tüketici enflasyonu kullanılarak hesaplanan reel gelir göstergelerine tam olarak yansımıyor. Dolayısıyla Türkiye’de yaşam memnuniyetindeki düşüşün nedenleri daha kapsamlı ve ayrıntılı bir analiz gerektiriyor.

Son olarak TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırması’nın sonuçlarına göre ülkenin en önemli sorunu olarak “adalet ve hukuk sistemi”ni görenlerin oranı 2016’dan itibaren düzenli olarak artmış (Grafik 4). Ancak artıştaki esas zıplama CHP’li belediyelere yapılan operasyonların gerçekleştiği 2024 yılında. Adalet ve hukuk sistemini en önemli sorun olarak görenlerin oranı 2023’te %5,5 iken, 2024’te %8,2’ye, 2025’te ise %9,1’e çıkmış. Operasyonlar en azından belli bir kesimde adalet ve hukuk sistemine dair ciddi bir kaygı yaratmış. Adalet ve hukuk sistemi ilk kez bu kadar önceliklendirilen bir mesele olarak bu kadar öne çıkmış.

metin, ekran görüntüsü, yazı tipi, öykü gelişim çizgisi; kumpas; grafiğini çıkarma içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Özetle, TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırmaları ekonomik büyümeye rağmen mutluluk oranlarının gerilediğini gösteriyor. Vatandaşın uzun süredir en önemli kaygısı hayat pahalılığı. Ekonomik sıkıntılar devam ederken, son yıllarda adalet ve hukuk sistemine dair kaygılar da belirgin biçimde artmış durumda. Sonuç olarak, veriler Türkiye’de refah tartışmasının sadece büyüme rakamlarıyla değil, daha bütüncül bir perspektifle ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Notlar

  1. Akçay, Ü. (2024). Krizin Gölgesinde En Uzun Beş Yıl (2018-2023): Türkiye’de Kriz, Siyaset ve Sermaye. Doğan Kitap.

  2. TÜİK, Yaşam Memnuniyeti Araştırmaları’nın anketlerini Kasım aylarında yapıyor.

  3. Easterlin, R. A. (1974). Does Economic Growth Improve the Human Lot ? Some Empirical Evidence. n: David,P. A., & Melvin, W. R. (Eds.), Nations and households in economic growth, 98–125. Palo Alto, CA: Stanford University Press.

    Easterlin, R. A. (1995). Will raising the incomes of all increase the happiness of all?. Journal of Economic Behavior & Organization, 27(1), 35-47.

  4. Daha önce Türkiye için Kâzım Anıl Eren ve Ahmet Atıl Aşıcı (2017), 2004-2013 dönemi Türkiye Yaşam Memnuniyeti Araştırmalarında mutlu oranının artmadığını, ancak göreli olarak daha yüksek gelirlilerin daha mutlu olduklarını göstermişti:
    Eren, K. A., & Aşıcı, A. A. (2017). The determinants of happiness in Turkey: Evidence from city-level data. Journal of Happiness Studies18(3), 647-669.

  5. Stevenson, B., & Wolfers, J. (2008) Economic Growth and Subjective Well-Being: Reassessing the Easterlin Paradox. Brookings Papers on Economic Activity, Spring 2008, 1-87

    Helliwell, J. F., Layard, R., Sachs, J. D.,De Neve, J.-E., Aknin, L. B., & Wang, S. (Eds.). (2025). World Happiness Report 2025.University of Oxford: Wellbeing Research Centre.

  6. Helliwell, J. F., Layard, R., Sachs, J. D.,De Neve, J.-E., Aknin, L. B., & Wang, S. (Eds.). (2025).

  7. Paleologou, S. M. (2022). Happiness, democracy and socio-economic conditions: Evidence from a difference GMM estimator. Journal of Behavioral and Experimental Economics, 101, 101945.

  8. Helliwell, J. F., Layard, R., Sachs, J. D.,De Neve, J.-E., Aknin, L. B., & Wang, S. (Eds.). (2025).

  9. Helliwell, J. F., Huang, H., Grover, S., & Wang, S. (2018). Empirical linkages between good governance and national well-being. Journal of Comparative Economics, 46(4), 1332-1346.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Cem Oyvat (2026). Türkiye’nin Yaşam Memnuniyeti Verileri Ne Diyor?. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19050244
  • Cem Oyvat, Greenwich Üniversitesi Muhasebe, Finans ve Ekonomi Okulu ile Politik İktisat, Yönetişim, Finans ve Hesap Verebilirlik Merkezi’nde (PEGFA) Ekonomi alanında Doçenttir. Doktora derecesini Massachusetts Üniversitesi – Amherst’ten Ekonomi alanında almıştır. Araştırma ilgi alanları politik iktisat, iktisadi kalkınma, gelir dağılımı, tarımsal yapılar ve toprak eşitsizliği, kentleşme, kayıt dışı sektör, toplumsal cinsiyet ekonomisi, bakım ekonomisi, ücret-çekişli büyüme, çatışma ekonomisini kapsamaktadır. World Development, Cambridge Journal of Economics, Feminist Economics, Public Choice, Electoral Studies, Metroeconomica, Structural Change and Economic Dynamics gibi dergilerde makaleleri yayımlanmıştır.

    Diğer Yazıları