Takip et

Sınırda Karbon mu Var?

YazarEbru Voyvoda

22 Şubat, 2026 ,

Bu yazı, SKDM’nin AB’nin iklim politikasının maliyetini nasıl büyük ölçüde tedarikçilerine ve özellikle küresel Güney’deki ihracatçı ülkelere yansıtan, asimetrik etkileri güçlü bir düzenleme olduğunu tartışıyor.

Ocak 2026 itibariyle yıllardır İskenderun’da orta ölçekli bir çelik üreticisi olarak faaliyet gösteren XYZ şirketi “iyi” bir noktada olduğunu düşünebilirdi: düşük talep, yüksek enerji fiyatları ve yüksek faiz dönemlerini atlatmış, Avrupa Birliği’ndeki (AB) alıcıları ile orta-uzun dönem alım anlaşmalarını yenilemiş ve hatta uzun zamandır planlanıp bir türlü hayata geçirilemeyen yüksek fırın modernizasyonu da tamamlamıştı… Ancak AB’deki çelik alıcısı firma temsilcisi başka bir telden çalıyordu: “AB’nin 2023-25 dönemi geçiş sürecinin tamamlanmasının ardından 1 Ocak 2026’dan itibaren “kesin” dönemi başlayan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM – Carbon Border Adjustment Mechanism, CBAM) kuralları uyarınca artık AB-dışı ülkelerden ithal ettiğimiz çeliğin içindeki gömülü (üretim sürecinde ortaya çıkan) karbon emisyonları için bildirim yapmak ve bu emisyonlar için SKDM sertifikası almak zorundayız. Bu nedenle maliyetlerimiz ciddi ölçüde artacak…”

1 Ocak 2026’da yürürlüğe giren uygulama ile hukuken SKDM için otorizasyon işlemlerini tamamlama, sertifika satın alma ve gömülü emisyonları beyan etme yükümlülükleri AB ithalatçı firmasında olsa da, pratikte bu maliyetlerin (önemli bir kısmının) daha düşük fiyat, daha “temiz” üreticiyi tercih etme gibi baskı yöntemleri ile İskenderun’daki çelik üreticisi şirkete yansıyacağını düşünebiliriz. Böylece İskenderun’daki çelik üreticisi, tartışma-tasarım süreçlerine katılmadığı, ancak doğrudan etkilendiği bir politikanın içinde buluyor kendini. Acaba bu koşullar altında, SKDM-sonrası dönemde AB pazarında kalmaya devam edebilecek mi?[1] Tüm bunların ötesinde AB neden “Sınırda Karbon Düzenlemesi” olarak adlandırılan bu uygulamayı hayata geçirme kararı aldı?

2021 yılında AB Komisyonu tarafında hazırlanan öneri ile başlayan tartışma ve tasarım süreci, Mayıs 2023’de SKDM’nin resmi olarak kabul edilmesi ve Ekim 2023-Ocak 2026 döneminin “geçiş dönemi” olarak belirlenmesi ile nihai halini aldı. Uygulamada ürün bazında oldukça detaylı süreçler içerse de bu aşamada detayları bir kenara bırakıp SKDM uygulamasının nedenlerini anlamaya çalışmak bizim için önemli.[2] Kısaca seçilmiş ürünler için (çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik, hidrojen) AB’deki ithalatçı firmaların, bu ürünlerin gömülü emisyonlarının raporlanmasını ve bu emisyonların karşılığında SKDM sertifikası almasını içeren bir uygulama SKDM. Bu uygulamada SKDM sertifikasının fiyatı da AB’deki Emisyon Ticaret Sistemi’ndeki (ETS) karbon fiyatına bağlı. AB Yeşil Mutabakatı’nın[3] en önemi bileşenlerinden bir olarak kabul edilen SKDM’nin gerekçelerini şu şekilde listeleyebiliriz:

  • Karbon kaçağının önlenmesi: SKDM altında bir başka ülkede üretilen ürünler de gömülü emisyonları dolayısı ile ekstra maliyete tabi tutulacakları için karbon kaçağının önlenmesi ilk hedef. Yani AB’nin iklim/çevre ile ilgili politikalarını (özellikle konumu itibariyle AB ETS altında belirlenen karbon fiyatı) maliyetli bulan AB firmalarının üretimlerini çevre/iklim düzenlemelerinin daha zayıf olduğu ülkelere taşımasının önüne geçilmesi.
  • Haksız ithalat rekabetinin ortadan kaldırılması: Bağlantılı olarak karbon emisyonları konusunda farklı düzeylerde caydırıcı politikalar uygulayan (ya da hiçbir caydırıcı politika uygulamayan) ülkeler ile AB arasındaki “haksız rekabeti” önlemek de SKDM uygulamasının önemli hedefleri arasında.
  • Fosil yakıt desteklerinin küresel düzeyde azaltılması: Özellikle kömüre yüksek sübvansiyon veren ve AB’ye ihracat yapan ülkelerde bu desteklerin caydırılması söz konusu olabilir.
  • İklim politikalarında küresel liderlik: Kuşkusuz uzun süredir küresel düzeyde iklim politikaları/iklim eylemi konusunda lider bölge olarak konumlanan AB için piyasa (pazar) gücünü bu doğrultuda bir kaldıraç olarak kullanma hedefi de SKDM’nin gerekçeleri arasında sayılabilir.

Bu gerekçelerin, SKDM’nin, deyim yerindeyse “oyun alanını hakkaniyetli hale getirmesi”, yani bir yandan “ciddi” iklim politikaları ile kendi üreticilerine ekstra maliyet yaratan AB ile bu konuda çok da “hevesli” olmayan ülkeler arasında oluşabilecek haksız ticaret rekabetini önlemesi, diğer yandan da AB-dışındaki ülkelerin de iklim politikaları konusunda daha “istekli” olması yönünde bir baskı aracı olarak işlev görmesi için ortaya konan ve tartışılan gerekçeler olduğunu bir kez daha vurgulayalım.

Bununla birlikte tüm bu argümanlar “küresel iklim hedefi” ve “küresel iklim eylemi” çerçevesinde tasarlanmış olsa da, SKDM’nin tasarım ve müzakere sürecinde, son döneme kadar, gerek akademik gerekse politika tartışmaları ağırlıkla AB-içi etkiler (AB fiyatları, AB tüketici refahı, AB sanayisinin rekabet gücü vs.) üzerinde yoğunlaştı tespitini yapmam mümkün.[4] Buna karşılık, AB ile ticaret yoğunluğu, bu ilişki dolayısı ile ekonomik olarak AB’ye bağımlılık düzeyi ve kalkınma gereksinimleri birbirinden çok farklı olan üçüncü ülkelerin maruz kalacağı asimetrik yükler ve özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ortaya çıkabilecek sosyo-ekonomik sonuçlar, ancak son dönemde ve (AB açısından) ikincil başlıklar olarak tartışılmaya başlandı. Bu dışsal etkilerin sistemli bir biçimde analiz edilmesi ve üçüncü ülkelerin sürece dahil edilmesi söz konusu olmadığı gibi bu ülkeler çoğu kez “tepki veren”, AB’nin SKDM politikasına “uyum sağlayan” ya da SKDM politikasının sonuçlarını ile yüzleşen aktörler olarak kaldı/kalıyor.

Jean Mercenier (emek. Université Panthéon-Assas & CIRED) ve Erinç Yeldan (Kadir Has Üniversitesi) ile birlikte yakın zamanda gerçekleştirdiğimiz bir çalışmada SKDM’nin AB ile ticaret ortağı olan ülke/ülke gruplarındaki asimetrik etkilerini ele aldık.[5] Bu çalışmada gerçekleştirdiğimiz analizlerden derlediğimiz Tablo 1, 2030 yılı itibariyle AB ETS içinde kapsanan farklı sektörler için AB’nin ETS – karbon fiyatlama politikası altında (2023 düzeyine görece) ne kadarlık bir emisyon azaltımı gerçekleştirebileceğini ve buna karşılık AB ticaret ortaklarından hangi ülke/bölgede ne kadarlık bir karbon kaçağı oluşabileceğini gösteriyor. Tabloya göre, AB ekonomisi 2030 yılında 2023’e görece bu sektörlerde toplam %41.8 oranında bir azaltım gerçekleştirebilir. Bu azaltım, AB’de 2005’de uygulamaya konan ve giderek daha güçlü hale gelen iklim hedefleri ile birlikte sıfır (0) düzeylerinden artarak bugün (Şubat 2026) 72 EUR/ ton CO2 eq düzeyine ulaşan karbon fiyatı (ETS) ve diğer iklim politikalarının sonucunda oluşması beklenen azaltım. AB’de uygulanan bu iklim politikalarının sonucunda oluşabilecek karbon kaçağı riski ise bu azaltımın yaklaşık üçte biri (%29) oranında. Ancak tablodan da izlenebileceği gibi bu kaçak riskinin yarısından fazlasından, diğer gelişmiş ülkeler (ABD, Japonya, Avustralya, Kanada – %9.30) ve Çin (%5.97) sorumlu. Yaklaşık 100 kadar ülkeyi temsil eden diğer gelişmekte olan ülkeler grubunun karbon kaçağı riskindeki olası sorumluluğu ise toplam kaçak riskinin %25’i civarında.

Bu çalışma, benzer sonuçlara ulaşan çalışmalara paralel olarak, karbon kaçağından gerek tarihsel olarak sorumlu olan gerekse gelecekte en çok sorumlu olması beklenen ülkeler ile SKDM kapsamında, iklim politikasının yükünü fiilen çekecek olan küresel Güney arasında bir asimetri olduğunu vurguluyor. Bu asimetrik düzen, bir yandan yüksek gelirli ekonomilerin geçmiş emisyonlarından doğan sorumluluklarıyla çelişirken, diğer yandan da bu ülkelerde sanayisizleşme, istihdam kaybı ve kalkınma için ihtiyaç duyulan ihracat gelirlerinin zayıflaması gibi zincirleme sosyal‑ekonomik etkileri de tetikleme riski içeriyor. İklim krizi gibi aslında en çok ortak kurallara ve çok taraflı iş birliğine ihtiyaç duyulan bir problem karşısında, SKDM gibi tek taraflı politikalar, “ben kural koydum, siz uyun” anlayışını güçlendiriyor.

Tablo 1. AB ETS Altında Karbon Kaçağı Riski

2030
AB’de 2023’e görece azaltım (%) Karbon Kaçağı: AB Azaltımına Göre (%)
Türkiye Çin Rusya G. Kore Hindistan Diğer Gelişmiş Diğer GOÜ
ETS Sektörü
Metalik olmayan mineral ürünleri (nmm) -10.58 2.982 43.764 3.173 2.161 14.113 13.697 31.423
Demir-Çelik (irst) -10.95 1.176 34.308 4.405 2.655 37.355 9.472 26.812
Diğer metaller (meta) -17.26 0.212 6.734 0.159 -0.055 6.612 3.685 7.420
Alüminyum (nfm) -9.48 0.785 28.790 0.023 0.109 8.589 20.613 44.044
Kimyasal ürünler (chem) -6.16 0.975 46.041 4.655 1.269 6.816 19.189 19.836
Rafine petrol ürünleri (roil) -9.29 0.427 8.364 3.579 0.653 0.611 9.160 19.252
Kağıt ve kağıt ürünleri (ppp) -25.48 0.191 4.409 0.136 0.046 1.237 7.229 4.908
Elektrik -53.05 0.385 4.697 3.115 0.693 1.425 9.171 6.998
Toplam -41.81 0.43 5.97 3.11 0.73 2.01 9.30 7.91 29%

Notlar

  1. Bu noktada diyebilirsiniz ki “eee o zaman AB de Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) kendisine getirdiği (kota-üstü) %25 oranındaki çelik (ithalat) vergisini hak ediyor! Bu kanıya varmadan önce okumaya devam edelim.

  2. 1 Ocak 2026 itibariyle ürün bazındaki uygulamaların detaylarına AB Komisyonu’nun ilgili sayfasından ulaşılabilir: https://taxation-customs.ec.europa.eu/carbon-border-adjustment-mechanism/cbam-legislation-and-guidance_en

  3. https://commission.europa.eu/strategy-and-policy/priorities-2019-2024/european-green-deal_en

  4. Genel bir değerlendirme için bakınız: Böhringer, C., C. Fischer, K. E. Rosenfahl & T. Rutherford (2022) “Potential Impacts and Challenges of Border Carbon Adjustments” Nature Climate Change 12 (Jan): 22-29.

  5. Mercenier, J., E. Voyvoda & E. Yeldan (2026) “On the Dynamic Effects of the EU Carbon Border Adjustment Mechanism and Potential Global Responses: An Intertemporal General Equilibrium Exploration”, teksir.

  • Ebru Voyvoda, yüksek lisans ve doktora derecelerini Ankara’daki İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden almıştır. 2003–2004 yıllarında Utah Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde doktora sonrası araştırmacı olarak görev yapmıştır. Eylül 2004’ten bu yana Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. 2011–2012 yıllarında Mannheim’daki Avrupa Ekonomik Araştırmalar Merkezi’nde (ZEW) misafir araştırmacı olarak bulunmuş; burada demografik dinamiklerin tüketim kalıpları üzerindeki etkileri ile çevre politikalarının farklı kuşaklar arasındaki maliyet paylaşımını modelleyen bir proje yürütmüştür. 2015–2016 döneminde UNCTAD Küreselleşme ve Kalkınma Stratejileri Bölümü ile bağlantılı olarak, gelişmekte olan ekonomilerde sanayileşme ve yapısal dönüşüm üzerine çalışmıştır. Prof. Voyvoda, 2023–2024 döneminde Mercator-IPC Fellow olarak seçilmiş ve bu kapsamda Türkiye’de karbon fiyatlandırma politikalarının bölüşüme etkilerini inceleyen bir proje yürütmüştür. Bu bursiyerlik süresince ayrıca Ruhr Üniversitesi Bochum’da Çevre/Kaynak Ekonomisi ve Sürdürülebilirlik Kürsüsü’nde misafir araştırmacı olarak bulunmuştur. Ebru Voyvoda, 2004–2005 yıllarında Türkiye’nin BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamındaki Birinci Ulusal Bildirimi için hazırlanan arka plan raporunu hazırlayan ekipte yer almıştır. O tarihten bu yana, gelişmekte olan ülkeler bağlamında alternatif çevre ve iklim politikalarının dinamik ekonomik değerlendirilmesine odaklanan çok sayıda ulusal ve uluslararası projede araştırmacı olarak aktif biçimde görev almıştır. Araştırma alanları; politika analizi için uygulamalı modelleme, enerji-çevre-iktisat modelleri ve iktisat politikasına ilişkin güncel konuları kapsamaktadır.

    Diğer Yazıları