Takip et

Güç: Ontolojik Yaklaşımlar (I)

YazarCeren Soylu

19 Mart, 2026
DOI:10.5281/zenodo.19099309 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

‘Güç’ kelimesini sıklıkla duyarız ama aslında farklı kullanımları nadiren benzer anlamdadır. Peki gücü nasıl düşünmeliyiz?

Ekonomik sistem bir güç sistemi olarak mı analiz edilmeli; işsizlik, bölüşüm eşitsizlikleri, büyüme ve kalkınma gibi olgular güç yapıları çerçevesinde mi açıklanmalı; gücün ekonomik sistemin evriminde bir rolü var mı; gücün evrimi nasıl analiz edilebilir gibi sorular farklı derecelerde de olsa sosyal bilimleri meşgul etmiştir. İlintili teorilerde cevapların ortaklığı beklenen bir sonuç değil elbette. Bu noktada, bir önceki yazıma referansla, ‘güç’ ifadesinin farklı yorumlarına bağlı olarak sorular arasındaki olası farklılıklara dikkat çekmek gerek.[1] Gücün kavramsallaştırılması özelinde bu farkı teorilerin iki ontolojik kutup arasında konumlanmasıyla düşünebiliriz.

İktisat ve diğer sosyal bilimlerdeki baskın anlayışlar, ya yapının (structure) ya da failliğin[2] (agencyepifenomenal (ikincil/türevsel bir olgu) kılındığı iki uç kutuptan birine yönelme eğilimindedir. Bireycilikte (individualism), sosyal yapı yalnızca insan failliğinin bir yaratımı olarak görülür. Bu tür bir metodolojik bireycilik, yapıyı verili kabul eder ve etkileşimi yapıdan soyutlanmış olarak inceler. Belirlenimcilikte (determinism), insan failliği tamamen dışsal ve zorlayıcı bir yapı tarafından belirlenmiş kabul edilir. Her iki yaklaşım da faillik ve yapı arasındaki dinamik etkileşimi göz ardı etmektedir.

Güç, bireysel düzeyde kavramsallaştırıldığında, iki aktör (ör. bireyler, gruplar, devletler) arasındaki gözlemlenebilir bir etkileşim özelliği olarak teorize edilir. Dahl (1957, ss. 202-3) bunu ‘A’nın B üzerinde güce sahip olması, B’nin aksi hâlde yapmayacağı bir şeyi A’nın B’ye yaptırabilmesi ölçüsündedir’ şeklinde ifade ederken; Weber (1954, s. 323) gücü, ‘iradesini başkalarının davranışları üzerinde dayatma olasılığı’ olarak tanımlamaktadır. Dolayısıyla analiz bireysel düzeyle sınırlı kalmakta ve yapı veri olarak kabul edilmektedir. İktisat alanında anaakım yaklaşım da benzer metodolojik ve ontolojik tutumu izlemektedir. Bu metodoloji, yalıtılmış ve atomistik bireylere odaklanmakta ve mübadeleyi tek ‘toplumsal’ etkileşim olarak kabul ederek güç tartışmasını bireysel düzeyle sınırlı tutmaktadır. Temel varsayım, her iki tarafın da gönüllü olarak mübadeleye katılması durumunda herhangi bir güç kullanımının söz konusu olmadığıdır. Güç bu çerçevede üç farklı anlama gelmektedir: bir yeti (satın alma gücü, piyasa gücü, pazarlık gücü gibi); zorlama amacı gütmeyen bireysel davranışın bir yan ürünü—bu yan ürünün ortaya çıkıp çıkmayacağı piyasa yapısına ya da enformasyon asimetrisi gibi belirli piyasa olgularının durumuna bağlıdır (tekel gücü gibi); ve ticarete konu olan sanal bir meta (örneğin emek piyasasında ücret karşılığında otoriteye tabi olmayı kabul etmek gibi).[3] Anaakım yaklaşımda belirleyici olan nokta, bu her üç durumun da birer mübadele örneği olarak değerlendirilmesidir. Herkes mübadeleye katılmakta ya da katılmamakta özgür olduğundan, mübadelenin gerçekleştiği durumlarda her iki tarafın da en azından önceki durumuna kıyasla daha iyi bir konumda olduğu varsayılmaktadır. Sonuçta kimse tekel konumundaki bir firma ile ticaret yapmaya zorlanmamaktadır. Dolayısıyla hem güç kullanma hem de güce tabi olma kararları, olağan maliyet-fayda analizinin sonucu olarak verilen rasyonel kararlardır.

Nitekim bu yaklaşım, Bardhan (2005) ve Barry’nin (1989) de aralarında bulunduğu iktisatçılarca dile getirilen şu iddiaya karşı sessiz kalmaktadır: güçten elde edilen kazanımlar kavramsal olarak ticaretten elde edilen kazanımlardan farklıdır; zira B’nin önceki durumuna kıyasla gerçekte daha iyi bir konumda olduğu hâllerde bile A, B üzerinde güç kullanabilmektedir—bu durumda A’nın gücü, B’nin uyum sağlamasını temin edebilme kapasitesinde yatmaktadır.

Öte yandan yapısal, determinist kavramsallaştırmada güç, yapı tarafından belirlenen bir olgu olarak ele alınmaktadır. (Geleneksel) Marksist ekol, sistematik bir güç anlayışıyla buna bir örnek oluşturmaktadır. Güç üretim araçlarının mülkiyetiyle ilişkilendirilir ve bu mülkiyetin tarihsel süreç içinde belirlendiği savunulur. Ancak, güç yalnızca üretim araçlarının mülkiyetinden değil, aynı zamanda kapitalist birikim sürecinden de kaynaklanmaktadır.

Bireysel ya da yapısal düzeydeki kavramsallaştırmalar, güç sisteminin dinamiklerini kapsamlı biçimde açıklamaktan uzak kalmaktadır. Bu doğrultuda gücün analizinin, ikisinin iç içe geçmiş niteliğini tanıyarak hem bireysel hem de yapısal düzeyde yürütülmesi gerektiğini savunuyorum. Bu bağlamda tam anlamıyla geliştirilmiş bir kuram olmamakla birlikte, Bachrach ve Baratz’ın (1962) politika çatışmalarının kapsamını kısıtlamak yoluyla güç kullanımına odaklanması; Lukes’un (1974) A’nın B’nin isteklerini etkileyebildiği ‘radikal’ güç anlayışı ve ekonomi alanında Kurumsal iktisat yaklaşımının sunduğu güç kavramsallaştırması, böyle bir analize doğru atılmış önemli adımlardır.[4]

Hem bireysel hem de yapısal düzeyi göz önünde bulunduran Kurumsal iktisat yaklaşımı, gücün ekonomik, toplumsal ve kültürel evrimi biçimlendirmedeki rolünü kabul etmektedir. Daha somut bir ifadeyle bu yaklaşım, gücün dört temel rolünü tanımlamaktadır. Birinci olarak güç ilişkileri, mevcut hakların (mülkiyet haklarıyla sınırlı olmaksızın) savunulmasını ve yeni hakların yaratılıp kazanılmasını mümkün kılmaktadır. İkinci olarak bu ilişkiler, kimlerin haklarının geçerli sayılacağını ya da görmezden gelineceğini ve kimlerin sesinin duyulacağını ya da duyulmayacağını belirlemektedir. Üçüncü olarak güç, kültürün dönüşümü üzerinde hangi rollerin daha etkili olacağını belirlemede önem taşımaktadır. Son olarak güç yapıları, kaynak dağılımının nihai belirleyicileri konumundadır (Dugger ve Sherman, 1994). Kurumsal iktisat yaklaşımı, kurumların toplumsal gruplar ve sınıflar arasındaki güç ilişkilerini biçimlendirmedeki belirleyici rolünü de vurgulamaktadır. Piyasalar güç yapılarını hayata geçirmektedir. Piyasa düzeni yalnızca bir güç yapısı içinde sağlanabilir ve piyasa çözümleri güç yapısına özgüdür (Samuels, 1973). Devlet aygıtı ise mevcut sistemin hukuki temellerini ve kurumsal uyarlamalar ile sistemsel evrime yönelik yasal mekanizmaları sağlamakta, dolayısıyla güç eşitsizliklerinin yaratıcısı ve mevcutların güvencesi olarak önemli bir rol üstlenmektedir.

Kurumsal iktisadın güç anlayışı bireyci ya da determinist kavramsallaştırmaların ötesine geçmekte ve güç kullanımının piyasa mübadelesinin yüzeysel olgularında değil, ekonomik sistemin bütünsel işleyişinde aranması gerekebileceğine işaret etmektedir. Bu nedenle bireyler, kurumlar ve kültür arasındaki karmaşık etkileşimin önemi vurgulanmaktadır. Ancak Kurumsal iktisadın güç anlayışı, Lukes’un dile getirdiği sorundan kaçınamamaktadır:

[T]oplumsal nedensellik ne zaman bir güç kullanımı olarak nitelendirilebilir? Ya da daha kesin bir ifadeyle, bir yanda yapısal belirlenim, öte yanda güç kullanımı arasındaki sınır nasıl ve nerede çizilecektir? (1974, s. 52)

Burada not etmek gerekir ki Lukes’un ortaya koyduğu sorun, ‘yapısal belirlenim’ (structural determination) ile ‘güç kullanımı’ arasındaki bağımsızlığı varsaymaktadır. Oysa böyle bir ayrımın yapılması mümkün değildir; yapı bizzat güç aracılığıyla yeniden üretilmekte ve dönüştürülmekte, güç ise eyleyiciler (agents) tarafından yapı aracılığıyla yeniden üretilmekte, dönüştürülmekte ve kullanılmaktadır.[5]

Bu yazı serisinde sunacağım güç sistemi çerçevesinde benimseyeceğim faillik-yapı (agency-structure) ilişkisi anlayışı, başta Roy Bhaskar ve Tony Lawson olmak üzere çeşitli düşünürlerle özdeşleşen Eleştirel Gerçekçiliğe dayanmaktadır. Eleştirel Gerçekçilik, faillik ile yapının birbirine bağımlı olduğunu, bununla birlikte her ikisinin de birbirine indirgenemez nitelikte kaldığını savunmaktadır.[6] Bir sonraki yazıda ele alacağımız faillik-yapı ilişkisi sorunu, geliştirilecek çerçevenin başlangıç noktasını oluşturacaktır.

* Bu yazı serisi doktora tezimde ve sonrasındaki çalışmalarımda geliştirdiğim çerçeveye dayanmaktadır.

Kaynakça

Bachrach, P., & Baratz, M. S. (1962). Two Faces of Power. The American Political Science Review , 56 (4), 947-52.

Bardhan, P. (2005). Scarcity, Conflicts, and Cooperation: Essays in the Political and Institutional Economics of Development. Cambridge, Massachusetts: The MIT Press.

Barry, B. (1989). Democracy, Power and Justice: Essays in Political Theory. Oxford: Clarendon Press.

Bartlett, R. (1989). Economics and power : an inquiry into human relations and markets. Cambridge: Cambridge University Press.

Coase, R. H. (1991). The Institutional Structure of Production. Prize Lecture. NobelPrize.org.

Dugger, W. M., & Sherman, H. J. (1994). Comparison of Marxism and Institutionalism. Journal of Economic Issues , 28 (1), 101-27.

Hodgson, G. M. (2001). How Economics Forgot History: The Problem of Historical Specificity in Social Science. London and New York: Routledge.

Lukes, S. (1974). Power:A Radical View. Macmillan.

Samuels, W. J. (1973). Adam Smith and the Economy as a System of Power. Review of Social Economy, 31 (2), 123-37.

Soylu, C. (2010). Contested Commons: Power Relations and Collective Action at The Uluabat Lake, Turkey. Ph.D. Dissertation, Universita degli Studi di Siena, Department of Economics.

Veblen, T. (1899). The Theory of the Leisure Class: An Economic Study in the Evolution of Institutions. Macmillan.

Notlar

  1. ‘Sorular ve Cevaplar Üzerine’ https://katmanportal.com/sorular-ve-cevaplar-uzerine/

  2. İngilizce’deki ‘agency’ kavramı Türkçe’de bazı kaynaklarda ‘faillik’ bazılarında ise ‘eylem’ olarak çevirilmiş. Anlam nüanslarını kabul etmekle beraber, yazıda tutarlılık adına ‘faillik’ çevirisini kullandım.

  3. Aynı argüman anaakım yaklaşıma göre bir güç örneği olarak değerlendirilmeyen dışsallık (externality) durumu için de geçerlidir. Mülkiyet hakları için bir piyasa oluşturulduğunda dışsallıkların giderileceği öne sürülmektedir (Coase teoremi). Fakat Ronald Coase 1991’de Nobel Ödülü konuşmasında teoreminin ana varsayımlarından biri olan işlem maliyetlerinin sıfır olması durumunun gerçek dünyada sağlanamayacağını belirtmiştir. Kaldı ki, asıl soru, negative bir dışsallığa maruz kalan tarafı bu piyasaya katılmak durumunda bırakmanın güç kullanımı olup olmadığıdır. Lakin bu durumu, bir önceki yazımda da tartıştığım, Bartlett’in ‘olay gücü’nün (event power) bir örneği olarak okuyabiliriz.

  4. Elbette burada amacım referansların tam bir listesini sunarak tam kapsamlı bir literatür taraması sunmak değil. Okurların eklemek istedikleri referanslar, tartışmalar olursa yorumlar aracılığıyla iletmelerini temenni ederim.

  5. Veblen’in de bireyin ve toplumsal yapının birbirini belirlemek yerine eş evrim içinde olduğunu savunduğu ve böylece hem bireycilik hem de determinizm indirgemeciliğine karşı çıktığı kabul edilmelidir (Veblen 1899; Hodgson 2001).

  6. Aylin Topal’ın ‘Katmanlar Arasılık ve Gerçekçi-İlişkisel İncelemeler’ yazısı da Eleştirel Gerçeklik ontolojisine bir giriş sunmaktadır. https://katmanportal.com/katmanlar-arasilik-ve-gercekci-iliskisel-incelemeler/

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Ceren Soylu (2026). Güç: Ontolojik Yaklaşımlar (I). Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19099309
  • Lisans derecesini (2004) Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde, doktorasını (2010) Universita Degli Studi di Siena’da Politik İktisat alanında tamamlamıştır. University of Cambridge, University of Indiana ve Santa Fe Institute’te akademik araştırmalarda bulunmuştur. 2011-2025 yılları arasında University of Massachusetts Amherst  Ekonomi bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. Halen Fenerbahçe Üniversitesi Ekonomi ve Finans bölümünde öğretim üyesidir.  Araştırma alanları mikroekonomi, oyun teorisi, politik ekoloji, güç ilişkilerinin politik iktisadı ve kolektif hareketleri kapsamaktadır.

    Diğer Yazıları