Takip et

Girişimci (!) Üniversite ve Toplum

YazarErkan Erdil

11 Mayıs, 2026 ,
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.20098260 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Üniversitelerin asli görevi toplumsal refahı artıran kamusal yapılar olmaları gerekliliğidir.

Girişimci üniversite kavramını klasik iktisatçılardan Richard Cantillon’un “risk alan iktisadi aktör” kavramı ile ilişkilendirerek tartışmaya başlamak mümkündür. Risk alan iktisadi aktör, en ilkel anlamıyla bir girişimci olarak değerlendirilebilir (Murphy, 1986). Cantillon’a göre girişimciler üretim ve değişim için gerekli aktörlerdir. Bu bağlamda Cantillon’un girişimcilerin faaliyetlerini önemseyen ilk iktisatçı olduğu ve yazına en temel katkısının finansal girişimcilik alanında yaptığı çalışmalar olduğu söylenebilir. Şöyle ki, finansal varlıkları piyasa fiyatından satın alıp, bunların belirsiz gelecek fiyatlarını öngören ve bunun üzerinden bir fiyatlama yapan finansal girişimci olabilmek için uzmanlık ve yetenek gerekmektedir. Aslında, bu yetenek ve uzmanlık gereksinimi, tam da bilgi tabanlı yatırımlara ve teknolojik yatırımlara kaynaklık edebilecek bir uzgörü sorunsalıdır. Öte yandan, Schumpeter (1934) ise girişimci kârını basitçe maliyetin üzerindeki artık olarak tanımlamıştır; ancak bu kâr, risk ve belirsizlik için de bir prim içermektedir. Aslında bu prim, girişimci için, bilişsel sermayenin maliyeti ve/veya özgünlüğün ve yaratıcılığın risk primi olarak da ifade edilebilir. Schumpeter’in bu çalışmasını müteakip, 1980 ve 1990’lara kadar literatürde girişimcilik üzerine çok fazla tartışmaya rastlanmamaktadır. Ancak, girişimcilik kavramı ontolojik inşası üzerinden fazlaca felsefi bir kavram olmakla eleştirilmiştir (Casson, 2015). Öte yandan, girişimciliğin inovatif faaliyetlerle ilişkisi de ilk kez Schumpeter (1934) tarafından kurgulanmıştır. Schumpeter’e göre girişimciler inovatif faaliyetler için uygun olan kafa yapısına sahiptirler. Schumpeter’in vurgusu daha çok radikal inovasyonlar üzerine olsa da, aslında girişimcilerin gerçek başarısı, uzgörülü iş planlarını tamamlayıcı birtakım kişisel yetenekler ile birleştirerek, artımsal inovasyon faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinde yatmaktadır. Bu bağlamda, girişimcinin asıl katkısı, inovatif ürünün seri üretiminden ziyade inovasyon kararını almaktır. Girişimciliğin bu yönü, özgünlük ve yaratıcılık kavramları ile yakından ilintilidir. Sonuç olarak, girişimcilik kavramı, birtakım kişisel özelliklerin de gömülü olduğu bir olguyu tarif etmektedir.

Bu özelliklerinin ötesinde, yerelleşmiş süreçlere bağımlı olan girişimciliğin mekânsal bağlamı da ilginç bir yaklaşımdır (Stam, 2006). Pek çok çalışmada uygulamalı kanıtlarla desteklendiği üzere, çoğu modern girişimci işlerine yaşadıkları bölgede ve hatta evlerinde başlamaktadır (Stam, 2006). Bu bulgu, girişimcilerin genelde üniversiteler tarafından temsil edilen yerel bilgi tabanına olan bağımlılıklarını da vurgulamaktadır. Ayrıca, Cooper’a (1985) göre, çoğu sektörde gözlemlenen girişimcilerin mekânsal değişime genelde mesafeli olmalarıdır. Mekânsal tercihleri etkileyen en önemli unsurlardan biri komşuluk ilişkisi içerisinde yer alan yerel firmaların bilgiyi yayma faaliyetleridir. Ayrıca, yakın ilişki içerisinde olan firmaların, komşuluk–ağ ilişkisi içerisinde olan firmalardan daha etkin bilgi yaydıkları literatürde birçok çalışmada konu edilmiştir. Storey (1994) farklı mekânların gerek küçük işyerleri için gerekse ekosistem için farklı çıktılar ürettiğini gözlemlemiştir. Greene vd. (2008) farklı mekânsal tercihlerin benzer politik müdahale çerçevesi ile karşılaşmalarına rağmen, nasıl ve neden farklı sonuçlar ortaya çıkardığını göstermiştir. Özetle, mekânın girişimcilik performansı için önemli bir etken olduğu görülmektedir. Ancak, birtakım genel kabul görmüş rollerin varlığı söz konusu olsa da, her durumsallığın kendi özgünlüğü bulunmakta ve bu girişimcilerin ekosistem içerisindeki farklı rollerinin ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

Bilgi yayılımı ve girişimcilik konusunda, üniversitelerin mekânsal etkisi de önemli bir araştırma konusudur. Örneğin, Cooper’ın (1985) bulguları üniversitelerin girişimcilik faaliyetlerine doğrudan etkisini onaylayan yönde değildir. Ancak çalışmanın tarihi düşünülürse, bu çok da şaşırtıcı bir durum değildir. Vahşi küreselleşmeye eşlik eden gelişmeler adım adım üniversitelerin rolünü de dönüştürmüştür. Süregelen bu evrimsel süreçte dikkat çeken unsur, inovasyon ekosisteminin giderek girişimcilik yönünde değiştiği ve üniversitelerin bu değişimden soyutlanamayacağıdır. Kapitalist bir dünyada, üretim sistemlerinin artan karmaşıklığı üniversitelerde gömülü bulunan bilginin sanayi ile entegrasyonunu ve bu bilginin toplumsal refahı artıracak biçimlerde ticarileşmesini gerektirmektedir. Üniversitelerin girişimci fonksiyonlarını zenginleştirmesini zorlayan bu süreç kurumsal yapılarda, stratejilerde, günlük pratiklerde ve daha önemlisi üniversitelerin yönetsel stratejik yaklaşımlarında da bir değişimi gerektirmektedir. Şöyle ki, üniversitelerin çoğu için bu değişim, uyum sağlanması hiç de kolay olmayan bir durumsallık yaratmaktadır. Unger ve Polt (2017) tarafından da belirtildiği üzere, ticari ekosistem ve pazarlar çok hızlı değişirken, üniversitelerin bu dinamik yapıya ayak uydurması hiç de kolay olmamaktadır. Üniversiteler, yönetim süreçleri özelinde bürokratik yapılanmalardır. Kendi gelenek ve patika bağımlı tarihleri üzerinden, bağlam özellikli birtakım akademik ve idari süreçleri mevcuttur. Bu çerçevede geleneksel ve asli işlevleri olan eğitim ve araştırma faaliyetlerini yürütürler. Girişimcilik yönünde evrilen ekosistem üzerinden bakıldığında ise, üniversiteler önemli ölçüde bir kapasite ve yetenek sorunu ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Özellikle, gelişmekte olan ülke üniversitelerinde bu sorunlar kaynakların dağılımı ve yeniden dağılımını çetrefilli bir sorunsala dönüştürmektedir. Üniversitelerin bu bağlamda temel işlevi toplumsal refahı artırma yönünde üniversitede oluşturulan bilginin üniversite dışına yayılımı ve nüfuz etmesini sağlamak olmalıdır. Kapitalist bir dünyada, üniversiteler bilgiyi ticarileştirirken bu toplumcu bakış açısından vazgeçmemelidirler. Temel soru, üniversitelerin bu işlevlerini nasıl yerine getirecekleridir. Kısıtlı kaynaklar akademik çalışma ve bilgiyi yayma/ticarileştirme faaliyetleri arasında bir seçim sorunsalı yarattığında, çözüm üniversitenin işlevleri açısından özelleşmesi ve kaynak dağılımını iyi yönetmesi olacaktır; yoksa toplumsal refah açısından olumsuz sonuçlar kaçınılmazdır. Kaynak dağılımı sorununu çözmeyi başaran üniversiteler ise, eğitim ve araştırma gibi klasik işlevlerini girişimcilik işlevi ile geliştirip hedeflerini gerçekleştirebilirler. Bir diğer deyişle, toplumsal refah açısından sorunsal, bir tamamlayıcılık veya ikame ilişkisinin çözümüdür. Öte yandan, giderek ticarileşen birtakım üniversite sıralama pratikleri, üniversiteler üzerinde baskı oluşturmakta ve üniversiteleri stratejik hedeflerinin dışına çıkarak etkin olmayan bir kaynak dağılımı yapmaları yönünde zorlamaktadır. Son dönemde sayıları giderek artan endeksler ve sıralama pratikleri üniversitelerin başarılı öğrencileri ve araştırmacıları çekmesi için bir pazar dinamiği yaratmakta ve üniversiteler arası rekabeti neredeyse serbest piyasa koşullarına tabi tutmaktadır. Endekslerle oluşturulan bu yapay üniversite borsası piyasa koşulları içerisinde rekabeti artırmakta, üniversiteler için bir ikilem yaratmakta ve onları sadece göstergeler doğrultusunda hareket etmeye zorlamaktadır. Bu durum da olası özgünlüklerin önüne set çekebilmektedir. Bilginin metalaşma süreci ve bizatihi kendisi diğer metalardan farklıdır ve bilgi tabanının oluşturulduğu biricik kurumlar olan üniversitelerin kapitalist bir rekabet tuzağına çekilmesi oldukça riskli ve sorunludur. Neticede, etkin olmayan kaynak dağılımı ile yoğurulan üniversiteler arası rekabet, uzun vadede küresel ve farklı mekânsal boyutlarda üniversitelerin eğitim ve bilgi yayılımı misyonlarının çakışmasına ve eğitim sisteminin zarar görmesine sebep olacaktır.

Bu bağlamda, üniversiteler inovatif faaliyetlere uygun bir mekân olarak düşünülebilir. Ancak üniversitelerin inovatif faaliyetleri ile klasik misyonları arasındaki dengenin korunması da önemlidir. Aksi takdirde, girişimci dönüşümle birlikte akademik özgürlüklerin ve araştırma niteliğinin zedelenmesi sorunu artarak devam edecektir (Evans, M., 2004; Evans G.R., 2002; Gombrich, 2003; Graham, 2002; Boulton and Lucas, 2008; Collini, 2012). Akademik özgürlükler açısından önemli olan meraka dayalı araştırmanın ve/veya temel araştırma faaliyetlerinin terk edilmesinin dayatılması ile sonuçlanmamalıdır. Akademik özgürlükler için tek yeter şart sadece bu da değildir. Üniversite bürokrasisi ve akademik kurulları içinde katılımcı karar alma mekanizmalarının varlığı, akademik özgürlükler için bir diğer önemli şarttır.

Üniversite ile toplum arasındaki ilişkinin tanımlanması açısından, üniversite yönetiminin stratejik bir önceliklendirme yapmasının gerekli olduğu öngörülebilir. Gibb ve Haskins’e (2014) göre “…üniversite faaliyetleri ve liderlik rolleri üzerinden artan karmaşık ve belirsiz durumun etkilerine odaklanılması…” gereklidir. Üniversiteler, temel bilgi silosu olma fonksiyonları ile kaçınılmaz olarak mekânsal anlamda liderlik üstlenmek ve kamusal değer yaratmak durumundadırlar (Moore, 1985).

Son söz olarak, üniversitelerin asli görevinin toplumsal refahı artıran kamusal yapılar olması gerekliliğidir. Bireysel refahı önceleyen ve birtakım akademik çetelerin oyun alanı haline gelen mekânlara üniversite demek mümkün değildir.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Erkan Erdil (2026). Girişimci (!) Üniversite ve Toplum. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.20098260

  • Erkan Erdil Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden lisans derecesini aldı. Yüksek Lisans eğitimini ODTÜ İktisat Bölümü’nde tamamladı. Doktora derecelerini ise Maastricht Üniversitesi ve ODTÜ İktisat Bölümlerinden aldı. 1997 yılında öğretim görevlisi, 2001 yılında yardımcı doçent, 2005 yılında ise doçent olarak ODTÜ İktisat Bölümü’nde çalıştı. 2011 yılından beri aynı bölümde profesör unvanıyla çalışmaktadır. 2002-2017 yılları arasında Bilim ve Teknoloji Politikaları Araştırma Merkezi (ODTÜ-TEKPOL) müdürlüğü ve 2002-2014 yılları arasında da Bilim ve Teknoloji Politikası Çalışmaları EABD başkanlığı görevlerini sürdürmüştür. 2013-2017 GLOBELICS (The global network for the economics of learning, innovation, and competence building systems) adlı küresel kuruluşun Bilim Kurulu’nda görev yapmıştır. 2018-2022 yılları arasında ise ISS (International Schumpeter Society) Yönetim Kurulu üyeliği görevini yürütmüştür ve 2024 yılında bu göreve tekrar seçilmiştir. İlgi alanları teknoloji iktisadı, emek iktisadı, bilgi ekonomisi ve belirsizlik ve uygulamalı ekonometridir.

    Diğer Yazıları