Takip et

Enerji Güvenliğinin Geri Dönüşü: Türkiye’nin Enerji Görünümü ve Dışa Bağımlılık

YazarDuygu Çelik

4 Mayıs, 2026
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.19960571 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı sadece bir arz sorunu değil, aynı zamanda döviz kuru şokları ve küresel emtia fiyatlarına karşı yapısal bir kırılganlıktır. Jeopolitik risklerin gölgesinde yenilenebilir enerjiye geçiş bir zorunluluk olsa da, bu dönüşüm yarına çözülebilecek basitlikte değildir.

Bir önceki yazımda enerji güvenliğinin kavramsal çerçevesini ve jeopolitik kırılganlıklarla yeniden sahneye çıkışını ele almıştım. Yazının yayımlanmasından birkaç gün önce İran ile ABD/İsrail arasında başlayan çatışmalar ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğine yönelik kısıtlamalar, yeni bir enerji krizi yaşanıp yaşanmayacağına dair soruları yeniden gündeme getirdi. Bu durum yalnızca arz kısıtlamaları aracılığıyla değil, ithalat süreçlerinin uzaması ve/veya fiyatlarda yaşanabilecek yükselişlere de sebep olarak enerji erişilebilirliğini olumsuz etkileyebilir. Büyük krizlerin kapımıza dayanmasını beklemeden bu konunun düşünülmesi gerektiğini belirtirken; dünya gündemi, krizlerin aslında bekleyecek kadar uzak olmadığını da bizlere hatırlatmış oldu. Nitekim ülkemiz açısından bu risklerin somutlaştığı temel alan dışa bağımlılıktır.

Türkiye özelinde enerji güvenliği tartışmalarının temel hareket noktası, enerji tüketimindeki dışa bağımlılık oranıdır. Grafik 1, Türkiye’nin enerji bağımlılığının temel göstergesi olan enerji ithalatı oranını göstermektedir. Türkiye’nin enerji tüketiminde dışa bağımlılık oranı, yıllar içinde dalgalanmalar gösterse de genel olarak bir artış trendine sahiptir. 1990’lı yıllarda %54 olan bu oran, 2023 yılına gelindiğinde %72’ye yükselmiştir. Bu bağımlılığın ekonomik büyüme üzerindeki ithalat baskısını belirgin bir şekilde ortaya koymaktadır. Son yıllarda bu oranda bir düşme eğilimi gözlenmektedir. Yine de bu bağımlılığın ciddi bir seviyede olduğunu ve içerisinde çeşitli kırılganlıklar barındırdığını söyleyebiliriz.

Grafik 1: Enerji ithalatı, net (% enerji kullanımı)

Kaynak: World Bank Open Data[1]

Grafik 2: Kaynağa Göre Birincil Enerji Tüketimi (TWh)

Kaynak: Statistical Review of World Energy (2025)[2], Yazarın hesaplamaları

Dışa bağımlılıktan bahsetmişken, üzerine düşünülmesi gereken bir başka konu ise bu enerji tüketiminin kompozisyonudur. Zira bağımlılığın boyutu kadar, bu bağımlılığın hangi kaynaklar üzerinde yoğunlaştığı da enerji güvenliği açısından belirleyicidir. Grafik 2 ise Türkiye’de kaynağa göre birincil enerji tüketiminin tarihsel dönüşümünü ortaya koymaktadır. Geçmişten bu yana ülkemizde ağırlıklı olarak fosil yakıtlar tüketilmektedir. Petrol ve kömür tüketimi toplam tüketimde en yüksek paylara ait enerji kaynaklarıdır, 1990’lı yıllarla birlikte doğalgazın da tüketimdeki payının artması ile en yaygın üç enerji kaynağı tamamen fosil yakıtlardan oluşmaktadır. 2010’lu yıllarda güneş ve rüzgâr enerjisi tüketiminin de artmaya başlamasıyla yenilenebilir enerji kaynakları da enerji tüketim karışımında görünür olmaya başlamıştır.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının yükselen ivmesine rağmen, Türkiye’nin enerji tüketiminde dışa bağımlılığın en etkili rol sahipleri, hepimizin bildiği üzere, petrol ve doğal gaz tüketimidir. Fosil yakıtların, taşınma, depolanma ve nihai tüketiciye ulaştırılması süreçlerindeki kolaylıklar ve küresel ölçekte oturmuş altyapı sistemleri, bu kaynakların cazibesini korumaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının depolanma ve transfer süreçlerinin daha zorlayıcı olması yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş sürecinin daha yavaşlamasına sebep olmaktadır. Ayrıca, yenilenebilir enerji kaynaklarının, özellikle güneş ve rüzgâr enerjisi gibi, aralıklı yapısı üretimin tüketime göre değil doğa koşullarına göre şekillenmesine sebep olmakta ve bu yedek kapasite ve depolama gibi konularda çözüm üretmeyi zorunlu kılmaktadır. Pek tabii en kolay yol, bu çözümleri aramadan var olan sistemi devam ettirmek olabilir. Bunlara ek olarak, konut ısınması, sanayi ve ulaştırma gibi alanlardaki fosil yakıtlara olan mecburiyet de bu bağımlılığı kronik bir seviyede tutmaktadır.

Grafik 3: Enerji endeksi (Emtia fiyat endeksi) (2016=100)

Kaynak: IMF Data, Primary Commodity Price Systems[3]

Öte yandan, Türkiye’nin enerji denklemindeki dışa bağımlılığı, yalnızca fiziksel bir miktar sorunu değildir. Farklı bir şekilde açıklamak gerekirse, enerji güvenliği yalnızca enerji arzında yaşanabilecek bir kesinti problemi değildir. Aynı zamanda küresel emtia piyasalarındaki fiyat oynaklığına ve döviz kuru şoklarına doğrudan maruz kalma problemidir. Grafik 3, küresel enerji fiyatlarındaki dalgalanmayı yansıtan enerji endeksini göstermektedir. Grafiğe baktığımızda, fiyatlardaki dalgalanmanın yüksek olduğu görülmektedir. Küresel ölçekte bu tür oynaklıklar, Türkiye’nin ithalata dayalı enerji yapısıyla birleştiğinde, enerjiye erişebilirlik açısından önemli bir kırılganlığa işaret etmektedir. Fiyatlardaki oynaklıklara ek olarak, uluslararası enerji ticaretinin döviz cinsinden yapıldığı dikkate alındığında, döviz kuru kanalından da ayrı bir kırılganlık hikayesi yazılabilir.

Peki bu kırılgan sarmal karşısında nasıl bir yol haritası gereklidir? Daha önceki yazıda da belirttiğim gibi, yenilenebilir enerji kullanımı enerjide dışa bağımlılığı düşürerek enerji güvenliğinin erişilebilirlik boyutunu güçlendirirken aynı zamanda kabul edilebilirlik boyutuna da katkı sağlamaktadır. Enerji güvenliği yalnızca enerjiye nasıl erişebildiğimizle değil hangi enerjileri kullandığımızla da ilgilidir. Yenilenemez enerji kaynaklarına bağımlılık hem dışsal şoklara karşı kırılganlık yaratırken, hem de uzun vadede sürdürülebilir değildir. Şu anki durumumuza baktığımızda, enerji kaynaklarının türlerinin de dengeli bir biçimde tüketilmesini sağlamak amaçlı politikalar geliştirilmelidir. Yenilenebilir enerji kaynakları için kurulum aşamalarında verilen teşvikler kapasite artışını sağlasa da tek başına yeterli değildir. Depolama süreçlerinin de teşviklerle erişilebilir olması gerekmektedir. Örneğin, akıllı şebekeler (Smart Grid) kullanılarak talebe yönelik ayarlamalar yapılabilir. Bunlara ek olarak, enerji yoğunluğunu düşürmeye yönelik AR-GE çalışmalarının desteklenmesi, enerjide dışa bağımlılığa yönelik en önemli güvencelerden biridir.

Ancak kabul etmek gerekir ki, yukarıda sıraladığım çözüm önerileri bugünden yarına hayata geçirilebilecek çözümler değildir. Özellikle yenilenebilir enerjinin sürekliliği ve şebeke esnekliği için kritik öneme sahip olan depolama sistemleri üzerine, bugün mühendislik literatüründe teknik detayları ve teorik modelleri içeren devasa bir külliyat bulunmaktadır. Ancak bu teknolojilerin ekonomik ölçeğe taşınması ve sisteme entegre edilmesi ciddi bir zaman ve yatırım gerektirmektedir. Türkiye’nin bu kronik dışa bağımlılık sarmalından kurtulması ve enerji güvenliğinin sağlam temellere oturması, sadece bireysel çabalarla değil; geniş kapsamlı, bilimsel temelli projeksiyonlarla ve hükümet düzeyinde kararlı, bütüncül çözüm önerileri geliştirilmesiyle mümkündür.

Notlar

  1. World Bank Open Data, Energy Imports, net (% of energy use) – [EG.IMP.CONS.ZS] Available at: https://data.worldbank.org/indicator/EG.IMP.CONS.ZS?locations=TR

  2. Energy Institute. Statistical Review of World Energy (2025). Available at: https://www.energyinst.org/statistical-review

  3. International Monetary Fund (IMF) Primary Commodity Price Systems Data Base. Available at: https://data.imf.org/en/Data-Explorer?datasetUrn=IMF.RES:PCPS(9.0.0)

    Not: Bu yazının bazı bölümlerinde akıcılık bakımından cümlelerin düzeltilmesi amacıyla yapay zekâ araçlarından yararlanılmıştır. Yazının içeriği ve argümanların sorumluluğu yazara aittir.

  • Duygu Çelik, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), İktisat Bölümü’nde doktora öğrencisi ve araştırma görevlisidir. Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü’nde, yüksek lisans eğtimini ise ODTÜ İktisat Bölümü’nde tamamlamıştır. Akademik ilgi alanları arasında politik iktisat, enerji iktisadı, Türkiye iktisadı ve kalkınma iktisadı yer almaktadır.

    Diğer Yazıları