Son yıllarda artan jeopolitik krizler ve küresel güç mücadeleleri, enerji güvenliğini yeniden öne çıkan bir kavram haline getirmiştir.
Rusya – Ukrayna Savaşı gibi son yıllarda artan jeopolitik krizler sonrası yaşanan enerji tedarik sorunları ve Asya ülkelerinin artan enerji taleplerine küresel güç savaşları da eklenince enerji güvenliği kavramı yeniden gündemimize oturdu. Enerji gerek üretim faaliyetlerindeki önemli rolü gerekse kalkınmışlığın önemli göstergelerinden biri olması sebebiyle yalnızca kriz dönemlerinin geçici gündemi olan bir kavram değildir ve olmamalıdır. Büyüme, enflasyon ve cari denge gibi temel makro iktisadi değişkenler üzerindeki etkisi enerjiyi iktisadi tartışmaların bir unsuru ve de stratejik bir politika alanı haline getirmektedir.
Enerjiyi pek çok boyutu ile ele almak mümkün olsa da son yıllarda yaşanan gelişmeler bize enerji güvenliği meselesinin önemini hatırlattı. Gelişmiş ülke yazınlarında çokça karşılaştığımız bu kavram gelişmekte olan ülkeler için belirgin bir kırılganlık alanı oluşturmasına rağmen daha az tartışılmaktadır. Oysa, son yıllarda ülkeler bu konuda stratejik olarak bir yol ayrımına geldi diyebiliriz: enerji güvenliği meselesinde bağımsızlık arayışı ya da jeopolitik kırılganlıklara teslimiyet. Buna ek olarak, artan iklim değişikliği endişeleri ve karbon hedefleri çerçevesinde artan uluslararası baskı, yenilenebilir enerjiye geçiş sürecinin enerji güvenliği tartışmalarından bağımsız bir yerde konumlanmadığını göstermektedir. Bu çok katmanlı tartışmaların nasıl bütünleştiğinden bahsetmeden önce enerji güvenliği kavramının nasıl tanımlandığı ve hangi boyutlarla ele alındığına değinmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla, bu ilk yazının esas meseleye dair bir girizgâh olacağını söyleyebilirim.
Sovacool (2011)[1] enerji güvenliğine ilişkin 45 farklı tanımdan bahsederek bu kavramın çok anlamlı ve çok boyutlu bir yapısı olduğunu ortaya koyar. Bu çeşitlilik, tam bir fikir uzlaşısından söz edemeyeceğimizin de göstergesidir. Farklı perspektifler ve uzmanlık alanları birbirinden farklı tanımlara gereksinim duymaktadır. Hatta, Sovacool (2011) David Viktor’un bu çok boyutluluğa dair “Enerji güvenliği bir Rorschach mürekkep testi gibidir – içinde görmek istediğiniz her şeyi görebilirsiniz.[2] dediğinden de bahseder. Açıklamak gerekirse, bunu politikacılar ulusal bir güvenlik meselesi olarak ele alırken, iktisatçılar biraz daha piyasa odaklı (enerji fiyatları vb. gibi), ekolojistler ise çevresel sürdürülebilirlik odaklı yaklaşırlar. Bunun yanında, Ang ve arkadaşları (2015)[3] da bu konuda derinlemesine bir yazın taraması yaparak enerji güvenliği kavramının anlamı ve boyutları üzerine bir tarihsel kavram haritası ortaya koymuş ve bu haritayı 7 ana başlıkta toparlamışlardır: enerji bulunurluğu (energy availability), altyapı (infrastructure), enerji fiyatları (energy prices), toplumsal etki (societal effects), çevre (environment), yönetim (governance) ve enerji verimliliği (energy efficiency).[4] Bu çok seslilik, enerji güvenliği kavramının tek boyutluluktan uzak, politik ve bağlama göre değişebilen çok boyutlu bir kavram olduğunu da bize hatırlatır. Aynı zamanda, bu boyutların öneminin de zaman içerisinde farklılaştığından bahsederler. Örnek vermek gerekirse, çevresel boyut geçmiş yıllarda şimdi olduğu kadar dikkate alınmazken, enerji fiyatları boyutu her zaman stratejik bir role sahiptir. Dolayısıyla, bu kavram hem sizin meseleye nereden bakmak istediğinize göre şekillenirken hem de içinde bulunduğumuz dönemin önceliklerine göre farklı boyutlarla ele alınabilmektedir.
Bahsettiğim çok katmanlılığı kapsamlı bir biçimde ele aldığı için yazımın devamında Asia Pacific Energy Research Centre (APERC) tarafından önerilen enerji güvenliği yaklaşımını ele alacağım. APERC enerji güvenliğini “… bir ekonominin enerji arzının sürdürülebilir ve zamanında kullanılabilirliğini garanti etme yeteneği” olarak tanımlar ve “enerji fiyatları ekonomiyi olumsuz etkilemeyecek bir seviyededir”.[5] Bu tanımlamaya 4A çerçevesi, enerji güvenliğinin dört farklı boyutu, eşlik eder: kullanılabilirlik (availability), erişilebilirlik (accessibility), kabul edilebilirlik (acceptability) ve satın alınabilirlik (affordability).
Şekil 1: Enerji Güvenliği – 4A Çerçevesi (Energy Security – 4 A’s perspective)
Kaynak: APERC (2007) temel alınarak yazar tarafından hazırlanmıştır.
Kullanılabilirlik doğrudan bir ülkenin enerji kaynaklarının kullanılabilirliği anlamına gelmektedir. Erişilebilirlik ise bu kaynaklara ulaşımın önünde jeopolitik, coğrafi ve teknolojik gibi birtakım kısıtlamaların ne derece aşılabildiği ile ilgilidir. Günümüzden örnek verecek olursak, Rusya – Ukrayna savaşının yarattığı jeopolitik tansiyon kendini bir doğal gaz krizi olarak göstermiştir. Bu doğrudan bir erişilebilirlik problemi yaratmıştır. Bu örneği vermişken satın alınabilirlik boyutuna değinmek istiyorum. Bu noktada enerji fiyatlarının önemli bir rolü vardır, satın alınabilirliği engelleyecek kadar yüksek ya da oynak enerji fiyatları da enerji güvenliği için bir tehdit oluşturmaktadır. Rusya – Ukrayna savaşı ya da tarihte epey geçmişe gidip petrol krizlerini düşünürsek enerji fiyatlarındaki ani sıçramalar sebebiyle enerji talebinin karşılanamadığı sıkça karşımıza çıkmaktadır.
Kabul edilebilirlik boyutu ise çevresel endişelerle ilgilidir. Enerji güvenliği dendiğinde yalnızca yeterli miktarda ve uygun/stabil fiyatlı enerjiye ulaşılabilirlik olmanın ötesinde, üretim ve tüketim süreçlerinin çevresel etkilerinin de kabul edilebilir olduğu bir senaryodan bahsettiğimizi söylemeliyim. Bu bağlamda ülkelerin kendi konvansiyonel doğal kaynaklarını kullanımını teşvik etmesi kısa vadede enerji güvenliğini arttırsa bile, uzun vadede iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini daha da derinleştirebilir. Yenilenebilir enerji dönüşümü süreçlerinin enerji güvenliğini dışlayan değil, onunla iç içe geçmiş bir süreç olduğunu da hatırlamakta fayda vardır.
Bahsettiğim tanım ve boyutlar ışığında bu kavramın Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin birçoğu için neden önemli bir kavram olduğundan bahsedebiliriz. Burada önceliği Türkiye’ye vereceğim[6]. Türkiye’nin net enerji ithalatının toplam enerji tüketimine oranı 2023 yılında %72 olarak karşımıza çıkar ve enerji tüketiminde dışa bağımlılığın ciddi bir problem olduğu açıktır.[7] Halihazırda kur şokları ve enflasyon sarmalında ciddi kırılganlıklarla boğuşan Türkiye ekonomisi için enerji yalnızca ithalat bağımlılığı problemi değil tüm makro bileşenleri sarsabilecek bir aktarım mekanizmasıdır. Üretimde yüksek ithal girdi bağımlılığı ve döviz kuru geçişkenliği dikkate alındığında enerji kanalından gelecek herhangi bir şok doğrudan maliyetlere etki ederek ekonominin tamamına sirayet edebilecek bir katalizör gibi çalışabilir. Buradaki meselemiz, yalnızca enerji güvenliği/arz güvenliği olmanın ötesinde döviz talebi, hanehalkı satın alma gücü gibi ekonominin her alanına sirayet edebilecek çok katmanlı bir kırılganlık problemidir.
Enerji güvenliği kavramı hem sorunun ne olabileceğini hem de çözümü nerede arayabileceğimizi göstermesi açısından kıymetlidir. Ülkenin uygun ve oynak olmayan fiyatlarla enerjiye ulaşabilmesi bu tarz kırılganlıkların da giderilebilmesi anlamına gelebilir. Kendi kendine yetebilme ya da dışsal şoklara karşı dirayetli olabilmeyi yalnızca ülkenin sahip olduğu yenilenemez enerji kaynaklarıyla ve/veya yenilerini arayıp bulmakla çözemeyeceğimiz aşikardır. Güneş ve rüzgâr enerjisi gibi yenilebilir enerji kaynakları bakımından şanslı bir ülke olmanın avantajını uzun vadede fosil yakıt bağımlılığımızı azaltmak için kullanırken, enerji güvenliği konusunda kabul edilebilirlik boyutu başta olmak üzere pek çok açıdan yol alabiliriz. Burada yenilenebilir enerji kaynaklarının daha yaygın kullanılması için gerekli altyapının sağlanması, bu konuda gerekli politika adımlarının özenle düşünülerek yapılması önemlidir. Bütün bunların üzerine düşünmek için büyük krizlerin kapımıza dayanmasını beklemeden, ince eleyip sık dokuyarak politika önerileri getirmek gerekir diyerek ve bir sonraki yazıda Türkiye’ye dair bazı betimsel istatistiklerden yararlanarak tartışmayı derinleştirmek üzere yazımı burada bitiriyorum.
Notlar
-
Sovacool, B. K. (Ed.). (2011). The Routledge handbook of energy security. Routledge. ↑
-
“Energy security is like a Rorschach inkblot test—you can see whatever you want to see in it.” ↑
-
Ang, B. W., Choong, W. L., & Ng, T. S. (2015). Energy security: Definitions, dimensions and indexes. Renewable and Sustainable Energy Reviews, 42, 1077–1093. ↑
-
Daha detaylı açıklamalar için bkz. Ang, B. W., Choong, W. L., & Ng, T. S. (2015). ↑
-
Asia Pacific Energy Research Center (2007), A Quest for Energy Security in the first 21st Century: Resources and Constraints ↑
-
Yazının bu bölümünde tartışmayı genişletmemek adına bu yönde bir tercih yapılmıştır. ↑
-
https://data.worldbank.org/indicator/EG.IMP.CONS.ZS?locations=TR ↑

