Takip et

Yağmacı İçgüdüler, Aylak Sınıflar ve Ulusötesi Kapitalist Yırtıcılar: Epstein Dosyaları Üzerine Bir Tartışma

YazarM. Gürsan Şenalp

15 Şubat, 2026

Kanımca Epstein dosyalarının açığa çıkardıkları, birkaç güçlü bireyin ahlaki çürümesi ya da kriminal sapkınlıklarıyla açıklanamayacak kadar derinlere gidiyor. Burada ifşa olan şey aslında bizzat sistemin kendisidir.

Mali aristokrasi yasaları çıkardığından, devlet idaresinin başında bulunduğundan, tüm örgütlü kamu güçlerini yönettiğinden, gerçekler ve basın aracılığıyla kamuoyuna hükmettiğinden, saraydan Cafe Borgne’ye kadar her yerde, üretimle değil, başkalarının zaten var olan zenginliklerini düzenbazlıkla ele geçirme yoluyla zenginleşmeye yönelik aynı fahişelik, aynı utanmazca dolandırıcılık, aynı düşkünlük tekrarlanıyor. Özellikle de burjuva toplumunun doruklarında, sınır tanımaz, burjuvazinin yasalarıyla bile sürekli çatışma halinde olan sağlıksız ve ahlaksızca hırslar hüküm sürüyor; kumardan kazanılan zenginlik de, kendi tatminini, doğal olarak, hazzın crapuleux’ye (rezilliğe) dönüştüğü, paranın, pisliğin ve kanın birbirine karıştığı yerde arıyordu. Mali aristokrasi, zevkleriyle olduğu gibi kazanç sağlama tarzıyla da, lumpen proletaryanın burjuva toplumunun doruklarındaki yeniden doğumundan başka bir şey değildir.” (Marx, 2016: 50-51)

Giriş

Son birkaç gündür Birleşik Devletler Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı belgelerde geçen ve reşit olmayanlara yönelik cinsel istismar, insan ticareti, şantaj ve casusluk gibi ağır suçlara işaret eden iddialar, Epstein dosyalarını ister istemez günümüzün en yakıcı başlıklarından biri haline getirdi. Skandallara adı karıştığı iddia edilen – çeşitli kraliyet ailelerinin temsilcilerinden yürütme erkinde yer almış siyasal seçkinlere; üst düzey bürokratlardan diplomatik kadrolara; etkili entelektüellerden, göz önündeki medya figürlerine uzanan – isimlerin küresel güç ilişkileri içindeki konumları, konuya yönelik ilgiyi daha da arttırdı.

Bilgilerin kamuoyuna sızma biçimindeki kontrollülük ve ifşanın kapsamı, sürecin salt adli ya da ahlaki bir meseleden ziyade şiddetli bir devlet içi hesaplaşmanın ürünü olduğunu düşündürüyor. Dosyalarda adı geçmeyenler ciddi soru işaretleri yaratırken; adı geçen kişi ve olayların hangi çerçeveler içinde görünür kılındığına müdahale edildiği ise çok belirgin. Bununla birlikte, bu süreç sadece seçici değil, aynı zamanda kamuoyunu belirli okuma biçimlerine yönlendiren bir yapı üzerinden kurgulanıyor. Komplo teorilerinin – bebeklerin kanlarıyla beslenmek gibi ezoterik ritüelleri olan İlluminati türü gizli örgütler tarafından yönetildiğimiz vb. – bildik iddialarını destekleyen karikatürize unsurların bilinçli şekilde öne çıkarılması, söz konusu güç ilişkilerini tarihsel, kurumsal ve sınıfsal bir analiz zemininden kopararak hızlı tüketilen bir çerçeveye hapsetmeyi amaçlıyor. Ne yazık ki, bu tablo oluşmakta olan faşist enternasyonalin küresel ilerleyişi için son derece elverişli bir zemin oluşturuyor. Bu dosyalarının zaman içinde çok daha serinkanlı, kapsamlı ve ayrıntılı analizlere konu olacağını düşünüyorum.

Her ne kadar aslen Amerika’yla ilgiliymiş gibi görünse de çok önemli küresel yansımaları bulunan bu çatışmanın dinamiklerini tartışmak çok önemli olmakla birlikte bambaşka bir yazının konusu. Sistem içi egemen klikler veya sınıf fraksiyonları arasındaki çatışmaların derinleştiği tarihsel kesitlerde benzer saçılmaların, benzer karanlık ağların görünür hale geldiğini hem dünya tarihinden hem de ülkemizde yaşanan ve hâlâ sürmekte olan deneyimlerden gayet iyi biliyoruz. Kontrollü ve manipülatif olması, Epstein dosyasındaki belgelerin içi boş birer magazin haberi olduğu anlamına gelmiyor. Tersine, “açıklanan” sayısız belge şiddetin, çocuk ve genç kadınlara dönük taciz, tecavüz ve tahakkümün sınır-ötesi yaygınlığı ve derinliğiyle beraber sistematik karakterini yansıtması açısından oldukça aydınlatıcı. Bu yazı, tam da bu nedenle, yaşananların hangi toplumsal, siyasal ve iktisadi mekanizmalar yoluyla mümkün hale geldiğini sorgulama zorunluluğundan doğmuştur. Bu bağlamdaki bir sorgulamayı politik iktisadın aykırı ve keskin iki eleştirel/radikal figürüne – Thorstein Veblen ve Karl Marx’a – dayandırmayı deneyeceğim. Bu kısa tartışmada Veblen’in yağmacı içgüdüler, aylak sınıf ve törensel meşruiyet üzerine yazdıkları ile Marx’ın ilkel birikim analiziyle birlikte düşünmeye çalışacağım.

***

Yoksulları bir bütün olarak ortadan kaldırmak: Marx ve Veblen üzerinden bir kısa okuma denemesi

Öncelikle, Epstein dosyaları aramızda dolaşan bazı ünlü ve seçkin kişilerin ahlaksızlıkları veya sapkın eğilimlerinden daha derin ve çarpıcı bir gerçekliği ortaya seriyor. Karşımızdaki, sistemin bitmek nedir bilmeyen yönetişim krizlerinden birisi değil; kapitalist düzenin içerisinde – Marx’ın yukarıdaki ifadesiyle – “paranın, pisliğin ve kanın birbirine karıştığı” tahakküm biçimlerinin iyice görünür olduğu bir an. Panik içindeki bazı yönetici sınıf unsurlarının, hiçbir zaman sadece artık-emeğin gaspıyla yetinmediklerini; çocukların ve genç kadınların bedenlerini metalaştıran, tahakküm altına alan ve eziyet eden – bunlara diar görüntü ve kayıtları da uluslararası şantaj malzemesi yapan – korkunç bir sömürü rejimi inşa etmiş olduklarını cömertçe itiraf ettikleri tarihi bir süreçten geçiyoruz. Elbette, tıpkı “kriz” gibi “panik” de kapitalizme içkindir. Epstein dosyaları karşı karşıya bulunulan sistemik krizin derinliğini ve paniğin büyüklüğünü ekonomiye dair istatistiklerle okuyamayacağımız bir şekilde göstermektedir.

2011 tarihli bir yazışmada Epstein’ın Bill Gates’e yönelttiği iddia edilen “yoksulları bir bütün olarak ortadan nasıl kaldırabiliriz?” sorusu – sözü edilen paniğin yansıması olup – yönetici sınıfların zihniyet dünyasına dair ürkütücü bir pencere daha aralamaktadır. Burada tekil bir e-postadan hareketle kapsamlı sonuçlara vardığım düşünülebilir; ancak, gerçekte yüzyıllara yayılan bir yönetici sınıf “bilgeliğinden” istifade ediyorum. Bu açıdan kıyaslandığında, günümüzdeki panik halinin, yoksulları bir tehdit, toplumsal bir yük ya da “düzeltilmesi gereken bir sorun” olarak gören Thomas Malthus’un nüfus takıntısının çok ötesine geçildiği açıktır. Dahası, bu “tehdit”in toptan bertaraf edilmesine[1] yönelik maddi, teknolojik ve siyasal kapasitenin bugün fiilen mevcut olması, tabloyu – William I. Robinson’un “artık insanlık” (surplus humanity) olarak nitelediği ve her geçen gün büyüyen bir nüfus kitlesi için alarm verici kılmaktadır.[2]

Marx’ın ilkel birikim analizi, kapitalist düzenin kuruluş ve yeniden üretim süreçlerinin zor, şiddet ve mülksüzleştirme olmaksızın düşünülemeyeceğini gösterir. İlk birikimin – kapitalist ilişkilerin “günah dolu” ve kanla yazılmış tarihsel süreçlerine bakarak – zor yoluyla ortaya çıktığını anlatır. Mesela feodalizmin çözülmesi ve ardından kapitalizme geçiş, ancak “kır nüfusunun topraktan yoksun bırakılması” yoluyla mümkün olabilmiştir (Marx, [1867] 2011: 689). Ancak, ilkel birikim, tarihsel olarak kapanmış bir evre değil; özelleştirmeler, toprak gaspı ve zorla yerinden edilme, borçlandırma rejimleri, kamusal varlıkların sermayeye devri ve hukuki–idari şiddet biçimleri üzerinden bugün de kapitalist birikimin sürekliliğini sağlayan yapısal bir mekanizmadır. İşte böylesine birbiri ardına gelen, çoğu zaman üst üste binen mülksüzleştirme ve ilk birikim dalgaları, dünya üzerinde görülmemiş düzeylere tırmanan küresel eşitsizler ve derinleşen sefaletin temel sebebidir.

Bu durum her yerde toplumsal barışı ve gezegenin geleceğini tehlikeye atıyor (bkz. World Inequality Report, 2026). Geniş nüfus kitleleri hızla daha savunmasız ve daha kırılgan hale geliyor. Yığınlar maddi güvenceden, sosyal korumadan ve siyasal temsilden yoksun kaldıkça, Epstein’ınkine benzer (dinsel veya seküler) “avcı” şebekelerinin kolay hedeflerine dönüşüyor. Bu sebeple neoliberalizm, belki de, sermayenin ulusötesi hareketliliğinden beslenen ve bu yapısal gücü kullanan bir yırtıcılar sınıfının tarihsel olarak en parlak dönemi olarak görülmeli. Refah devletinin tasfiyesi, kolektif sosyal koruma mekanizmalarının çökertilmesi ve güvencesizliğin normalleştirilmesi, bu tür bir sömürünün ulusötesi bir etki alanında kök salabileceği ideal zemini yaratmıştır.

Thorstein Veblen’in ise kurumsalcı politik iktisada en özgün katkılarından biri, kapitalist sınıf iktidarını rasyonel kâr maksimizasyonu çerçevesinde değil, tarihsel olarak biçimlenmiş yağmacı içgüdüler (predatory instincts) üzerinden kavramsallaştırmasıydı (Veblen, [1899] 2015; 1914; ayrıca bkz. Şenalp, 2023). Veblen’e göre modern kapitalizm, sanayiye ve üretken faaliyete dayalı bir düzen olmaktan ziyade, mülkiyet, el koyma ve statü temelli tahakküm ilişkilerinin kurumsallaştığı bir toplumsal formdur. Bu bağlamda “sanayi kaptanları” ve “hırsız baronlar”, üretici güçlerin taşıyıcıları değil; tarihsel olarak savaşçı, yağmacı ve ele geçirme pratiklerinden türeyen bir egemenlik biçiminin modern temsilcileridir. Veblen’in analizinde kapitalist egemenlik, salt ekonomik zor yoluyla değil, aynı zamanda “törensel davranışlar” aracılığıyla yeniden üretilir. Törensellik, hukuki normlardan ahlaki değerlere, kamusal söylemden kültürel temsillere kadar uzanan bir meşruiyet alanı yaratır; bu alan içinde yağma, sömürü ve el koyma pratikleri “başarı”, “liderlik”, “yenilikçilik” ve “kahramanlık” kisvesi altında normalleştirilir.

Bu çerçevede aylak sınıf (leisure class), Veblen’de sadece çalışmayan bir toplumsal kesimi değil; üretken emekten sistematik olarak muaf tutulmuş, bedensel ve zihinsel emeği aşağılayan ve başkalarının emeği üzerinde tasarruf hakkını doğal kabul eden bir iktidar biçimini ifade eder (Veblen, [1899] 2015). Aylak sınıfın “boş zamanı”, üretimden geri çekilmenin ötesinde, statü sergilemenin, tüketim yoluyla diğerlerinden farklılaşmanın ve nihayet tahakkümün performatif olarak yeniden üretildiği bir alandır. Bu sergileme yalnızca maddi tüketimle sınırlı değildir; bedenler, ilişkiler ve arzular da bu gösterinin potansiyel nesneleri haline gelir. Bu bağlamda Veblen, yağmacı mülkiyet biçimlerinin meşruiyetini yitirdiği ve finansal egemenliğin – ustalık içgüdüsünü temsil eden “mühendisler”, “işçiler” veya “sıradan insanlar” – karşısında işlevsizleştiği evrimsel bir kurumsal yeniden yapılanma önerir (Şenalp, 2023; ayrıca bkz. Baş Dinar, 2013).

Sonuç Yerine

Egemen gruplar, özellikle aşağıdan gelen itiraz ve talepler yoğunlaştığı kriz dönemlerinde, bu muhalefeti ayrıştıran çeşitli siyasi/ideolojik manevralara daha fazla başvurur. Irkçılık, milliyetçilik, kültürel olarak düşmanlaştırma gibi araçlar, bu bağlamda, emekçi sınıflar arasındaki ortak çıkar bilincini bulanıklaştırmanın ve olası sınıf birliklerini zayıflatmanın işlevsel araçları olarak devreye sokulmaktadır. Epstein dosyalarının seçici, manipülatif ve komplo anlatılarına açık bir biçimde dolaşıma sokulması da benzer bir işleve hizmet etme eğilimini fazlasıyla yansıtmaktadır: Yapısal sömürü ilişkilerini ve sınıfsal iktidar ağlarını hedef almak yerine, öfkeyi soyut birtakım sapkın/şeytani seçkinlerin ezoterik komploları etrafında yoğunlaştırmak. Bu tür bir yönlendirme, kapitalist tahakkümün maddi temellerini sorgulamaktan kaçınan, ancak faşist siyasal eğilimlerin güçlenmesine elverişli bir iklimi besleyen tanıdık bir kalıbı yeniden üretmektedir. Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) timleri sokak ortasında infazlar gerçekleştirirken ve hayatlarımız bir avuç milyarderin hırslarına bağımlı hale geldiği bir kesitte, kitlelerin “bebekleri yiyen” gizli tarikatlarla, dünyayı yöneten ailelerin hangi dine mensup olduklarıyla veya aramızda gezinen uzaylı “reptillian” ırkıyla ilgili hikayelerle kafayı bozması arzu ediliyor olabilir.

Kaynakça

Baş Dinar, Gülenay (2013) “Kurum, İçgüdü ve Alışkanlık Kavramları Temelinde Veblen’in Kurumsal Evrim Teorisi,” Amme İdaresi Dergisi 64(4),45-65.

Marx, K. (2011) Kapital, Cilt I, Çev. Mehmet Selik-Nail Satlıgan, İstanbul: Yordam

Marx, K. (2016) Fransa’da Sınıf Mücadeleleri 1848-1850, çev. E. Özalp, İstanbul: Yordam.

Robinson, W. I. (2025) “Global Gaza: Political Economy of Genocide,” Noria Research [4 Kasım]

Robinson, W. I., Şenalp, M.G. ve Nguyen, H. (2025) “Küresel Kapitalizm, İsrai̇l Sömürgeci̇liği ve Apartheid’e Karşı Filistin Direnişi,” Praksis (69), 9-27.

Şenalp, M.G. (2023). “Orijinal, Radikal ve Yönetimsel: Thorstein Veblen ve Amerikan Kurumsalcılığının Toplumsal Sınıf Kökenleri,” Fiscaoeconomia, 7(1), 1117-1139.

Veblen, T. B. (2015 [1899]) Aylak Sınıfın Teorisi: Kurumların İktisadi İncelemesi, çev. E. Kırmızıaltın ve H. Bilir, Ankara: Heretik.

Veblen, T. B. (1918 [1914]) Instinct of Workmanship and the State of the Industrial Arts: New York: B. W. Huebsch (2. Basım).

  1. Burada Epstein’in yoksullardan söz ederken seçtiği kelimenin, İngilizce orijinalinin, “get rid of” olduğu not edilmeli. Yani burada karşımızdaki küresel seçkinler şebekesinin bir tür yoksullukla mücadele planı, yeni ve daha etkin politikalar vb. çabalar içinde olduğunu düşünmek için saf olmak gerektir.
  2. Tam da bu konuda ulusötesi veya yereldeki yönetici sınıfların ellerindeki seçeneklerinden birisi (Gazze Seçeneği) üzerine yakın tarihli iki çalışma için bkz. Robinson, Şenalp ve Nguyen (2025) ve Robinson (2025).
  • İktisat alanında yüksek lisans ve doktora derecelerini sırasıyla Ankara Üniversitesi (2003) ve Gazi Üniversitesi’nden (2011) almıştır. 2023-2025 yılları arasında University of California Santa Barbara'da misafir öğretim üyesi olarak araştırmalar yapmış ve dersler vermiştir. 2002'den bu yana Atılım Üniversitesi İktisat Bölümü’nde öğretim üyesidir. İktisadi düşünceler tarihi, iktisat tarihi ve uluslararası politik iktisat dersleri vermektedir. Ulusötesi Kapitalist Sınıf Oluşumu: Türkiye ve Koç Holding Örneği (2012) başlıklı kitabının yanı sıra Praksis, Birikim, Fiscaoeconomia, Science&Society, Capital&Class gibi dergilerde yayımlanmış çalışmaları bulunmaktadır. Praksis dergisi editörlerindendir.

    Diğer Yazıları