Eldeki verilere göre, son yıllarda Türkiye’nin demokrasi performansı “Orta Doğu ve Afrika” bölgesinde yer alan temsilî ve tipik bir ülkenin performansının altına düşmüştür. Türkiye, Liberal Demokraside son yıllarda Tanzanya, Uganda, Zambiya ve Zimbabve gibi yoksul ülkelerinin bile gerisinde kalmıştır.

Giriş[1]
Bu yazıda Cumhuriyet tarihini (1923-2024) kapsayan ve AKP evresine (2002-2024) odaklanan bir çerçevede, Türkiye’yi demokrasi performansı açısından belirli ülke gruplarıyla karşılaştırıyorum. Bu gruplar, Dünya Bankası’nın kişi başına gelire ve bölgelere göre ayrıştırılmış ülke kategorilerinden oluşuyor. Sonra, seçilmiş bazı (tekil) ülkelerin demokrasi performanslarını da karşılaştırma çerçevesine dâhil ederek veriye dayalı bu çözümlemeyi ayrıntılandırıyorum. Tüm bunları yapmak üzere bu yazıda çok sayıda (sekiz adet) şekil kullanmak zorunda kaldığım için okuyucunun hoşgörüsüne ve sabrına sığınıyorum.
Ülke Grupları ve Türkiye’de Demokrasi: 1923-2024
Yazı dizisinin bu üçüncü bölümündeki tüm şekillerde veri kaynağı (birinci bölümde ayrıntılı tanıtılan) V-Dem veri setidir.[2] Bu veri setinde yer alan iki temel göstergeye odaklanıyorum: Seçimli Demokrasi Endeksi ve Liberal Demokrasi Endeksi.[3] Bu yazıdaki tüm şekiller ilk iki bölümdeki şekillerin devamı olacak biçimde numaralandırılmıştır. Şekillerin tümünde eğilim eğrileri kullanılmıştır.[4] Şekil-10 ve Şekil-11’de, sırasıyla, kişi başına gelire ve bölgelere göre gruplanmış ülkelerin 1923-2024 dönemindeki demokrasi performansları hem ortalama hem de medyan ölçütlerine göre (Türkiye’nin performansıyla beraber) sunulmuştur. Bu iki şekilde (Türkiye hariç) 132 ülkelik bir örneklem kullanılmıştır. Türkiye için de olduğu gibi, bu 132 ülkenin 1923-2024 dönemi boyunca Seçimli ve Liberal Demokrasi verileri eksiksiz ve kesintisizdir.
Şekil-10. Kişi Başına Gelire Göre Ülke Grupları ve Türkiye’de Demokrasi, 1923-2024
Şekil-10’da, ülke gruplarının gelir düzeyi[5] arttıkça demokrasi eğilimlerinin de genellikle daha yüksek olduğu gözlemlenmektedir. Ancak bu şekilden saptanabilen gelir-demokrasi ilişkisinin bir korelasyondan ibaret olduğunu (yani herhangi bir nedensellik anlamına gelmediğini) vurgulamakta yarar var. 2000’li yıllara kadar Türkiye’nin demokrasi eğilimi genellikle “Yüksek Gelirli” ülkelerin altında ve “Üst-Orta Gelirli” ülkelerin üstünde seyretmiştir. Fakat 2005 civarında başlayan (ve yazı dizisinin ilk iki bölümünde ayrıntılı incelenen) büyük ve derin demokratik gerileme, son yıllar itibarıyla Türkiye’yi Cumhuriyet tarihinde ilk kez “Düşük Gelirli” ülkelerin demokrasi düzeyine kadar düşürmüştür. Türkiye’de demokrasi eğilimi, tek partili siyasal dönem boyunca veya 1960 ve 1980 darbelerinde bile “Düşük Gelirli” ülkelerin üstünde kalmıştır. Ancak 2010’ların ikinci yarısından itibaren Türkiye demokrasisinin temsilî ve tipik[6] bir “Düşük Gelirli” ülkenin demokrasi düzeyine gerilediği gözlemlenmektedir.
Şekil-11. Bölgelere Göre Ülke Grupları ve Türkiye’de Demokrasi, 1923-2024
132 ülkelik örneklemi dünyanın bölgelerine[7] göre gruplayan Şekil-11’de de Türkiye’de demokrasinin son yıllardaki eğilimi açısından dikkat çekici bulgular ortaya çıkmaktadır. Bu gruplamaya göre (ve beklendiği üzere) demokrasinin tarihsel olarak en gelişkin olduğu bölgeler Kuzey Amerika ve Avrupa iken Türkiye bu iki grubun altında seyreden bir demokrasi performansı göstermiştir. Öte yandan, Türkiye’nin demokrasi eğiliminin 2010’lara kadar kabaca “Asya ve Pasifik” ile “Latin Amerika” bölgelerinin etrafında dalgalanmış olduğu gözlemlenmektedir. Ancak 2010’larla birlikte, Türkiye yalnızca bu iki “akran” bölgenin değil, aynı zamanda tarihsel olarak dünyada demokrasinin en az gelişmiş olduğu “Orta Doğu ve Afrika” kategorisinin dahi altına düşmüştür. Burada eldeki verilerin işaret ettiği şu saptamayı vurgulamakta yarar var: “Orta Doğu ve Afrika” bölgesinde yer alan temsilî ve tipik bir ülkenin demokratik gelişmişlik düzeyi son yıllarda Türkiye’den daha yüksektir.
Seçilmiş Ülkeler ve Türkiye’de Demokrasi: 1923-2024
Yazının kalan kısmında Türkiye’nin demokrasi eğilimlerini bazı seçilmiş (tekil) ülkelerin eğilimleriyle karşılaştıran şekiller sunuyorum. Aşağıdaki 12 ila 17 numaralı altı şekilde hem Seçimli Demokrasi hem de Liberal Demokrasi göstergeleri için Türkiye’nin eğilimleri seçilmiş ülkelerinkiyle birlikte resmedilmiştir. Bunları da kısaca yorumlayalım.
Şekil-12. Seçilmiş Latin Amerika Ülkeleri ve Türkiye’de Demokrasi, 1923-2024
Latin Amerika’nın başlıca ülkeleri ile Türkiye 2000’li yıllara kadar aşağı yukarı örtüşen, inişli çıkışlı demokrasi eğilimleri sergilemişlerken özellikle 2005’ten itibaren Türkiye bu ülkelerden bariz biçimde ayrışarak hepsinin altında kalmıştır (Şekil-12). Son yıllarda Türkiye ile özellikle Arjantin, Brezilya ve Şili arasında (esasen Türkiye’deki derin gerilemeden kaynaklanan) büyük demokrasi farkları oluşmuştur.
Şekil-13. Seçilmiş Doğu Asya Ülkeleri ve Türkiye’de Demokrasi, 1923-2024
Seçilmiş Doğu Asya ülkeleriyle karşılaştırıldığında ise, Türkiye’nin 1980’lere kadar bu ülkelerden genellikle daha iyi bir demokrasi performansı gösterdiği, fakat 1990’larden itibaren Güney Kore ile Tayvan’ın gerisinde kaldığı anlaşılmaktadır (Şekil-13). Burada, Türkiye-Malezya karşılaştırması özellikle ilginç görünmektedir, çünkü hatırlanacak olursa, AKP iktidarının ilk yarısında laiklik kaynaklı kaygıları imleyen “Türkiye, Malezya mı olacak?” sorusu sorulmuştu. Hâlbuki eldeki veriler, Malezya’nın gerilerden gelip 2010’lardan itibaren Türkiye’den daha demokratik bir ülkeye dönüştüğünü göstermektedir. Bu ülke grubuyla karşılaştırmaya ilişkin tek teselli, Çin’in tarihsel olarak çok düşük ve yatay seyreden demokrasi düzeyine Türkiye’nin henüz erişmemiş olmasıdır!
Şekil-14. Seçilmiş Doğu Avrupa Ülkeleri ve Türkiye’de Demokrasi, 1923-2024
Seçilmiş Doğu Avrupa ülkeleri arasında “sosyalizm” deneyimi bulunanlar (Macaristan, Polonya[8] ve Rusya), Varşova Paktı ve Sovyet sisteminin dağıldığı 1989-1991 sürecinde hızlı bir demokratikleşme ivmesi yakalamış olsalar da sonraki yıllarda kayda değer gerilemeler yaşamaktan kaçınamamışlardır (Şekil-14). Bu ülke grubunda Yunanistan hâlen en gelişkin demokrasi olarak görünmektedir, ancak “komşu”nun da 2010’lu yıllardan itibaren belirgin bir demokratik gerileme sürecinden geçmekte olduğu gözlemlenmektedir. Türkiye ise son yıllarda âdeta Rusya’yı yakalamaya yönelik aşağıya doğru bir yarışa girmiş ama bunu henüz “başaramamış” gibi görünmektedir!
Şekil-15. Seçilmiş Orta Doğu Ülkeleri ve Türkiye’de Demokrasi, 1923-2024
Seçilmiş Orta Doğu ülkeleriyle karşılaştırıldığında ise, Türkiye’nin özellikle çok partili siyasal yaşama geçtikten sonra bu ülkelere karşı bariz bir demokratik performans üstünlüğü gösterdiği açıktır (Şekil-15). Ancak bu yazı dizisinin temel bulgularından biri olan, Türkiye’de 2005’ten itibaren başlayan büyük ve derin demokratik gerileme burada da devreye girmiştir. Irak son yıllarda Türkiye’den daha demokratik bir ülke olarak boy gösterirken Türkiye liberal demokraside İran’la aşağı yukarı aynı düzeye gerilemiştir. Bu bakımdan, yukarıda değinildiği üzere Türkiye son yıllarda iki demokrasi göstergesinde de Malezya’nın gerisine düşmekle kalmamış, aynı zamanda liberal demokraside giderek İran’a benzemeye başlamıştır!
Şekil-16. Seçilmiş Kuzey Afrika Ülkeleri ve Türkiye’de Demokrasi, 1923-2024
Türkiye’nin seçilmiş Kuzey Afrika ülkeleriyle karşılaştırılması da (Şekil-16) Orta Doğu ülkeleriyle karşılaştırılmasına benzeyen bir görünüm ortaya çıkarmaktadır. Çok partili siyasal yaşama geçilmesinden 2010’lara kadar Türkiye bu ülke grubuna göre açık ara öncü konumundadır. Fakat özellikle son yıllar ve Liberal Demokrasi göstergesi göz önüne alındığında, Türkiye’nin bu grubun sonunculuğunu zorlamakta olduğu görülmektedir.
Şekil-17. Seçilmiş Sahra-Altı Afrika Ülkeleri ve Türkiye’de Demokrasi, 1923-2024
Son olarak, Türkiye’nin demokraside geldiği durumu seçilmiş Sahra-altı Afrika ülkeleriyle karşılaştıralım (Şekil-17). Burada da Türkiye’nin Seçimli Demokrasi göstergesi açısından sonunculuğu zorlamakta olduğunu saptamak zorundayız. Dahası, Türkiye liberal demokrasi eğilimi itibarıyla son yıllarda Tanzanya, Uganda, Zambiya ve Zimbabve gibi dünyanın en yoksul ülkelerinin dahi gerisine düşmüştür.
Eldeki bulgular yeterince açık ve hazin. Bunları daha da irdeleyerek yurttaşların moralini bozmamakta yarar var. Bu yazı dizisinin bundan sonraki dördüncü ve son bölümünde (önceki üç bölümde) elde edilen temel bulguları, gelir-demokrasi literatürüyle ilişkilendirerek siyasal-iktisadi bir bakış açısıyla değerlendireceğim.
Sonuç Yerine: Güncel Bir Vurgu
Dizinin bu üçüncü yazısını, Cenk Saraçoğlu’nun anlamlı ve önemli bulduğum güncel bir makalesine değinerek bitirmek istiyorum. Saraçoğlu’nun “‘Büyük Gücün’ Kudret Şovu ve Anti-Emperyalist Siyaset” başlıklı makalesi[9] aslında bu yazı dizisinin veriye dayalı ve betimlemeli çerçevesinden farklı bir kuramsal ve kavramsal zemine dayanmaktadır. Öte yandan, ABD ve İsrail’in başat ortaklar olarak yürüttükleri emperyalist saldırıların yoğunlaştığı ve anti-emperyalist siyaset olanaklarının demokrasi mücadelesi ile ilişkilendirilmesinin büyük önem arz etttiği günlerden geçiyoruz. Saraçoğlu makalesinde, dünyada emperyalizme karşı yurtta demokrasi mücadelesinin zaruretine dikkat çekmektedir. Dolayısıyla söz konusu makalenin, bu yazı dizisinin ilk üç bölümünde sunulan nicel demokrasi çözümlemelerini sosyo-politik bir perspektifle tamamladığı düşünülebilir.
Günümüzde demokrasi mücadelesi ile anti-emperyalizmin “bir ve aynı şey” olduğunu vurguladığı makalesinde Saraçoğlu şöyle diyor: “Bu bağlamda Türkiye’de sol güçlerin önünde iki temel görev bulunmaktadır. İlki, emperyalist güç merkezlerinin ‘yenilmezlik’ imgesine teslim olmadan, ülkeyi dışa bağımlı kılan ekonomik ve siyasal yapıların teşhirini sürdürmek ve bunu geniş halk kesimlerinin somut yaşam deneyimleriyle ilişkilendirmektir. İkincisi ise, dış müdahaleye karşı direncin ancak içeride demokrasi mücadelesinin kazanılmasıyla mümkün olabileceğini ısrarla ortaya koymaktır.”
Notlar:
-
Yazıyı dikkatle okuyup inceleyen, çok yararlı ve yapıcı önerileride bulunan Aytek Soner Alpan’a teşekkür ederim. Kalan hata ve kusurlar bana aittir (EÖ). ↑
-
Bu yazı dizisinin önceki iki bölümünde, yine 1923-2024 dönemini kapsayan ve AKP evresine odaklanan bir çerçevede, Türkiye’de demokrasiye ilişkin ulusal bulgular sunulmuştu ve bunlar küresel demokrasi eğilimleriyle ilişkilendirilmişti. Önceki iki bölüme aşağıdaki bağlantılardan erişilebilir.
https://katmanportal.com/turkiyede-demokratik-bunalimin-boyutlari-1-bolum/
https://katmanportal.com/turkiyede-demokratik-bunalimin-boyutlari-2/ ↑
-
Burada bu iki endeksle ilgili bazı bilgileri hatırlatmakta yarar olabilir. Yıllık olarak ölçülen her iki endeks de sıfır (0) ile bir (1) arasında değişen sürekli değerler almaktadır. “Teorik” olarak, “0” en düşük ve “1” en yüksek demokrasi skorlarını temsil eden alt ve üst sınırlardır. V-Dem’e göre tüm temsilî demokrasi türlerinin zorunlu temel unsuru olan Seçimli Demokrasi, geniş oy hakkına dayalı, rekabetçi ve “temiz” seçimler yoluyla yöneticilerin yurttaşlara hesap verebilmelerini sağlar; ifade özgürlüğü ve bağımsız medya ile desteklenir. Demokrasinin niteliğini iktidarın sınırlandırılmasına dayandıran Liberal Demokrasi ise bireylerin ve azınlıkların haklarını, devletin ve çoğunluğun tahakkümüne karşı korur. Bu sınırlandırma ve koruma da anayasal haklar, hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı ve etkin denge-denetim mekanizmaları ile sağlanır. Bu bakımdan liberal demokrasi, seçimli demokrasiyi haklar ve kurumsal güvencelerle genişleten daha kapsamlı ve tesis edilmesi daha güç bir demokrasi türüdür. Bu yazı dizisi boyunca, V-Dem’in bu iki temel endeksinin birlikte ele alınması, Türkiye’de son yıllarda yaşanan demokratik gerilemeyi (tarihsel arka planıyla birlikte) yalnızca seçimler üzerinden değil, aynı zamanda daha derin kurumsal boyutları ve hak temelli yönleriyle görebilmemizi sağlıyor. ↑
-
Bu eğilim eğrileri, “Yerel Ağırlıklı Regresyon” (LOWESS) yöntemiyle tahmin edilerek yumuşatılırken bant genişliği 0,10 olarak ayarlanmıştır. Eğilim eğrilerine ilişkin açıklayıcı bilgiler yazı dizisinin ilk bölümünde sunulmuştu. Bu üçüncü bölümdeki tüm şekiller Stata’da çizilmiştir. Şekil çizimleri için gerekli Stata kodlarının saptanıp geliştirilmesinde yapay zekâdan yararlanılmıştır. ↑
-
Şekil-10’da ülkeler kişi başına gelire göre dört kategoriye bölünürken Dünya Bankası’nın 2024 yılına ait gruplandırması esas alınmıştır. Gelir grubu adlarının yanındaki parantezlerde, 132 ülkelik bu örneklem için her bir gelir grubunda yer alan ülke sayıları belirtilmiştir. ↑
-
Burada pratik bir istatistiksel yorum olarak, örneklemde “ortalama”nın “temsilî” bir ülkeye ve “medyan”ın da “tipik” bir ülkeye karşılık geldiği varsayılmaktadır. ↑
-
Dünya Bankası’nın orijinal gruplamasında 7 bölge vardır, ancak grafiklerin okunabilirliğini geliştirmek için bazı bölgeler birleştirilerek bölge sayısı yazar tarafından 5 olarak ayarlanmıştır. Şekil-11’de bölge adlarının yanındaki parantezlerde, 132 ülkelik bu örneklem için her bir bölgede yer alan ülke sayıları belirtilmiştir. ↑
-
1939-1943 alt dönemi için verileri eksik olan Polonya aslında 132 ülkelik örneklemde yer almamaktadır. Ancak son yıllarda otokratik bir eğilim sergilediği bilindiği için bu ülkenin de seçilmiş Doğu Avrupa ülkelerine dâhil edilmesinin uygun olacağı düşünülmüştür. Belirtilen alt dönemde Polonya’nın verileri eksik olsa da grafiklerde eğilim eğrileri çizilirken “Yerel Ağırlıklı Regresyon” (LOWESS) yöntemi kullanıldığı için bu veri boşluğu “köprülenmekte” ve Polonya’nın demokrasi eğilimleri kesintisiz sunulabilmektedir. ↑
-
Cenk Saraçoğlu, “‘Büyük Gücün’ Kudret Şovu ve Anti-Emperyalist Siyaset”, #ayrım, 02 Mart 2026. https://www.ayrim.org/guncel/buyuk-gucun-kudret-sovu-ve-anti-emperyalist-siyaset/ ↑








