Davos 2026 konuşmaları, küresel sorunlara dair uzlaşıdan çok açıklama düzeyinde bir çoğulluk olduğunu gösteriyor: liderler aynı olgular hakkında konuşsalar da farklı “neden?” sorularına (koordinasyon başarısızlığı, uygulanabilirlik kısıtı, kırılganlık) cevap veriyorlar. Sorun, aktörlerin tutarsızlığı değil; bu farklı açıklamaların birbirini ikame edemeyen politika mekanizmaları gerektirmesi ve küresel yönetişimin çoğu zaman tek bir baskın mekanizmaya dayanmasıdır. Bu açıdan, küresel tıkanıklıklar, yanlış politikaların yanı sıra yanlış bir şekilde ortak olduğu varsayılan sorulardan da kaynaklanıyor.
Ünlü Amerikalı banka soyguncusu Willie Sutton hapishanedeyken, onu ıslah etmeye çalışan bir rahip ona neden banka soyduğunu sorar. Sutton, “Çünkü para orada” diye cevaplar.[1]
Rahibin sorduğu soru ile Sutton’ın cevapladığı sorunun farkını, banka soymakla ilgili alternatifleri farklı tanımlamalarına dayandırabiliriz (Garfinkel, 1981). Rahip ve Sutton olguyu iki farklı açıklama nesnesine yerleştiriyorlar. Rahibin nesnesini “Sutton banka {soymaz/soyar}”, Sutton’ın nesnesini ise “Sutton {başka şeyleri/bankaları} soyar” olarak basitleştirebiliriz. Aynı olay iki farklı karşıtlık alanına yerleştirildiğinde ortaya iki farklı soru çıkıyor.
Şimdi Donald Trump’a neden Greenland’i (satın) almak istediğini soranlar da benzer bir uyuşmazlık yaşıyor olabilirler; tabii şayet sorunun amacı Greenland’i neden zorla almadığını anlamak değilse. Keza Amerika ve Venezuela arasında yapılan 2 milyar dolarlık petrol ‘anlaşmasının’ Amerika saldırısı bittikten sonra Venezuela tarafından gelen bir teklif üzerine gerçekleştiğini söylerken belli ki Trump’ın zihninde ‘anlaşmayı kabul etmeyebilirdik’ azameti vardı.[2] Tam bu noktada Trump’a en güzel soruyu soracak/cevabı verecek birileri gelmiştir aklınıza. Ama basit bir sorudan başlayacak olsaydık, ve Robert Dahl salonda olsaydı, ‘tek boyutlu’ bir soru yöneltebilirdi mesela.[3] Bartlett’in (1989) ‘olay gücü’nü (event power) tanımlarken kullandığı örnek de burada fazla söze gerek bırakmayacaktır: Biri yola bir kuyu kazar, kuyuyu da yılanlarla doldurur. Yoldan geçerken kuyuya düşenlere de ‘merdiven almak ister misiniz?’ diye sorar.
Trump ve diğer devlet başkanlarının Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) 56. Yıllık toplantısındaki konuşmaları benzer örnekler açısından hayli zengin. Buradan yola çıkarak konuşmaları temel birkaç araçla inceleyelim.
Malumunuz, Amerika dışındaki ülkeler için, kabaca ana temalar arasında Amerika hegemonyasının yeni tonundan duyulan rahatsızlık, eski dünya düzeninin geçerli olmaması, jeopolitik riskler ve kırılganlıklar, haliyle de bir yandan ulusal güvenlik ve özerklik vurgusu diğer yandan koordinasyonun ve iş birliğinin sağlanmasının elzemliği bulunmaktaydı. En çok öne çıkan başlıkların konuşmalardaki ağırlıkları için Şekil 1’e bakabiliriz.[4]
Şekil 1. Karşıtsal Ayrıklık (contrastive explanandum)
Şekil 1, konuşmalarda üç farklı “açıklanan sorun” (explanandum) türünün göreli baskınlığını göstermektedir. Değerler, en baskın açıklanan sorun 1 olacak şekilde normalize edilmiştir. ‘Koordinasyon başarısızlığı’, mevcut kapasite ve uzlaşıya rağmen iş birliğinin neden başarısız olduğu sorusuna odaklanan açıklamaları temsil etmektedir. ‘Uygulanabilirlik kısıtı’, finansman, yatırım ve geçiş maliyetleri nedeniyle politika uygulamasının neden zor olduğu sorusuna; ‘şoklara karşı kırılganlık’ ise borç, gıda güvenliği ve küresel volatilitenin etkilerinin neden daha ağır hissedildiğine odaklanmaktadır.
Bu şekil, söylem düzeyinde açıklayıcı çoğulculuğu ortaya koymaktadır: aynı politika alanında birden fazla “neden” sorusu bir arada bulunmaktadır ve her biri farklı bir örtük kısıtlamayı çağrıştırmaktadır. Bu çoğulculuk, politika araçları tek bir açıklanacak unsur varmışçasına tasarlanmışsa, yapısal sorunların ortaya çıkabileceğine işaret eder. Bu noktada ilave bir araç olarak açıklama çerçeveleri ve politika araçları matrisi ile odağımızı farklı politika araçlarının hangi kısıtı çözdüğüne çevirebiliriz.
Şekil 2. Açıklama Çerçeveleri ve Politika Araçları Matrisi
Şekil 2, konuşmalarda geçen farklı açıklama çerçevelerinin (kısıtların) ve politika araçlarının eşleşmesini göstermektedir. Her bir açıklama çerçevesi kendi içinde tutarlı politika araçlarıyla ilişkilendirilmektedir: koordinasyon başarısızlığı kurallarla, uygulanabilirlik kısıtları finansmanla, dağıtımsal çatışmalar ise transferlerle eşleştirilmektedir. Şekil, bireysel düzeyde tutarsızlıktan ziyade, farklı açıklamaların (kısıtların) farklı ve ikame edilemeyen politika mekanizmaları gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, küresel yönetişimde tek baskın mekanizmaya öncelik verildiği durumlarda yapısal gerilimlere yol açabilmektedir. Örneğin, Paris Anlaşması kapsamında, iklim değişikliğine verilen baskın yanıt kurallara dayalı bir koordinasyon mekanizmasıdır. Ancak, iklim değişikliğini öncelikle bir uygulanabilirlik veya dağıtım sorunu olarak gören ülkeler için bağlayıcı kısıtlamalar finansmana erişim ve uyum maliyetleridir. Bunlara dair mekanizmaların nispeten yetersiz olması, koordinasyon kısıtı kurallar mekanizmasıyla kısmen ele alınsa bile, uygulanabilirlik ve dağıtım kısıtlarının bağlayıcı olmaya devam edeceği anlamına gelir. En nihayetinde, koordinasyon alanında da görünürde doğru araçlar kullanılsa dahi beklenen başarıya ulaşılamamıştır.
Uluslararası düzlemde kısıtlar ve politika araçları ülkeler arası stratejik ilişkinin (oyun teorisi terminolojisinde ‘oyun’un) yapısını belirler. Örneğin, mevcut politik düzende Avrupa ülkeleri ve Kanada gibi ülkeler bir yandan Amerika karşısında ayakta kalabilmek için iş birliğinin gerekliliğini diğer yandan da ulusal güvenlik ve çıkarları vurgulamaktalar. Haliyle, genel jeopolitik yapı koordinasyon kısıtının bağlayıcılığını artırmış durumda. Diğer kısıtları göz ardı edersek bu durumu Jean-Jacques Rousseau’nun geyik avı ikilemi ile anlamak mümkün.[5] Her oyuncu koordinasyonu tercih eder ve hepsinin tercih ettiği sonuç (denge) aynıdır. Bu dengeye ulaşmak için kurallar, standartlar ve (bağlayıcılığı olmasa dahi) anlaşmalar koordinasyon sorununu çözebilir. Ancak, koordinasyonun yanı sıra, dağıtımsal bir kısıt da mevcut ise, oyun bir koordinasyon ve çatışma oyununa dönüşecek ve her oyuncu farklı bir sonucu (dengeyi) tercih edecektir. Bu durumda, tekil olarak koordinasyon kısıtı olduğu durumda işe yarayan kurallar ve bağlayıcılığı olmayan anlaşmalar, koordinasyon problemini çözmekte etkili olmayacaktır. Bu da yukarıda bahsettiğimiz duruma bir örnek olarak gösterilebilir.
Diğer taraftan Trump’ın eylemlerine ve söylemlerine baktığımızda ikili bir çıkarım yapmak mümkün. Tarifelerde uyguladığı gibi değişken stratejisi bir şahin-güvercin oyununda karma strateji ile açıklanabilir.[6] ‘İstediğimi yaparsanız da yapmazsanız da unutmam’[7] şeklindeki tehditkâr söylemleri ise tekrar eden bir mahkumlar çıkmazı oyununda bir cezalandırma stratejisi (grim-trigger strateji) oynadığını düşündürmekte. Elbette bu gözlemlediğimiz stratejiden (cevaptan) onun karşıtına, oradan da doğru soruya ulaşmayı amaçlayan tahminsel bir analiz. Yine de genel yapısal değişkenlere izdüşümü adına önem taşımakta. Zira tüm ilişkileri analitik olarak iç içe geçmiş oyunlar olarak ele aldığımızda birinin sorusu diğerinin cevabını üretecek, bunlar da gerek kısıtların bağlayıcılığını gerekse görece baskınlığını belirleyen yapısal değişkenleri etkileyecektir. Ajanlar ve yapısal düzenin (agency-structure tartışması) sürekli yeniden üretilen ve dönüşen dinamik ilişkisini anlamanın yolu da bu soru ve cevapları ayrıştırmaktan geçmektedir.
Kaynakça:
Bartlett, R. (1989). Economics and power : an inquiry into human relations and markets. Cambridge: Cambridge University Press.
Dahl, R. A. (1957). On the Concept of Power. Behavioural Science , 2 (3), 201-15.
Garfinkel, A. (1981). Forms of explanation: Rethinking the questions in social theory. Yale University Press.
- Garfinkel (1981) birinci bölümden alıntıdır. ↑
- Dünya Ekonomik Forumu (WEF) 56. yıllık toplantısı, Donald Trump konuşması. ↑
- Dahl (1957) A’nın B’yi normalde (A’nın dahlinin olmadığı durumda) yapmayacağı bir şeye zorlamasını tek boyutlu güç olarak tanımlar. Örneğin, bir negatif dışsallık durumunda, A (dışsallığı dayatan taraf) B’yi (dışsallığa maruz kalan taraf) normalde yapmayacağı bir şeyi (mülkiyet hakları piyasasına girmek) yapmaya zorlar. Bu, Bartlett’ın (1989) “olay gücü” olarak adlandırdığı durumun bir örneğidir. ↑
- Şekil 1 ve Şekil 2 Dünya Ekonomik Forumu (WEF) sayfasında yayınlanan konuşmaların yazar tarafından birleştirilen transkripsiyonları kullanılarak üretilmiştir. ↑
- Bir grup avcı büyük bir geyiği takip eder ve geyiğin belirli bir yolu izlediğini fark eder. Tek başına bir avcı geyiği öldüremez, ancak birlikte çalışırlarsa geyiği tuzağa düşürebilirler. Ancak, tuzakları keşfedilirse geyik kaçacak ve hiçbiri yemek yiyemeyecektir. Avcılar tuzak kurup geyiği beklemeye karar verirler. Birkaç saat bekledikten sonra geyiğin izi görünmez, ancak bir tavşan gelir. Tavşan, tek başına avlanan bir avcı için yemek yeme fırsatı sunar ve kolay bir avdır. Tavşan geyikten daha az değerli olsa da avlanması daha kolaydır, bu nedenle fayda açısından getirisi daha kesindir. Ancak içlerinden biri tavşanı avlamak için saklandığı yerden çıkarsa, geyik tuzağı boşa gider ve diğerleri aç kalır. Özetle, her avcı bir seçim yapmak zorundadır: diğerlerine güvenip potansiyel olarak daha büyük bir kazanç için geyiği avlamak mı, yoksa daha küçük ama daha kesin bir kazanç için tavşanı avlamak mı? ↑
- Son zamanların popüler terimlerinden TACO (Trump always chickens out) buna istinaden çıkmıştır. Şahin-Güvercin (Hawk-Dove) oyununun diğer bir ismi de ‘Chicken Game’dir. ↑
- Dünya Ekonomik Forumu (WEF) 56. Yıllık toplantısı, Donald Trump konuşması. ↑


